Salgın yokmuş gibi oynat, sendika zaten yok

Brian Birch pragmatist bir İngiliz’di. Meşhur Matt Busby'nin Manchester United'ında da bir süre yer almış silik bir futbolculuk geçmişi vardı.

Futbolu bıraktıktan sonra alt liglerdeki birkaç İngiliz takımında antrenörlük yapmış ve 1970'te Coşkun Özarı'nın kondisyoner yardımcısı olarak Galatasaray'da işe başlamıştı.

Özarı'nın ayrılmasının ardından takımın başına geçen Birch, 1972 ve 73'te takımı şampiyon yaptı.

Antrenmanları ağır ve çoğunlukla dayanılmazdı. Takıma öylesine kondisyon yüklüyordu ki, birçok oyuncu sahada iki maç üst üste çıkarabilecek düzeye ulaşmıştı. 

Verdiği haplara ve protein tozlarına o dönem takımın en sivri oyuncusu olan Metin Kurt tepki gösteriyordu: 

“Kendisine bu yaptığının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledim. O da bana 'Madem sağlığını bu kadar çok düşünüyorsun memur olsaydın o zaman; buraya ülke futbolunu geliştirmeye değil, İngiltere'de ev satın almaya geldim' dedi.”

Yıllar sonra Birch, İstanbul'a geldiğinde havaalanında kendisine uzatılan gazeteyi kurcalarken etrafındakilere "Metin Kurt hala başbakan olmadı mı?" diye soracaktı.

Metin Kurt başbakan olamamıştı ama hayatını futbolda sendikalaşmaya adamıştı. Dar gelirli bir ailede büyümüş ve lise yıllarında para kazanmak için futbola başlamıştı.

Alibeyköyspor ve Altay'ın ardından PTT'ye, oradan da hayatının en başarılı yıllarını yaşayacağı Galatasaray'a transfer olmuştu.

1971-74 arasında Brian Birch'ün başında olduğu takımın değişmez açığıydı.

Çizgi üzerindeki maharetini bir devre sol kanatta bir devre sağ kanatta göstermeyi tercih ediyordu:

“Halka en yakın yer neresi? Çizgi. Ben de çizgide oynardım. Antrenör ve idarecilerin olduğu tarafta oynamayı sevmiyorum. Kapalının önünde oynamamak için bir devre sol açık, bir devre sağ açık oynardım.”

Nisan 1976'da yine bir devre sol açık, bir devre sağ açık oynadığı maçlardan birinde Ankaragücü'nü Türkiye Kupası'ndan eleyip finale çıkmışlardı.

Bir süre sonra kendilerine vadedilen primlerin ne olduğunu idari menajer Turgan Ece'ye sorduğunda, Ece tarafından anarşistlikle suçlandı.

Kendisini destekleyen ve aralarında Yasin Özdenak ve Mehmet Oğuz'un da olduğu 4 arkadaşıyla birlikte kadro dışı bırakıldı.

Takım idmanlara çıkmama kararı aldı. Metin Kurt'un anarşist ve komünist olmakla suçlanmasının nedeni primleri istemesi değil, solcu olduğunu gizlememekle kalmayıp dönemin toplumsal ve siyasi hareketlerine fiili destekte bulunmasındaydı.

Bunun yanında o güne dek yönetimlere baş kaldıran ya da sistemi sorgulayan herhangi bir futbolcu gelmemişti.

Metin Kurt, kadro dışı bırakıldıktan 1 ay sonra Cağaloğlu'ndaki Türk Haber Ajansı'nda bir basın açıklaması yaptı.

5 maddede topladığı konuşmasının sonunda Turgan Ece'ye seslenerek şöyle demişti;

“Galatasaray formasını ve bu formanın getirdiği ekmeği sen vermiyorsun. Ekmeğimi alın terim, sarı-kırmızılı formam ve belki de aç mide ile stadyumlara teselli aramaya koşan taraftarlarımız ve sporseverler veriyor.”

Buz kesen salonda açıklamanın sonundaki sessizliği o sıralarda genç bir gazeteci olan Kazım Kanat bozarak Metin Kurt'a bundan sonra ne yapacağını sordu.

Kurt; "Futbolu bırakmak mı yoksa Galatasaray'ı bırakmak mı zor?" şeklinde yanıtladı.

Arkadaşları Mehmet ve Yasin yönetimden özür dilemiş ve bunu basın yoluyla duyurmuşlardı.

Mehmet Oğuz daha sonra Abdi İpekçi'nin kendilerine "Metin iyice sola kaydı. Onun artık futbol dünyasında yer alması mümkün değil. Kendinizi kurtarmak istiyorsanız, hemen yönetimden özür dileyin” diyerek akıllarını çeldiğini anlatacaktı.

Metin Kurt, futbolu bırakmayı kafasına koysa da bir süre daha Kayserispor'da oynamaya devam etti.

