Bir kaybeden adam hep kazanan takım

Fotoğraf: Reuters

Julen Lopetegui, birçoklarına göre elindeki fırsatları iyi değerlendiremeyen bir kaybedendi.  

2018 Dünya Kupası başlamadan 1 gün önce İspanya Milli Takımı'ndan, sonra da uğruna kendisini ateşe attığı Real Madrid'den 5-1'lik Barcelona mağlubiyetin ardından gönderilmişti.  

138 gün arayla İspanya’nın değil belki de dünyanın en iyi 2 işini kaybetmenin tanınırlığına verdiği zararı ancak elit seviyede bir başarı giderebilirdi.  

Yıllar önce İspanya 19 ve 21 yaş altı takımlarında kazandığı şampiyonlukları artık kimse hatırlamıyordu. 

Lopetegui, gölgede kalmış olmanın, kendini ispatlayamamanın; gelecek vadederken birden gözden düşmenin, kısaca, ikinci tercih, akla gelmeyen futbolcu olmanın ne demek olduğunu en iyi bilen teknik direktörlerden biri...  

İspanya efsanesi Arconada'nın kalesini koruduğu Real Sociedad'da futbola başlamıştı. Real Madrid'e transfer olduğunda A Takımda 3 sezonda sadece 1 maçta şans bularak Paco Buyo'nın yedeği olarak kaldı.

Birkaç sezon sonra Zubizaretta'nın Valencia'ya transferiyle Barcelona'ya gitti. Önce Carles Busquets'ten sonra da Vitor Baia'dan formayı alamayınca futbolu bırakacağı Rayo Vallecano'ya transfer oldu.

Lopetegui'nin bu varoluş ve kendini ispat mücadelesinin bugün Sevilla'nın elde ettiği takım kimyasına nasıl etki ettiği apaçık ortada. 

Nemanja Gudelj, Ajax’ta beklenen çıkışı yapamayınca Çin'e gitmiş ve kariyeri düşüşe geçmişti. Munir El Haddadi tıpkı Krkic gibi Barcelona’da bekleneni vermeyen ve abartıldığı düşünülen bir oyuncuydu.

Luuk De Jong, Hollanda dışında başarılı olması imkansız gözüken bir profildi. Oliver Torres U20'deyken üstün yetenek olarak bilinen; ama önce Atletico Madrid'de sonra da Porto'da düşünülmeyen bir oyuncuydu.

Suso ne Liverpool'da ne de Milan'da iyi izler bırakmıştı. Takımın bu sezonki yıldızı Lucas Ocampos ise Marsilya'nın sürekli kiraladığı ve verim alamadığı bir yıldızdı.

Bu oyuncuların her biri ilk çıktıklarında takımlarında bütün yükü sırtlaması beklenen, yanlış görevler biçilen ve bir süre sonra yıldız sorumluluğunun altında ezilen figürlerdi.

Kupa kazanmak ve başarılı olmak isteyen takımların hiçbiri onları düşünmüyor, sadece bir umutla transfer ediyordu.

Lopetegui tüm bu oyunculara eşit sorumluluk dağıtarak ve onlara rotasyonda en verimli olacakları şekilde doğru pozisyon tanımları ve roller vererek her birinin kazanma potansiyelini açığa çıkardı.

Sonuçta Lopetegui dahil tüm kaybedenlerin bir araya geldiği yenilmez bir takım ortaya çıktı. Sevilla 9 Şubat'taki Celta Vigo mağlubiyetinden bu yana 19 maçtır mağlubiyet yüzü görmedi. 

Bu takımın ortaya çıkmasında şüphesiz en önemli pay, ismi takımdan önce hatırlanan sportif direktör Monchi'nin...

Yıllarca Sevilla'da başardıkları futbol yönetimi derslerinde konu olmasına rağmen, sezon başında yaklaşık 115 milyon Euro'ya 8 oyuncu transfer ettiğinde bu paranın boşa harcandığını söyleyenlerin sayısı o kadar çoktu ki, Monchi'nin başarısız sayıldığı Roma macerası sonrası büyük bir facia yaşayacağına inananlar bile vardı.

Leganes'ten Youssef En Nesyri için 20, Bordeaux'dan transfer edilen ve asla birinci stoper olamaz gözüyle bakılan henüz 20 yaşındaki Jules Kunde'ye 25, Nantes'tan alınan ve elit bir stoper olarak görülmeyen Diego Carlos'a 15, Eibar'daki Joan Jordan'a 14, Ocampos'a 15, De Jong'a 12, ve Torres'a 11 milyon euro ödeyen Monchi, artık verim alınamayacağı düşünülen Fernando'yu da 4,5 milyon euroya Galatasaray'dan transfer ederken; Reguilon ve Bono gibi kiralık takviyelerle de kadronun rekabet seviyesini yükseltti.

Bu kadronun saha içindeki adanmışlığını ve devamlılığını sağlayan en önemli oyuncu ise Sevilla formasıyla 520 maça çıkan 35 yaşındaki kaptan Jesus Navas oldu. 

Monchi, bugün koleksiyonuna kattığı yeni Avrupa Ligi kupasıyla bıraktığı yerden devam ediyor. Lopetegui ise kazandığı bu başarıyla itibarını da yeniden kazandı.  

Ve Sevilla'nın bu sezonki başarısı takım kimyasının nasıl oluşturulması gerektiğine dair en iyi örneklerden biri oldu.

Perde arkasında büyük bir varoluş ve onur mücadelesi veren Lopetegui'nin gözyaşları Sevilla’nın bu kupayı sürekli kazanışından daha çok hatırlanacak gibi... Bazen tüm kaybedenlerin Sevilla'da buluşması gerekiyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR