24 Temmuzlar

Siz bu yazıyı birkaç gün sonra okuyacaksınız, ama yazıldığı tarih 24 Temmuz 2020.


 
24 Temmuz ilginç bir gün. 24 Temmuz, 1923 yeni Türkiye devletinin uluslararası camiaya resmen katılmasını, dünyaca tanınmasını belgeleyen Lozan anlaşmasının imzalandığı gün. 
Türkler için mutlu bir gün. Ama Kürtler için tam tersi. 

Kurtuluş savaşı boyunca Ankara’nın Türk ve Kürtlerin ortak devletini temsil ettiği söylemlerinin yok sayıldığı, cetvelle çizilmiş hudutların onları resmen 4 parçaya böldüğü, yeni sınırların yer yer aynı yerleşim birimlerini bile ikiye ayırdığı, insanların kendi köylerinin diğer parçasına geçmek için pasaport kullanmaya mecbur edildikleri bir sözleşme bu…

24 Temmuz, 1908‘de 2. Meşrutiyetin ilanı ile “Sansür”ün kaldırılışının yıl dönümü olarak 1948 yılında “Basın Bayramı”yapılmış. Bu yıl da ille velakin muhterem Reis-ül-İrtibat Fahr-üd Din beyefendi’nin beyanatına rağmen basının görevinin “Doğru ve Yansız Haber vermek” olduğunu iddia eden bir kısım münafıklar:
  

 Sansür hala duruyor, bayram benim neyime?
    Arkadaşlar hapiste, kan damlar yüreğime…

… diyerek bu mübarek günü red-dü inkar ediyor.

24 Temmuz 1963. İşçi bayramı olarak ilan edildi. 1 Mayısı bahara, çiçeklere, pikniklere kaptıran işçiler kendilerine bu günü bayram ilan ettiler. Ama bir kısım bölücü, parçalayıcı, yırtıcı işçi “ille de 1 Mayıs” diye tutturdular, hala da tutturuyor. 
Hem de ille Taksim. Neden? 
Taksim zaten paylaşma, bölüşme demek değil mi? Tüh, tüh, tüh, yazıklar olsun bölücülere…

Veee… 2020’de 24 Temmuz artık bambaşka bir anlam kazandı.
Ne diyelim, Ayasofya’nın 2. fethi, sultan 1. Tayyip’e kısmetmiş.

                      
Yahu, Ayasofya zaten ibadete kapalı değildi ki. Açık olan bir şeyi tekrar açmak bize mahsus.
Ayasofya, 1934 tarihinde, bir Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş. Onu değiştirmek için yargı kararı filan gerekmezdi. Tayyip beyin kaleminin ucundaydı yeni bir kararla tekrar cami yapmak.  Ama o, bunu isteyenlere Sultanahmet Camiini gösteriyordu: “Önce orayı doldurun, sonra düşünürüz”. Doldurdular herhalde… Çok değil, ilk hız geçsin, bir ay sonra bakalım kaç kişi Sultanahmet Camiine, kaç kişi Ayasofya’ya gidiyor?

Aynı gün “Biz bugün Lozan’ı kutlayacağız” diye Anıt Kabir’e giden CHP’liler, Korona bahanesiyle durduruldular, uzun tartışmalar sonucu lütfedildi, grup grup girebildiler, sosyal mesafe kısıtlamalarıyla.

******

Nerde kalmıştık?

Haa, Lozan’ı Türkler sevinçle, Kürtler üzüntüyle anıyor.

Neden? Hani kaderde, kederde, kıvançta ortaktık? 

Hani bir Milli Misak vardı.

Ankara hükümeti, “Bizim eski Osmanlı topraklarında gözümüz yok. Ama anavatan saydığımız -Türk ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu- topraklar kırmızı çizgimizdir” diyordu.

Buyrun, TBMM tarafından 17 Şubat 1920’de oybirliği ile kabul edilen Misak-ı Milli (Ulusal Ant) haritası:

Nasıl buluyorsunuz?

Batıda Varna, Filibe, Selanik, yani Batı Trakya’dan da fazlası, bugün Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan hudutları içinde. Doğuda İran Kürtlerinin yaşadığı Mahabad, güney ve güneydoğu’da Antakya (sonradan referandumla Türkiye’ye katıldı) Halep, Musul, Erbil, Kerkük; yani PETROL.

Özetle, batıda, Türklerin yaşadığı -ama çoğunlukta olduğu iddiası tartışmalı- bazı bölgeler Lozan’da feda edildi, ama asıl “feda” Kürtlerin yaşadığı yerlerde yapıldı. Cetvelle çizilmiş bu hudutlar, yaşamla uyuşmadığı için hala çatışma konusu.

Ne dersiniz, durum tersine olsaydı, çoğunlukta olan Kütler bizi kullanıp sonra yarımızı Lozan dışı bıraksaydı? 


Ee, daha daha ne haber?

Haftanın özeti, bir öncekinden parlak değil. 
Yargı Reformu(!?)nun 3. paketi de onaylandı. Sivil toplumun sesini kısmen de olsa hala duyurabildiği Internet ve Sosyal Medya’nın çanına ot tıkayacak yasanın ise eli kulağında. Adalet Komisyonundan geçti. Haftaya buluştuğumuzda yasalaşmış olacaktır. 

Osman Kavala, 998 gündür tutuklu. Nerdeyse 1000 gündür. Niçin, Niçin, NİÇİN?

Haftaya Cumayı, Fener Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulunda kılmak üzere kalın sağlıcakla, maskesiz dolaşmayın, tamam mı? 


Not: Bu yazının video haline şu adresten ulaşabilirsiniz 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR