DOSYA | Kübra Şamiloğlu: Müslüman feminizmi, feminizmi çoğaltmak için var

Özlem TEMENA


TÜKENMEZ HABER - Kadın olmak, dünyanın farklı coğrafyalarında Latin Amerika'da, Avrupa'da, Ortadoğu'da, binlerce, yüzlerce yıl önce de, farklı kültürlerde de, farklı dillerde de, hep zordu.

Binlerce yıl geçse de, bugüne kadınların bitmek bilmeyen mücadele azmi miras kaldı. Bazen yaşamak, bazen var olmak, bazen özgürlük, bazen de eşitlik için verilen mücadele.

Kadınlar, Eduardo Galeano’nun kitabında tepetaklak ettiği dünyayı, gerçek kılmak için fikir üretiyor, tartışıyor, mücadele ediyor.

Dosyamızda kadınların bu mücadele sırasında oluşturduğu ideolojileri mercek altına alıyoruz.

‘Sosyalistler, feminizm hakkında ne düşünüyor?’, ‘Feministler, sosyalistlerin kadın hareketi ideolojisini nasıl değerlendiriyor?’, ‘Müslüman feminist olur mu?’ bu sorulara dört gün sürecek dosyamızda yanıt aradık…

Bu dosya 8 Mart’ı bizlere armağan eden dokuma işçisi kadınlara, Clara Zetkin’e ve kadınların özgürlüğü adına emek veren tüm kadınlara adanmıştır.

Kübra Şamiloğlu: Müslüman feminizmi, feminizmi çoğaltmak için var

Havle Kadın Derneği 2018’in Ekim ayında kendilerini Müslüman Feminist olarak tanımlayan bir grup kadının bir araya gelmesiyle kuruldu. O tarihten bu yana Müslüman kadınların feminist harekete katılımını arttırmayı amaçlıyorlar.

Havle Kadın Derneği’nden Kübra Şamiloğlu 'derneğin feminizmden beslediğini' söylüyür;

“Biz feminizminden besleniyoruz. Önce şunu iyi anlamak gerekiyor, Müslüman feminizmi, feminizmi bölmek için değil çoğaltmak için var.”

Başörtüsünün kişisel tercih alanı olduğunu söyleyen Kübra Şamiloğlu; “Bütün başörtülülerin bir partiye oy verdiği şeklinde bir algı yaratılmaya çalışılıyor. AKP’li olmayan başörtülü kadınlar da var, üstelik bu bir mücadele alanı. Başörtüsü kişisel bir tercih. Kimse takmak yada çıkarmak zorunda değil.” diyor.

- Müslüman feministler kimlerdir?

Müslüman feministlerin ‘normal feminist’lerden pek bir farklı yok.  Feminizmi tüm söylemleri ve kazanımlarıyla kabul ediyoruz, biz bu ideolojik perspektifin arkasındayız. Farklı olan şey ise kişisel deneyimler. Örneğin, Türkiye’de yaşadığımız başörtüsü süreci, Müslüman kadınların hayatlarında yaşadıkları farklı deneyimler…

Size bunu açıklayan bir anekdot anlatayım, ben her hafta Feminist Mekan’da buluşmalara gidiyorum, orada bir arkadaş 28 Şubat’a atıfta bulunarak bir örnek verdi. Sunumun ardından genç bir arkadaş, ’28 Şubat ne? Lütfen bana söyler misin?’ dedi. Çok genç bilmemesi normal. Ama benim 18 yaşındaki kardeşim biliyor. Yani bir tarafında da bir kimlik meselesi bizi bir araya getiriyor.

Bizim feministlerle ortaklaştığımız yerler var ama Müslüman feministler de kendi aralarında bazı tecrübeleri paylaşıyor. Elbette sadece başörtüsü üzerinden de bir araya gelmiyoruz. Kişisel ve İslami kaygılarımız da var. Örneğin başörtülü olmayan ama kendini ‘tesettürlü’ hisseden kadın arkadaşlarımız bizim yanımızda kendini daha rahat ifade ediyor. Kadınlar bu durumda da Müslüman feministleri tercih ediyor. Kişisel pratikler bunu belirliyor aslında.

- Türkiye'de İlk Müslüman Feminist Kadın Derneği Havle, ideolojisinin temelini nerden alıyor?

Biz feminizminden besleniyoruz. Önce şunu iyi anlamak gerekiyor, Müslüman feminizmi, feminizmi bölmek için değil çoğaltmak için var. ‘Feminizm böyle bir şeymiş’ diyerek bize katılan kadınlar var. Biz gücümüzü feminizmden alıyoruz.

