‘Halkçılık Beyannamesi’ (7)

Mustafa Kemal, 13 Eylül 1920'de Büyük Millet Meclisi'ne bir beyanname sunacaktı.

Bu beyanname, Türkiye'nin anayasa tarihine Halkçılık Beyannamesi olarak geçecekti.

Halkçılık Beyannamesi o tarihsel dönemde İcra Vekilleri Heyeti'nin hükümet programı olarak da kabul edilecekti.

Bu beyannameyi önemli kılan başka bir nokta vardı ki aynı zamanda 1921 tarihli anayasaya taslak ön metin olarak kaynak olmasıydı. 

31 maddelik Halkçılık Beyannamesi'nin 18-31'nci maddeleri mülki idare ile ilgiliydi.

Halkçılık Beyannamesinin birinci maddesi, Meclis'in milli sınırlar içinde, bağımsızlığın sağlanması, hilafet ve saltanatın kurtarılması amacıyla kurulduğunu ifade ediyordu.

İkinci maddesi, Büyük Millet Meclisi'nin yegâne ve mukaddes gayesini, Türk halkını emperyalizmin ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak kendi irade ve hâkimiyetinin hakiki sahibi kılmak, olarak tanımlıyordu.

Üçüncü maddesi, dış ve iç düşmanlara karşı orduyu güçlendirme amacını açıklıyordu.

Dördüncü maddesi, Büyük Millet Meclisi'nin yükümlülüğünün 'halkın maruz bulunduğu sefalet sebeplerini gidererek tarım, eğitim, yargı, maliye, ekonomi ve tüm sosyal alanlarda halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılamak üzere gereken yenilikleri uygulamak, kalkınmayı başarmak ve böylece saadet ve refaha giden yolu açmak' olduğunu belirtiyordu.

Programın 5-17'nci maddeleri, kurtuluştan sonra halife ve sultanın anayasa çerçevesinde saygın yerini alacağı,

Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu,

Yönetim biçiminin halkın mukadderatını doğrudan kendisinin idare etmesi ilkesine dayandığı,

Yasama ve yürütme gücünün Büyük Millet Meclisi'nde toplandığı,

Türkiye Halk Hükûmetinin, Büyük Millet Meclisi tarafından yönetileceği,

Meclis'in iller halkı tarafından seçileceği

Her elli bin nüfusa bir milletvekili düşeceği,

Seçimlerin iki yılda bir yapılacağı,

Meclis'in her yıl kasım ayı başında toplanacağı,

Toplantıdan dört ay sonra, milletvekillerinin üçte biri sayıda iki yıllık süre boyunca çalışacak ve her ilden bir mebusun bulunacağı bir daimî kurul seçerek dağılacağı,

Kanun yapma, anlaşma ve barış̧ antlaşması yapma, savaş̧ ilan etme yetkilerinin Meclis'e ait olduğu,

Meclis başkanının başkanlığında oluşan hükûmetin daireleri yöneteceği,

Milletvekillerinin bakanları değiştirebileceği,

Ordu'nun yalnız Büyük Millet Meclisi ordusu olduğu, emir ve kumandayla ilgili kararların Genelkurmay Başkanlığı tarafından verileceği belirtiliyordu.

16'ncı madde ise, o günlerde sorun olan Kuvayı Seyyare'nin disiplinsizliğine karsı konulmuş̧ olmalıdır.

18-31'nci maddeler mülki idare ile ilgili düzenlenmişti

18'nci madde, Türkiye'nin idari yapısını vilayet-kaza-nahiye sistemi olarak öngörüyordu. 

19'ncu madde, vilayetin tüzel kişiliği ve tam muhtariyeti (özerkliği) olan bir mülki birim olarak düzenlenmişti.

Bu bağlamda vilayet, iç ve dış siyaset, askeri işler, uluslararası iktisadi ilişkiler ve birden fazla vilayeti kapsayan konular dışında, maarif, iktisat, sağlık, ziraat, bayındırlık ve toplumsal yardımlaşmanın sıraya koyma idaresi, vilayet meclislerinin yetkisine bırakılıyordu.

