4. yıl dönümü

4 yıl geçti üstünden…

… ve bu 4 yıl demokrasinin üstünden silindir gibi geçti.

Maazallah, eğer darbe başarılı olsaydı başımıza neler gelecekti?

Binlerce, on binlerce, yüz binlerce gözaltı, tutuklama, hapis, işkence…

Devletin tüm kurumları bir hizbin eline geçecekti, tek kişinin diktatörlüğünü yaşayacaktık.

Meclis muhtemelen göstermelik olarak devam edecek ama tüm kararları o tek başkan alacaktı.

Ordu, polis ve muhtemelen iktidarın paramiliter güçlerinin astığı astık, kestiği kestik olacaktı.

Yargı baştan aşağı tekrar yapılandırılacak, liderin emirlerini uygulayan bir makineye dönecekti.

Tüm Medya kanalları, kimi mali baskılarla kimi satın alınarak iktidarın sesi haline getirilecekti.

RTÜK, BTİK, Üniversiteler, TÜİK, TÜBİTAK, hepsi iktidarın borazanı olacaktı.

Kürtlere baskı daha da azıtacak, milletvekilleri, aktif kadroları hapsedilecek, büyük çoğunlukla seçilmiş belediyelerine kayyım atanacak, başkanlar, eşbaşkanlar sudan suçlamalarla hapse atılacaktı.

Büyük Başkana yapılan en ufak bir eleştiri hakaret sayılarak insanlar, tvitleri nedeniyle tutuklanacak, yargılanacak, hapse atılacaktı.

Gazetecilere, yazarlara, insan hakları savunucularına yer açılsın diye gangsterler hapisten çıkarılacaktı.

Hazinenin kefen parası denilen ihtiyat akçesinden işçilerin kıdem tazminatlarına, deprem bağışlarına varıncaya kadar nerde ne para varsa hazineye -yani Başkanın tasarrufuna- aktarılacaktı.

Yaa, eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı bütün bunlar olacaktı.

Ooohhh, iyi ki olmamış…

 

Peki, ne olmuş ki?

4 yılın özetini İçişleri Bakanı bay S.S. (Süleyman Soylu) açıkladı:

"15 Temmuz 2016'dan bu yana 282 bin gözaltı, 94 bin tutuklama, toplam 597 bin kişiye işlem yapıldı. Şu andaki kişi sayısı 25 bin 912."

HDP’ye baskılar yine ilk sırada. Sadece pandemi döneminde 14 HDP’li belediyeye daha kayyım atandı. HDP’nin seçilmiş 65 Belediyesinin sayısı 10’a düştü. Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın 9 yıl 4,5 aylık hapis cezası İstinaf tarafından onaylandı, top Yargıtay’da, Mızraklı içerde.

Salgının en yoğun yaşandığı 3,5 ayda en az 84 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.

387 kişi gözaltına alındı, 93 kişi tutuklandı.

Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin mezarlıkları parçalandı, en az 13 mezarlık defalarca tahrip edildi, 282 cenazenin kaldırıma gömüldüğü ortaya çıktı.

Cezaevlerinde maske, sıcak su, gıda, hijyen malzemelerine ulaşılamadı.

3 ayda Meclise gönderilen 93 fezlekenin 84'ü HDP'li milletvekilleri hakkında.

14 Temmuz’da HDP’nin “Demokrasi Buluşmaları” kapsamında Ulucanlar Cezaevi önünde yapmak istediği açıklamaya polis engel oldu. Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Veli Saçılık, darp edilerek gözaltına alındı. 

Ve en son tutuklama dalgası 14 Temmuz sabaha karşı geldi.

Bu kez hedef açıkça Kürt Kadın örgütlenmesi.

Başta Rosa Kadın Derneği olmak üzere Diyabakır ve çevre illerde 60 kadar kadın sivil toplum örgütü yöneticisi gece yarısı baskınlarıyla toplandı. Dosyaya gizlilik konulduğu için hangi uyduruk bahane ile suçlandırıldıklarını şu anda bilemiyoruz. Ama önceki benzer tutuklamalarda sorulan soruları biliyoruz:

- Neden Kayyım karşıtı demeç verdin?

- Neden Barış günü etkinliğine katıldın?

- Neden 8 Mayıs’ta Kadınlar Günü etkinliği düzenledin?

Hadi ben de bir soruyla savcı(!?) beylere yardımcı olayım:

- Gözünün üstünde neden kaşın var?

Anayasa Mahkemesi, 14 Temmuz’da yayınladığı bir kararında ilk kez AİHM'in bir kararını tanımadı. “Türk hukukundaki kanun hükümlerinin anlamlandırılmasında ve yorumlanmasında Türk mahkemeleri AİHM'e göre çok daha iyi konumdadır” buyurdu.

