Allah bize, biz de bize, hep bize…

Allah bize, biz size… mi? Öyle olsa yine de bir şey olurdu.

Yok, yok, Allah bize, önce biz bize, artarsa... azıcık da size…

Ammmma hiiiç merak etmeyin, TÜİK değerlendirme kurallarını değiştirdi, bir anda zenginleşiverdik, kişi başına düşen milli gelir payı da anında arttııı. Nasıl oldu bu iş?

 

TÜİK dedi ki: 2020 yılında yayımlanan Dış Ticaret İstatistikleri mohugurt tanpanaf, ishat-ı müstakim, vel’ette külle hu filan falan, yapılan revizyonlar nedeniyle, Ulusal Hesaplar sisteminde revizyon yapılmıştır”

**********

Hacivat:      Oooh, oh.  Ne güzel işte, durduk yerde zenginleşiyoruzmuş.   

Karagöz:      Ulan Hacı Cavcav, durduk yerde zenginleşmek Borsa simsarlarına mahsus, ya da sultanın yağcıbaşılarına. Sana bana kalmaz.

Hacivat:          Olur mu Karagözüm, komşuda pişer, bize de düşer.

Karagöz:         Düşse de ne düşer Cavcav? Artığın pırtığı.

Hacivat:          Öyle deme Karagözüm, Sultanımız bizi her daim düşünür.

Karagöz:         Tabii, düşünüyor, düşünüyor. Bu münafıkların kellesini ne zaman kopartsam diye.

Hacivat:          A-aaaa… Tövbe de Karagözüm, hiç Sultanım öyle düşünür mü?

Karagöz:         Ya nasıl düşünür sanırsın salak Hacı Cavcav? Hadi git, abdestini al…

******************

Sonuç öyle de oldu. Sultan Orhan kellelerini vurdurdu. Ama 700 yıldır yaşayan onlar. Çünkü her devirde sosyal eleştirinin perdesi oldular… Bu perdeyi şimdilik kapatıp günümüze dönelim…

*****************

Özetleyelim geçtiğimiz haftayı. 1 Eylül Dünya Barış günü. Hitler’in Polonya’ya saldırarak, dünyayı kana bulayan, 60 milyondan fazla insanın hayatına mal olan 2. Paylaşım Savaşı’nı başlattığı gün.

HDP, 1 Eylül'den başlamak üzere, salgın kurallarına uyarak bir insan zincirleri oluşturma kararı aldı. Tabii önce hemmen yasaklandı, sonra da polis saldırıları ile engellenmeye çalışıldı. Gerekçe malum: Yaşasın Pandemi.

Oysa daha 1 gün önce Tayyip beyin Giresun’da düzenlediği mitingde, maske, mesafe hepsi hak getireydi…

Efendim, neymiş? Aslında miting filan yokmuş. AKP yandaşları civar illerden araçlarla toplanıp getirilmemiş, ses sitemlerinin de kurulu olduğu sahne zaten 7/24 orada dururmuş. E, Tayyip bey de kendisini görmek isteyen Giresunluları kıracak değil ya, çıkıp 2 laf edip gönüllerini almış, ne yapsaydı yani?

 

Tabii habire TMM (Temizlik-Maske-Mesafe) diyerek, uzun süre oynanmış sayılarla hafifletilmeye çalışılan Pandemi gerçeğinin sevimli sorumlusu Sağlık Bakanı da durumu nasıl tevil edeceğini bilemedi, suçu yine halkımızın sırtına yıkıp kameralardan kaçtı gitti..

 

******

Sadece 1 gün sonra, 1 Eylül Dünya Barış Gününde, HDP, salgın kurallarına uyarak bir insan zinciri oluşturacaktı. Tabii önce hemen yasaklandı, sonra da polis saldırıları geldi… Kürt sorunu gelmiş cihane, Pandemi- Mandemi bahane!

Kürt sorunu? Hayır bu sorun onlardan değil, bizden kaynaklanıyor.

Kürt konusunda Türklerin sorunu, bizim geçmişimizde yatıyor.

Ermenileri temizlemek için Abdülhamit tarafından oluşturulan Hamidiye Alaylarında kullanılan, sonra da Kurtuluş Savaşında özerklik vaat edilen Kürtler Lozan’da satılıverdi.

Çok mu ağır geldi bu tanımlama? Hala inanmayan varsa, buyrun, kapı gibi bir belge.

Bu belgeyi “Kürt” ve “Kürdistan” sözcüklerini kullandıkları için yargılanan arkadaşların -en çok da Eren Keskin’in- yargılandığı davalarda suçlarına ortak olup kendimizi yargılattığımızda, savcının ve hakimlerin burnuna dayıyorduk, ama onlar -aynen şimdiki gibi- 3 maymunu oynuyorlardı.

Meclis Gizli Celse tutanakları 3. Cilt.

İş Bankası tarafından yeni harflerle basılmış.

İçinde tam 5 kez “Kürt”, 5 kez de “Kürdistan” sözcüğü geçiyor.

İmza: Millet Meclisi Reisi Mustafa  Kemal.

Hadi, günümüzün Türkçesine çevirelim. Diyor ki:

… Kürtlerin yaşadığı bölgelerde, hem iç, hem dış siyasetimiz gereği, giderek yerel yönetimler oluşturulmasını gerekli görüyoruz. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, bütün dünyada kabul edilmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi kabul ediyoruz… Kürtlerin şimdiye kadar yerel örgütlenmelerini oluşturmuş olmaları, reisleri ve nüfuzlu kişilerinin tarafımızdan bu yönde kazanılmış olmaları, görüşlerini belirttikleri zaman “Kendi kaderlerini zaten belirlediklerini, TBMM yönetiminde yaşamak istediklerini açıklamaları beklenmektedir. Kürdistan’daki bütün çalışmanın bu hedefe yönlendirilmesi, Elcezire Cephesi Kumandanlığının sorumluluğundadır.

Burada dursa yine neyse, ama ardından çok daha feci direktifler geliyor kumandana.

3. Madde diyor ki:

Kürdistan’da Kürtlerin Fransızlar ve İngilizlerle hasımlığını silahlı çatışmalarla düzeltilmesi olanaksız dereceye vardırmak, yabancılarla Kürtlerin yakınlaşmasına engel olmak…

Yani diyor ki, Kürtlerle İngilizler ve Fransızlar arasında silahlı çatışmalar çıkmasını sağlayın, kan dökülsün ki bir daha yakınlaşamasınlar.

Bugünkü anlayışımıza ne kadar ters, bu bir suç.

Ama tarihi kendi koşulları içinde değerlendirmeliyiz.

Karşımızdakilerin tam tersini yapmaları, bizim de onlara uymamızı gerektirmez, haklı da göstermez.

Valla’ ne yapsanız güneş balçıkla sıvanmıyor, mızrak çuvala sığmıyor.

Ama yine de Devlet kurumlarımız, Allaha çok şükür, boş durmuyor.

Tele-1 kanalı beş gün kapalı. Aynı suç(!)u bir daha işlerse fişi çekilecek.
Ama hala rahat durmuyor, kapalıyken bile, bir ceza daha yedi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) 'bölücü terör örgütünün bayrağının Evrensel gazetesinin reklamında kullanıldığı ve bunun da Tele 1 kanalında yayınlandığını' belirterek, kanala en üst sınırdan idari para cezası verdi. RTÜK, aynı gün, altyazıda Anıtkabir yerine Anırkabir yazan AKİT TV’ye bir idari para cezası kesti, ayıp olmasın yani .
İstanbul sözleşmesi tartışmaları bitmiyor.
Ne demiştik geçen hafta bu konuda?

Nedir bu sözleşmesiyle dertleri?
Bir dertlerini biliyoruz: Erkek ile Kadın eşit değilmiş.
Burada, “eşittir” diyenler sanki “aynıdır” demiş gibi, fıtrattan girip ayetlerden çıkarak “İslam dini tersini söylüyor, bizim referansımız Kur’andır” diyorlar.

Kur’anın metnine bakıldığında, mirasta erkeğe 2, kadına 1 pay verildiği, mahkemede 2 kadın şahidin 1 erkek şahide denk sayıldığı gibi şeyler görüyoruz.

Bunlar gerçekten öyle midir, yoksa yanlış tefsire mi dayanıyor, ona Müslümanlar karar versin.

Hadi benden bir katkı daha. Sevgili babamdan bir anı nakledeyim, sırası gelmişken…

                                     ***** Ben istersem anneni dövebilirim ******

“Oğlum, ben istersem anneni döverim” .. ve Nisa suresini dayanak göstermişti. Mealen şöyle deniyordu:  “… Kadın eğer sözünüzü dinlemezse, önce nasihat edin. Yine dinlemezse yataklarınızı ayırın (cinsel ceza). Hala dinlemezse, hafifçe dövün, ama karılarınıza farklı davranmayın.)

 

Babamın ikinci emri yerine getirme şansı zaten yoktu, zira bir tek eşi vardı, annem.

Üstelik birbirlerine o kadar saygılıydılar ki, ben herkesi öyle sanırdım.

Böyle bir evde doğmuş olmanın ne büyük bir nimet olduğunu büyüyüp etrafımı görünce idrak edebildim. Neyse, kendi özelime saplanmayıp konuya döneyim.

Eee, n’olucak şimdi?

İstanbul Sözleşmesiyle Ayet çelişirse hangisi esas kabul edilecek?

“Ayet” diyenler ister istemez, yaşamımızı bir dinin kurallarına göre yönlendirmemizi öneriyorlar. Varsayalım ki, mimbere de çıkarılan o kılıç zoruyla bu kural tüm topluma dayatıldı, ne kadar sürer sanıyorsunuz?

