Yıl 1997: Recep Tayyip Erdoğan ve Bekir Yıldız…Yıl 2020: HDP’li belediyeler…

6 Aralık 1997 yılında Erdoğan, Siirt’te düzenlenen açık hava toplantısında yaptığı bir konuşmada, Ziya Gökalp’in “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu:

“Minareler süngü, kubbeler miğfer

Camiler kışlamız, müminler asker

Bu ilahi ordu dinimi bekler

Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında 12 Şubat 1998 yılında Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca ‘Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek’ suçlamasıyla dava açtı. Dava çok kısa, iki ay gibi bir süre içersinde 21 Nisan’da sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis, 860 bin lira para cezası aldı ve iyi hali nedeniyle cezası 10 ay hapis, 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.

Erdoğan’ın cezası 5 ay sonra 23 Eylül’de Yargıtay tarafından onandı. Ve Erdoğan için Hürriyet şöyle bir manşet attı: “Tayyip'e şok ceza, Muhtar bile olamaz.”

Ceza infaz yasası gereği Erdoğan’ın cezası 4 ay 10 güne indirildi. 26 Mart 1999 yılında cezaevine girdi. Erdoğan, 21 Nisan’da hüküm giymiş, 23 Eylül’de Yargıtay cezasını onamış, 11 Kasım tarihinde Erdoğan görevini bırakmış ve yerine 12 Kasım 1988 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Belediye Başkanı Vekili olan Ali Müfit Gürtuna seçilmişti.

28 Şubat öncesi Sincan…

Ankara Sincan'da Ocak 1997'de düzenlenen Kudüs Gecesi'nde İran Büyükelçisi ile Ortadoğu'dan konukların gelmesi tartışmalara neden olmuş ve gece ana akım ve diğer medya organlarından 'irtica hortluyor' diyerek manşetlerden duyurulmuştu. 

Sincan'da 30 Ocak'ta tanklar geçiş yapmış, yetmemiş, 4 Şubat’ta 20 tank, 15 civarında kariyer ve çeşitli araçlardan oluşan konvoy, Kudüs Gecesi'nin yapıldığı Sincan ilçe sokaklarından tekrar yürütülmüştü. Bu olaylar 28 Şubat’a giden yolun en önemli kilometre taşlarından biri sayılmıştı.

Necmettin Erbakan Başbakanlığındaki hükümet sert tepki göstermiş, Genelkurmay ise topu taca atarak, ‘normal bir eğitim faaliyeti olduğu’ savunmasını yapmıştı. Çok kısa bir süre sonra Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, tankların Sincan sokaklarında yürütülmesinin bir eğitim faaliyeti olmadığını ikrar ederek; “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diyerek savunmuştu.

***

Ve hükümette Refahyol iktidarı vardı. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’di.

O gün devletin derin yüzü Çiller şöyle konuşuyordu:

“Ülkemizin, şu geçtiği süreçte son yaşadığı bir densiz olay var, Sincan olayı. Sincan’daki olayı yok farz edemeyiz. Sincan’daki olayı küçümseyip geçemeyiz. Sincan’daki olayın vahim olduğunda da hemfikir olmamız gerekir. İçimize sindirmediğimiz müddetçe bu işlerin hepsini aşacağız. Türkiye aşacak, devletimizin bu vazgeçilmez niteliği denenecek olursa, buna teşebbüs edenlere de Türkiye’yi dar ederiz.”

Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, Başbakan Yardımcısı Çiller’in talimatıyla, İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından görevinden alınmış, Bekir Yıldız ve belediye çalışanları hakkında “Hizbullah Terör Örgütü üyeliği”, “Yardım ve yataklık” suçlarından iki ayrı adli soruşturma başlatılmıştı.

***

Sincan eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın da aralarında bulunduğu Kudüs Gecesi'ni düzenleyenler Ankara 2 No'lu DGM'de yargılandılar. Yıldız, Şirin ve arkadaşları için tam 1000 sayfalık iddianame hazırlandı.

Yıldız, toplam 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Gazeteci-yazar Nurettin Şirin ise 17 yıl 6 ay ağır hapis cezası aldı.

Aynı davadan yargılanan diğer sanıklardan belediye görevlileri Mükremin Kılıç, Hüseyin Avni Yazıcıoğlu, Osman Özüpek ve Duran Özdemir de 3 yıl 9'ar ay hapse mahkûm edildiler. Bekir Yıldız, 2 yıl 5 ay hapis yattı. Nurettin Şirin ise 2004 yılında tahliye edildi.

Erdoğan ve Yıldız’da görevlerinden alınmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde okuduğu bir şiir yüzünden DEVLET tarafından yargılamış ve Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmekten” hapis ve para cezası almıştı.

Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ı, Erdoğan gibi DEVLET yargılamış “Yasadışı Hizbullah örgütünün propagandasını yapmak suretiyle yardım ve yataklık yaptığı, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçunu” işlemekten hapis cezası almıştı.

Erdoğan ve Yıldız belediye başkanlığı görevlerinden alınmış ve yerlerine belediye meclisinin seçtiği üyeler belediye başkanı seçilmişti.

***

Dün nasıl hukuka müdahale edilip siyasilere ceza veriliyorsa bugünde aynı benzer müdahaleler yapılıp insanlar gözaltına alınmakta, tutuklanmakta ve hapis cezaları almaktadırlar. Bugün Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, belediye başkanı iken yerine kayyum atanmamış ve yargılama sonuçlanıncaya kadar tutuklanmamıştı.

Bugün ise kimi belediye başkanları hukuk kararları ile görevden alınırken, kimi belediye başkanları hukuk kararları olmadan görevden alınmakta yerlerine ise vali ve kaymakamlar atanmamaktadır. Belediye meclisleri de feshedilerek, yasa gereği meclisin seçmesi gereken başkan vekillerinin iradesi de yok sayılmaktadır.