‘KADIN BAŞINI AÇAR, BU ONU DİNSİZ YAPMAZ’

- Havle içerisinde başörtüsünü çıkarmak isteyen kadınlar oluyor mu? Nasıl tepkiler alıyorlar?

Başörtülü olup açılmak isteyen kadınlar kendilerini bizim yanımızda daha rahat hissediyor. Çok fazla genç arkadaş var bunu isteyen. Ama farklı bir açından bakarsak bu kadınlar, ‘özgürleştin, dinin baskısından kurtuldun’ söylemlerinden rahatsız oluyorlar. Bu karar ona aittir. Kadın kendi okumalarını yapmıştır ve İslamiyet’te başörtüsünün farz olmadığını düşünüyordur. Sonrasında da açar başını bu onu dinsiz yapmaz.

‘ŞİMDİ ÇIKARSAM, SANIRIM SAÇIMI YAPAMAM’

-Peki başörtüsü İslamiyet’in bir kuralı değil mi? Yoksa İslamiyet’te buna ilişkin farklı yorumlamalar var mı?

Tek bir İslamiyet yok. Bu yorumu yapan bir sürü kadın imam da var. Türkiye’de İslamiyet’in birincil kural olarak belirlenmesinin nedeni bir yasak süreci geçirmiş olmamız. Geldiğimiz noktada bir tesettür mantığı var veve, ama kişi kendisi karar vermeli başörtüsüne. Ben 11 sene boyunca hep başımı açarak okudum ama benim için zordu. Okula giderken kendimi başka bir yerde bırakıyordum, olmadığım bir kimliğe bürünüyordum. Zamanla duygusal bağ da kuruyorsun başörtünle. Benim başörtümle aramda duygusal bir bağ var. Şimdi çıkarsam, sanırım saçımı yapamam.

‘O ZAMANA KADAR, ‘FEMİNİZME NEDEN HERKESİN İHTİYACI VAR’ KISMINI ANLAMAMIŞTIM’

-Feminizm sizin hayatınıza nasıl girdi?

Dört sene önce referandum sürecinde tanıştım. Yetiştiğim ailede cinsiyet rolleri yoktu. Erkek kardeşlerim de en az bizim kadar iş yapardı. Evlendiğim anda cinsiyet rollerindeki farklılıkları gördüm. O zamana kadar, ‘feminizme neden herkesin ihtiyacı var’ kısmını anlamamıştım.

Sonra referandum süreci başladı. O dönemde Gezi’de yaşananlar, Suriye’de olanlardan sonra, ‘bir şey yapmam gerek’ diye düşündüm.  İnternette araştırdım, Hayır Meclis’lerini buldum. Orada çok tatlı, çok iyi kişiler vardı ama hayat tarzı olarak bağ kuramadık. Sonra ‘Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar’la tanıştım. O süreçte 'neden müftü nikahı olmamalı?' üzerine çalışmalar yürüttük, kendimi evimde gibi hissetim. Havle sürecim böyle başladı diyebilirim. 

-Havle Derneği’nin hedef kitlesi nedir? Kimlere ulaşıyorsunuz, kimlerle bağ kuruyorsunuz?

Kadınlar arasında bir ayrım yapmıyoruz ama sonuç olarak tercih edilen kitle genelde Müslüman kadınlar. Bu bağ biraz da kişinin kendi bagajıyla ilgili. Kendi ateist olan fakat Müslüman ailede yetişmiş kadınlar da kendilerini bizim yanımızda rahat hissediyor. Yani bir yanda evde olma hali güzel geliyor. Biz elbette işçi kadınlara ulaşmayı çok isteriz fakat şu anda orta sınıf ve yüksek eğitimli Müslüman kadınlar bizi tercih ediyor.

-Kadınlarda görünür olan ‘farklı bir İslam arayışı’ var mı?

Aslında bu biraz da iktidarın dini eline almasının ardından ‘din böyle değil’ diyen kitlenin artmasıyla görünür hale geldi. Örneğin, bir bakan ‘Erdoğan bizim peygamberimiz’ demişti. Bu kabul edilmez bir şey. Geleneksel dindar olanlar bunu gerçekten kabul edebiliyorlar ama birazcık dini okuma yapmış kesim bunun lafını etmenin bile yanlış olduğunu söylüyorlar. Son tahlilde, bütün başörtülülerin bir partiye oy verdiği şeklinde bir algı yaratılmaya çalışılıyor. AKP’li olmayan başörtülü kadınlar da var, üstelik bu bir mücadele alanı. Başörtüsü kişisel bir tercih. Kimse takmak yada çıkarmak zorunda değil.


PAYLAŞ