Orta çağ’da bile süremedi, yıkıldı giti. 21 Yüzyılın yaşamında ne kadar ömrü olur?

Acı bir cevap: O da yıkılır gider ama, hepimizin yaşamını cehenneme çevirecek kadar ömrü olur, tabii biz boyun eğersek…

**********

Ebru Timtik’in ölümünün ardından hayatını kaybetmesinden endişe edilen avukat Aytaç Ünal Yargıtay 16. Ceza dairesinin aldığı kararla tahliye edildi ve ölüm orucunu bıraktı. Tabii ki seviniyoruz, ama temkinle. Zira karar sadece “İnfazın durdurulması”. Yani “Artık Pandemi tehlikesi kalmadı” ya da sağlığına kavuştu, çeksin bakalım cezasını” denmesi, Demoklesin Kılıcı gibi tepesine asılı duruyor.

Uzunca süredir her programımızı aynı soruyla kapatıyorduk.

Osman Kavala, tam 1039 gündür tutuklu. Neden, NEDEN, NEDEN?

Avrupa Komisyonu Bakanlar Kurulu, Türkiye’yi AİHM kararlarının uygulanması ve derhal tahliye edilmesi konusunda uyardı. AİHM başkanı Spano ise İst. Üni. tarafından verilecek Fahri Hukuk Doktoru ödülü almak üzere Türkiye’de ve KHK ile en çok elemanının işten çıkarıldığı İst. Üni. Ödülü için yoğun bir eleştiri bombardımanı altında. Ama önce Ankara’da. Tayyip beyle de görüştü. Bakalım nasıl bir formül bulacak tükürdüklerini yalamaya?

                                                                     ************

Hadi, uzun süredir ilk defa daha iyimser bir haberle veda edelim size.

Dünyanın cennet köşelerinden biri Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri betonlaştırma tehdidi altında, ama yoğun bir sivil direnişle karşılaşıyor bu karar.

İzleyelim, katılalım, yayalım el birliğiyle.

Dünya böyle güzelleşiyor, biz ona sahip çıktıkça…

Babamın ikinci emri yerine getirme şansı zaten yoktu, zira bir tek eşi vardı, annem.

Üstelik birbirlerine o kadar saygılıydılar ki, ben herkesi öyle sanırdım.

Böyle bir evde doğmuş olmanın ne büyük bir nimet olduğunu büyüyüp etrafımı görünce idrak edebildim. Neyse, kendi özelime saplanmayıp konuya döneyim.

Eee, n’olucak şimdi?

İstanbul Sözleşmesiyle Ayet çelişirse hangisi esas kabul edilecek?

“Ayet” diyenler ister istemez, yaşamımızı bir dinin kurallarına göre yönlendirmemizi öneriyorlar. Varsayalım ki, mimbere de çıkarılan o kılıç zoruyla bu kural tüm topluma dayatıldı, ne kadar sürer sanıyorsunuz?

Orta çağ’da bile süremedi, yıkıldı giti. 21 Yüzyılın yaşamında ne kadar ömrü olur?

Acı bir cevap: O da yıkılır gider ama, hepimizin yaşamını cehenneme çevirecek kadar ömrü olur, tabii biz boyun eğersek…

**********

Ebru Timtik’in ölümünün ardından hayatını kaybetmesinden endişe edilen avukat Aytaç Ünal Yargıtay 16. Ceza dairesinin aldığı kararla tahliye edildi ve ölüm orucunu bıraktı. Tabii ki seviniyoruz, ama temkinle. Zira karar sadece “İnfazın durdurulması”. Yani “Artık Pandemi tehlikesi kalmadı” ya da sağlığına kavuştu, çeksin bakalım cezasını” denmesi, Demoklesin Kılıcı gibi tepesine asılı duruyor.

Uzunca süredir her programımızı aynı soruyla kapatıyorduk.

Osman Kavala, tam 1039 gündür tutuklu. Neden, NEDEN, NEDEN?

Avrupa Komisyonu Bakanlar Kurulu, Türkiye’yi AİHM kararlarının uygulanması ve derhal tahliye edilmesi konusunda uyardı. AİHM başkanı Spano ise İst. Üni. tarafından verilecek Fahri Hukuk Doktoru ödülü almak üzere Türkiye’de ve KHK ile en çok elemanının işten çıkarıldığı İst. Üni. Ödülü için yoğun bir eleştiri bombardımanı altında. Ama önce Ankara’da. Tayyip beyle de görüştü. Bakalım nasıl bir formül bulacak tükürdüklerini yalamaya?

                                                                ************

Hadi, uzun süredir ilk defa daha iyimser bir haberle veda edelim size.

Dünyanın cennet köşelerinden biri Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri betonlaştırma tehdidi altında, ama yoğun bir sivil direnişle karşılaşıyor bu karar.

İzleyelim, katılalım, yayalım el birliğiyle.

Dünya böyle güzelleşiyor, biz ona sahip çıktıkça…


 


PAYLAŞ