Anlayacağınız belediye başkanları görevden alınarak, yerlerine kayyum atanarak, ardından da belediye meclisleri kapatılarak ikinci kez millet iradesi ortadan kaldırılıyordu. Devletin kendi hukukunu bile askıya alması, insanların gelecekle ilgili umudunu yitirmesine neden oluyordu.

Ve bunu geçmişte devletin hukuksuz uygulamalarından dolayı mağdur olmuş, hukuksuzluğa itiraz etmiş, etraflarında bu hukuksuzlardan dolayı dayanışma oluşmuş insanların yapması ise şaşırtıyordu.

O gün devletin hukuksuzluğuna laf edenlerin, bugün devletin hukuksuzluğu karşısında üç maymunu oynamaları, vesayet odaklarının zehirli ve anti demokratik dilini kullanmaları, yapılan hukuksuzlukları savunmaları bir gün utanacakları bir tarih olacağı açıktır.

***

28 Şubat döneminde devletin zoru ile görevden alınmış, ceza almış, cezaevinde yatmış olan bu iki insandan biri Erdoğan, devletin en üst tepesinde Cumhurbaşkanı; Bekir Yıldız ise 2014-2019 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi AK Parti Gurup Başkanvekili olmuştu.

Yıldız’ın adı, Erdoğan talimatıyla görevden istifa ettirilen Melih Gökçek’in yerine, Belediye Başkanlığı için geçmişti.

28 Şubat darbesini yapanlara ne oldu?

28 Şubat darbesini planlayan 103 kişiye dava açıldı. Dava yaklaşık 7 yıl sürdü ve13 Nisan 2018 tarihinde sonuçlandı.

68 sanık beraat etti, 10 sanık hakkında zaman aşımı nedeniyle ve 4 sanık hakkında hayatını kaybettiği için davanın düşürülmesine karar verilirken; aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin ikinci Başkanı Orgenaral Çevik Bir ve 21 kişi hakkında, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmekten” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Müebbet hapis cezası alan sanıkların duruşmadaki iyi halleri göz önünde bulunduran mahkeme cezaları müebbet hapis cezasına çevirirken, ardından da yaşları ve sağlık durumları nedeniyle tutuklama kararı vermedi. Ancak ceza alan sanıkların askeri rütbelerinin sökülmesine karar verildi.

***

28 Şubatçılar yargılanıp müebbet hapis cezası almalarına rağmen, cezaevinde bir gün bile yatmadan ödüllendirildiğinde, iktidarda 28 Şubatçıların gazabına uğramış, AK Parti kadroları ve görevinden uzaklaştırılmış olan, cezaevinde yatmış olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olması ise büyük bir trajedi idi.

“28 Şubat darbecileri ceza almalarına rağmen neden cezaevine girmediler?” derseniz nedeni çok basitti. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, vesayet döneminin zihniyetine teslim olan, orduda ve bürokrasi de Fetö’cülerden boşalan kadrolara yerleştirilen vesayet odaklarıyla koalisyon kurmuştu. Başka türlüsü mümkün değildi. Ve bu AK Parti için bu sondan önceki son duraktı.

28 Şubatçıların ceza almaları ve cezaevine girmemeleri koalisyonu zedelemiyordu. AK Parti kendi seçmen tabanına ‘28 Şubatçılar cezalandırıldı’ mesajı vermiş, geçmişin vesayeti de ordu bürokrasisini koruyarak kazançlı çıkmıştı. Sonuçta kazan kazan politikası sonucu herkes memnundu.

Vesayet odakları değişmedi, Erdoğan değişti!

Bugün Türkiye’yi son dört yılda yeniden teslim alan eski vesayet zihniyeti, dün yapamadığı birçok anti demokratik uygulamayı bugün AK Parti eliyle yapıyor. Dün toplumsal meşruiyeti yokken bugün toplumsal karşılığı olan Cumhur İttifakı ile eski Türkiye’yi yeniden inşa ediyor.

AK Parti iktidarı hukukun ve adaletin olmamasını normalleştirecek, ülkenin bölünmesi korkusunu büyüterek, otoriteleştirmeyi meşrulaştırarak, teşkilatlarında ve tabanında var olan devletçi ve milliyetçi bir zihniyeti büyüterek iktidarının ömrünü uzatmaya çalışıyor, seçmen kitlesini yeniden konsolide etmeye çalışıyor.

***

Bu ise kutuplaştırmayı büyütürken, bunun bilerek ve isteyerek daha büyümesini sağlayacak politikaları uygulamaya koyuyor. Çünkü bu çatışmacı, kutuplaştırıcı politika, ekonomide kötüyü giderken iktidarını korumak için yaptığı son çırpınışlar. AK Parti iktidara mecbur ve iktidarda kalmak için her şeyi yapabilecek bir durumda. Dün kendisinden ölümüne nefret eden, iktidardan uzaklaştırmak için her yöntemi deneyebilecek olanlarla koalisyon kurmak da dahil.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, vesayet ortaklarının Erdoğan için geçmişte söylediklerine baktığınızda bu gerçeği tüm çıplaklığı ile görmek mümkün. Eski Türkiye’nin aktörleri AK Parti’nin ve Erdoğan’ın iktidara mecbur olduğunu biliyor ve stratejisini öyle oluşturuyor. 

Son söz: Erdoğan ve AK Parti’nin değiştiğinin en büyük kanıtı ise koalisyonun en küçük Avrasyacı binde 2’lik küçük ortağı Perinçek’in şu açıklamasında yatıyor:

“Erdoğan bizim gemiye bindi. Biz değişmedik. Erdoğan değişti.”

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR