“Bölme” yasası Meclis'ten geçti ancak kaybeden kim?.. Gerçek ve adalet mi?

Fotoğraf: AA

Bilindiği üzere baro yasası, TBMM Genel kurulunda kabul edildi. Söz konusu yasanın fazla Ankara, İstanbul ve İzmir gibi Türkiye’nin en büyük üç barosunu etkileyeceği de çok açık.

Şöyle ki, bu üç baro, Türkiye Barolar Birliği (TBB) içinde delege avukatların yüzde 55’ni temsil ediyor.

Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra delege avukatların yüzde 7’sini temsil edebilecektir.

Yeni yasaya göre, il barolarının TBB’ye göndereceği delege sayısını değişiyor.

Kaldırılan yasaya göre barolar tarafından TBB Genel Kurulu’na gönderilecek 3 delegenin yanı sıra her 300 üyesi için bir delege daha gönderiliyordu.

Yeni yasaya göre tüm baroların TBB Genel Kuruluna dört delege göndermesine ve buna ek olarak her 5 bin üye için bir delege daha göndermelerine izin verilecek.

Sonuç olarak, “çoklu baro”, “demokrasi” adı altında küçük ama iktidarcı baroların güçleri olağanüstü ölçüde artırılırken, TBB’nin gücünün olağanüstü ölçüde zayıflatıldığı bir güç ve iktidar oyunu oynanıyor.

Bu yıl sonunda Türkiye Barolar Birliği seçimleri olacak, başkan ve yönetim kurulu seçilecek.

Cumhur iktidarı, barolar yasasını çıkarmakta çok acele etti. Koronavirüs koşuları gerekçesiyle avukatların toplantı ve gösteri haklarını yasaklarken, yasanın hazırlanışından Meclis'ten geçirilmesine kadar aynı koşulları hiç gözetmedi.

İl baroların seçimleri ekim ayında, TBB’nin seçimleri ise aralık ayında yapılacak.

Anlaşılan iktidar bir an evvel [A1] seçimler üzerinden büyük ve etkin baroları zayıf düşürmek istiyor.

"Türk yargısı bağımsızlıktan temel anlamda yoksundur" 1

Baro yasasındaki “yeni değişikliğin, ülkedeki hukukun üstünlüğü krizinden bağımsız yorumlanamayacağı, bu yönelimin yargı sisteminin bağımsız görünümünü daha çok zedeleyeceği” 2 açıktır.

Bütün bu uluslararası insan hakları ve hukuk kuruluşlarının uyarılarına karşın, yasa kabul edildi.

Mahkemelerin iktidar bağımlılığı zaten sorgulanıyordu.

İktidarın siyasi müdahalesiyle baroların bölünmesi, avukatların bölünen barolardan birine üye olup olamamaya göre değişen davranışlarla karşılaşması kaçınılmazdır.

Bu durumun kararları etkilemesi de kaçınılmazdır.

Böylece, bağımsızlığı zaten sorgulanan mahkemeler halk nezdinde daha bir şaibe altında kalacaktır.



Baroların bölünmesi siyasi iktidarın bir tasarrufu.

İktidara bağımlı mahkemelerin kararlarda iktidarcı baro avukatlarını kollayacağı, bunun avukat seçerken halkta da bölünme yaratacağı muhtemeldir.

Baroların bölünmesinin başka sonuçları da olacaktır.

İktidarcı barolara kayıtlı “avukatlar hükümetin büyük oranda kontrolü altında bulunan mesleğe alım sisteminde hâkim ve savcı olmak için başvurduklarında bir avantajdan yararlanabilirler ve bu ayrıcalıklı durum avukatları mesleki kariyerlerine fayda sağlamak için baro değiştirmeye teşvik edebilir.” 3

Bu yasayla beraber, özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük baroların, hatta Diyarbakır gibi kritik baroların, iktidara karşı insan hakları ve hukuk ihlallerine karşı mücadelesinde zafiyet koşulları yaratıldı.

Büyük baroların güç kaybı, küçük barolara iktidar desteği, mahkemelerin yancı tutumları, baroların karşı karşıya gelmesi üzerinden tasarlanan “didişme” algısının yaratacağı yıpranma halleri vb.etkenler sonucu toplamda yargının daha bir araçlaşması muhtemeldir.

Ancak hep hatırlamalı…

Tüm bu güç ve iktidar oyunlarının üzerinde, gerçeğin ve adaletin gücü vardır!

1. Uluslararası Hukukçular Komisyonu (İCJ) ve İnsan Hakları İzleme örgütü ve çok sayıda uluslararası kurum ve insan hakları grubunun hazırladığı raporları.
2 ve 3. Dunja Mitaviç, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri raporu

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