'En iyisi akıllı diktatör... İkinci en iyi başkanlık sistemi'

Rahmi Koç / Fotoğraf: AA

15 Temmuz darbe girişiminin 4. yıl dönümündeyiz.

15 Temmuz darbe girişimi siyasi rejimin değişim sürecinde milat olacaktı.

Çok partili parlamenter düzen yerini Türk tipi diyebileceğimiz bir tür ‘Baasçılığa’ bırakacaktı yerini.

Çok partili parlamenter düzen çok daha bir kabuklaşırken, Tekçi “İslamcı/milli” öze dönüş hamlesi güçlenecekti.

15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı “toplumsal şok” ortamı fırsata çevrilecek, fiili uygulamada olan tekçi rejimin yasallaşmasına koşar adım gidilecekti.

Koç için ‘İyi olan…’

Başbakan Erdoğan'ın “Allah’ın lütfü” ifadesi bu siyaseti en açık şekliyle faş ediyordu. Türkiye toplumunun, geniş halk kesimlerinin tekçi rejimi talebi vardı, diyebilir miyiz?

Hiç şüphesiz yoktu.

Olsaydı, ‘toplumsal şok’ üzerinden fırsatçı siyasete ihtiyaç olmazdı zaten.

Ancak…

Toplumun özellikle tekelci kapitalist kesimlerin böyle bir tercihi yoktu, diyemeyiz.

Emsal olsun; Türkiye kapitalizminin hala da en büyüğü olan Koç sermayesi şunu istiyordu;

En iyisi akıllı diktatör. Ama bu devirde mümkün değil, ikinci en iyi ise başkanlık sistemi.

(Rahmi Koç, 30 Ağustos 2010)


Koç, bu tercihinde TÜSİAD içinde yalnız da değildi.

Tamam, Erdoğan'ın gelmemesi için küçümsenemez bir çaba gösterdiler.

Erdoğan onlara rağmen geldi; ama ideolojik dünyasından kaynaklanan nedenlerle de bu yönlü dirençleri unutmadı.

Yeri geldikçe bedel ödetmeye çalıştı, ödetti de.

Erdoğan iktidarının geçici olmadığı anlaşıldıkça ve ekonomi düze çıktıkça onu desteklediler.
 

erdoğan aa.jpg

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  / Fotoğraf: AA

Öyle gün geldi ki diktatörlük ya da başkanlık rejimi altında Erdoğan’la, Türkiye'yi ‘dikensiz gül bahçesi’ yapma hayalini paylaştılar.

Bu bütünlük içinde kanaatim odur ki T.C’nin karar vericilerinin de böyle bir ‘tercihi’ vardı.

Bahçeli'nin 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında, önce ki görüşlerinden tam tersi bir tutumla ‘Başkanlık’ tercihine yönelmesi herhalde sadece tutarsızlıkla açıklayamayız.

Üstelik darbeye karşı direnmiş, “Gazi” sıfatı verilmiş, sırf bu nedenle olsa dahi güçlendirilmesi gereken Meclis'in içini boşaltma, zayıf düşürme yoluna gidilerek yapılıyordu bu.
 

bahçeli aa.jpg

Devlet Bahçeli / Fotoğraf: AA

Sorun nedir öyleyse?

Evet, özellikle gelinen noktada sorun nedir?

Sorun, tekçi rejim üzerinde düğümlenmiyor.

Erdoğan, 'akıllı bir diktatör' ya da 'akıllı başkan' mı, tereddütler bu noktada düğümleniyor.

Aile efradını karar sürecine bir şekilde katması;

Sıklıkla kendi başına davranması, siyasi davranışlarında öngörülmezliği;

Kimi kesimlerde kopuşların kemikleşme eğilimi göstermesi;

Yıpranma sürecinin dengelenememesi;

Israrla sürdürülen kamplaşma;

"Lümpenleşme", "çürüme", "mafyatik ilişkiler" görüntüsü;

Sermayenin artan ölçüde dışarıya kaçışının ve yabancı sermayenin gelmesini sağlayıcı güven ortamının sağlanamaması vb. nedenlerle toplumsal rızanın daralmasında düğümleniyor tereddütler.

Böylece ‘rızayı’ sağlamak içim elde baskı ve şiddetten başka bir şey kalmıyor.

Sonuç olarak,

Sınıfsal ve siyasal iktidarın demokrasi programı yok.

Tekçi rejimi yıpratıcı, rejimin meşruiyetini sorgulatıcı “kişisellikler” problemi var.

Giderek dışında kalan daha fazla oluyor.

Kişisellikler ya da bunu sorgulayanlar aşılabilir mi?

‘Atı alan Üsküdar’ı geçiyor’

Ama…

Takdir edilir ki bu doğrudan güç ve iktidar mücadelesinin dengeleriyle ilgili bir sorun.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