Hukukçular haklı olarak tepkili. Akın Atalay, "Anayasa Mahkemesi de mevcut hukuksuzluk çarkına bağlılığını bugünkü kararıyla ilan etmiş" ifadelerini kullanmış. Kerem Altıparmak "AYM ilk kez bu kadar net AİHM içtihadını tanımadığını ifade ediyor. Üstüne üstlük çok çarpık gerekçelerle. AYM’nin gerekçesi kabul edilirse AİHM’in hiçbir ulusal yasayı yasallık ilkesi açısından incelemesi mümkün olmaz” diyor...

Artık siz bekleyin, imam Anayasa Mahkemesi böyle derse cemaat ne yapmaz ki?

Hakimlik-Savcılık imtihanlarından bir mülakat portresi

 

Hakim: Sıradakiii..

Aday  :  (Yerine geçer, oturur)

Hakim: Amca, yanlış yere geldin galiba. Hakim-Savcı seçme imtihanının mülakat yeri burası.

Aday  :  Tamam efendim, ben de onun için geldim, bakın dosyama. Yazılıda çok iyi puan tutturdum.

Hakim: Allah Allah, bu dosya senin mi yani? Adın Şanar Yurdatapan mı?

Aday  :  Evet efendim, benim.

Hakim: Ne biçim soyadı bu?

Aday  :  Soyadı işte. Dedem Çanakkale, Kurtuluş savaşı kuşağından. Böyle bir soyadı almış.

Hakim: Dayı, Allahtan başkasına tapılmaz. Mahkemeye başvurup değiştir çabuk. Gelelim mülakata. Yahu hukuk fakültesi 4 yıl, bir de staj, diyelim 5 yıl. Sen 5 yıllık işi nasıl oldu da 50 yıla yaydın?

Aday  :  Yaymadım, 4 yılda mezun oldum, şimdi de hakim veya savcı olmak istiyorum.

Hakim: Allah Allaah, yani 75 yaşında mı başladın Hukuğa? Daha önce aklın nerdeydi?

Aday  :  Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Hayat beni Almanyalara savurdu.

Hakim: Haa, para biriktirip gelicen, burda iş kurucan, filan. Beceremeyince hukuk. Baro maro  mu    açıcan yoksa?

Aday  :  Hayır sayın mülakatçı bey. Yazılıyı geçtim, sizden de yeterli puan alırsam hakim veya savcı   olacağım.

Hakim: Peh, peh, peh… Peki hangi partiye oy veriyorsun?

Aday  :  Anlamadım, ne ilgisi var?

Hakim: Ne demek ne ilgisi var? Her önüne gelen hakim olursa savcı olursa ne olur yargının hali?

Aday  :  (İçinden)  İşte şimdiki gibi olur. ( Dışından) Ülkeye hangi parti daha yararlı olacaksa ona vermeye çalışıyorum.

Hakim: İlk soruda kaçamak cevap. Hiç de iyi başlamadın.

İkinci soru: Birisi çıkıp “Apartmanın izolasyonu yok. Göğü ısıtıyoruz. Yazın pişiyoruz, kışın donuyoruz. Yöneticilerimiz uyuyor mu?” demiş, mahalle bekçisi de gözaltına alıp getirmiş önüne. Ne yaparsın?

Aday  :  Hiçbir şey yapmam, salıveririm.

Hakim: Ne dedin, ne dedin? Yöneticilerimiz uyuyor mu demek istedin yani?

Aday  :  Öyle bir şey demedim. Adam dediğinde haklı da olsa, haksız da olsa, bu onun görüşüdür ve görüşlerini ifade etmek özgürlüğü Anayasa güvencesi altındadır.

Hakim: Ben ona uymam, saygı da duymam. Yıkıl karşımdan. Bir de hakim olacak, savcı olacak…

Aday  :  Ama sayın mülakatçı bey, bunu hukuk fakültesinin daha ilk sınıfında öğretiyorlar. Anayasa-

Hakim: Başlatma Anayasana da, Babayasana da. Araştırın hemen bunun üniversitedeki hocaları kimmiş. Haa, ayrıca sosyal medya mesajları da incelensin. Galiba bir terör örgütünü daha yakaladık kuyruğundan…

Aday  :  Ama-

Hakim: Sus ve defol… Evet, sıradaki…

****

Haftaya bugün, Ayasofya’da yine bir gösteri izleyeceğiz. Onu da konuşalım.

Evet, şişirilen sun’i gündem, ama aynı zamanda toplumsal fay hatlarımızdan biri.

Kökleri nereye kadar gidiyor?

Cumhuriyet’e mi, İttihat ve Terakki’ye mi, Abdülmecit’e mi, yoksa daha gerilere, 2. Mahmut’a 3. Selim’e mi uzanıyor?

Kuzey Marmara Fay hattı gibi her an kırılabilecek ve sosyal depremlere neden olabilecek fay hatlarımız var. Yokmuş gibi davranıp üstüne kendi Kanal İstanbullarımızı inşa edemeyiz.

Haftaya, kaldığımız yerden devam, durmak yok.

Not: Bu yazının video haline ulaşmak için tıklayın


PAYLAŞ