Siyasi bilinci Kayseri'de iyice şekillenmişti. Hatta bir yandan futbolculuk yaparken bir yandan metal fabrikasında sendikanın gerilememesi için işe girip çalışmışlığı bile vardı.

Futbolculuğu sonrasında kısa aralıklarla teknik direktörlük yaptı. Her defasında yöneticilerin sevmediği adamdı.

Mevcut düzende sürdürülebilir başarıların gelmeyeceğine inanıyordu. Politik bilinci onu artık asla oyun olarak görmediği futboldan alıp lokal bir mücadele alanı olarak spor sendikacılığına doğru sürükledi.

2010'da hayali olan Spor Emekçileri Sendikası'nı kurduktan iki sene sonra gırtlak kanserine bağlı kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Cenazesine katılanlar arasında solcu taraftar grupları, eski dostları vaktiyle yanında olmaktan korkan tanıdıkları vardı.

Cenazede Rıdvan Dilmen onun sendikasına üye olamamanın verdiği ezikliği hissettiğini söylüyordu. 

Koronavirüs nedeniyle hiç oynatılmaması gerekirken Türkiye Futbol Federasyonu'nun ve Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz'in ısrarla seyircili oynatmak istediği ve kamuoyu baskısı sonucu seyircisiz oynatılan Galatasaray-Beşiktaş maçı sonrası Metin Kurt'un eski takım arkadaşı Fatih Terim, onun ismini anmasa da adeta mücadelesinin yıllar sonra ne kadar önemli olduğunu hatırlattı:

“Kulüpler Birliği toplantısında bu gündeme gelecek. Hepsinin bizde derneği var. Futbolcular Derneği ne yapmalıydı? Şimdiye kadar çoktan toplanıp ‘oynamıyoruz’ demeliydi. Diyemez. Antrenörler Birliği, hiçbir şey diyemez, dememiştir. Hakemler Birliği, en ağır şeylere onlar maruz kalıyor Allah için. Çıkıp da bir şey demezler, diyemez. Sendika olmadıkları sürece sadece bu halde kalacaklar.”

 

 

Seyircisiz oynanması bile tehlike olan maçta yaklaşık bin görevli vardı ve basın toplantısını 70'e yakın gazeteci kapalı ortamda takip etti.

Fatih Terim, top toplayan çocuğun bile risk altında olduğunu ve herkesin bir ailesi olduğunu söylüyordu.

Aynı saatlerde Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu da ağzında maskeyle "Ligler niye tatil edilsin?" diye sormuştu. 

Bu açıklamadan 1 hafta sonra Fatih Terim'in ve yönetici Abdürrahim Albayrak'ın Kovid-19 test sonuçları pozitif çıktı.

Türkiye'nin en popüler ve sözü geçen futbol karakterinden maçı çaresizce oynamak zorunda kaldıklarını ve sendikasızlığın hak arayışlarında büyük sorun yarattığını duymak birçok insanı şaşırtmıştı.

Oysa Metin Kurt, 2009'da FourFourTwo için Ali Ece'ye verdiği röportajda Fatih Terim için şunları söylemişti;

“1976'da Galatasaray'daki grevde sağa yakınlığı ile bilinen sevgili takım arkadaşım Fatih Terim de eğer o sırada burada olsaydı bizimle beraber hareket edecekti, çünkü ideolojilerin ötesinde hepimiz spor emekçisiydik. Fatih Terim’in o zaman özel bir meselesi için Adana’ya gitmesi gerekiyordu, o yüzden burada değildi; yoksa birtakım odakların iddia ettiği gibi sevgili Fatih asla takım arkadaşlarını satan bir grev kırıcı değildir, son derece düzgün bir insandır.”

İktidarlar tarih boyunca, sendikaların her zaman anarşizmi çağrıştıran yasadışı bir faaliyet olarak algılanmasını istemiş ve bunda başarılı da olmuşlardır. Oysa sendika, anayasada yer alan bir haktır.

Türkiye'deki siyasi patronaj ve postmodern feodal yapılanmalar,  güç ilişkilerini itaat eden ve edilen dışında üçüncü bir aktöre bırakmadığı için Fatih Terim'in, federasyonun ve yöneticilerin, insan hayatını tehlikeye attıkları bu ortamda maçın oynanmaması için bir dayanışmaya ihtiyaç duyması da son serece normaldi.  

2010'da kurulan Spor Emekçileri Sendikası, Metin Kurt'un 2012'deki ölümünden kısa bir süre sonra yeterli desteği bulamadığı için kapandı.

Bugün futbolcuların ya da diğer branşlardaki sporcuların ve spor emekçilerinin sağlıklarını ya da haklarını koruyacak bir sendikaları yok.

Metin Kurt'un dediği gibi;

“Bugünkü ortamda her gol emekçinin kalesine atılacak.”

Sahi, o gün stadyumda olan bütün emekçilere test yapıldı mı?

 

 


PAYLAŞ