20'nci maddeye göre, her beş bin nüfus için bir vilayet meclisi üyesi olması koşuluyla, genel oyla vilayet halkı tarafından seçilecek olan üyelerin görev süresi aynı Büyük Millet Meclisi mebusları gibi iki yıl olacaktı.

Vilayet Meclisi üyelerinin, Büyük Millet Meclisi mebusları ile görev sürelerinin özdeş olması, herhalde mülki sistem ile siyasi sistem arasında ilinti kurma anlayışının bir gereği olmalıdır.

21'nci maddeye göre, İl İdare Heyeti, vilayet meclisi üyeleri arasından vilayet meclisi üyeleri tarafından seçilecekti. Bir başkan ve dört üyenin görev alacağı İl İdare heyeti, icra yetkisine sahip olacaktı.

22'nci maddeye göre, vilayette Büyük Millet Meclisi'nin vekili ve temsilcisi vali olacaktı.

Valinin mahalli idareye karşı vaziyet ve görevi ise denetlemekten ibaret olacaktı.

23'ncü maddeye göre, ilçeler sadece idari ve inzibati bölümleri olacaktı.

İlçelerin başında Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından atanan, valinin emri altında bulunan kaymakam olacaktı.

İlçelerin tüzel kişiliği yoktu.

24-29'ncu maddelerde nahiyeler (bucak) düzenlenmişti

Nahiyeler muhtariyete (özerkliğe) sahip tüzel kişiliklerdi.

Nahiye, yönetim açısından bir nahiye meclisi, bir idare heyeti ve bir de müdüre sahipti.

Nahiye meclisi genel oyla halk tarafından seçilecekti.

Nahiye meclisi, bir nahiye müdürü ve idare heyeti seçecekti.

Nahiye meclisinin iktisadi, yargısal ve mali yetkileri vardı. Bu yetkilerin sınırı özel kanunlar ile belirlenecekti.

Bu düzenlemeden anlaşılan, Halkçılık Beyannamesi ile nahiyenin taşra idaresinin temel idari birimi olarak tasarlandığıdır.

Nahiyelere bu denli geniş yetkiler verilmesi böyle açıklanabilir.

Ancak… Kontrol ve denetim de unutulmayacaktı.

30 ve 31'nci maddelerde, yerel taşra idari birimlerine tanınan bu geniş yetkilerin denetlenmesi amacıyla müfettişlikler kurumsal olarak düzenlenecekti.

Halkçılık Beyannamesi'ne ne oldu?

1921 Anayasası'na kaynaklık eden Halkçılık Beyannamesi, esasen yeni bir idari sistemin inşası özelliğini taşıyordu.

Halkçılık Beyannamesi yeni sistemin inşasında önemli bir rol oynadı, yeni meclis hükümetinin programı da oldu; ama en önemlisi denebilir ki 1921 anayasası oldu bu beyanname…

Meclis bir biçimde ittifaklar meclisiydi.

Mustafa Kemal, Meclis'te ve Anadolu'da giderek güçlenen Yeşil Ordu'nun grubu olarak tanımlanan Halk Zümre'sinin programına karşı 13 Eylül 1920'de Meclis'e bir beyanname sunmuştu.

Bu Halkçılık Beyannamesi idi işte!..

Amacı Halk Zümre'sini önünü almak, zayıflatmak ve olabildiğince üyelerini de kazanmaktı. Halk Zümresi üzerinden kurulan söylemle ittifak güçlerini de benzeri şekilde zayıflatmak istiyordu…

Yeşil Ordu'yu 1920 ilkbaharında Anadolu'da bazı eski İttihatçı milletvekilleri kurmuştu. İslam ile sosyalizmin birleşiminden oluşan eklektik düşünceyi araçsallaştırma üzerinden öncelikle iktidar alanı tutma çabası içindeydiler.

Halk Zümresi ve diğer ittifaklar zayıfladıkça buna paralel güçlenecek olan Mustafa Kemal'in kaleminden çıkan Halkçılık Beyannamesi'nin güçlü bir şekilde uygulanma koşulları olgunlaşır değil mi?

Aksine ittifaklar zayıfladıkça Halkçılık Beyannamesi'nin sosyal yanı, vilayet ve nahiyelere dönük özerk idari öğeler bir tür 'yok hükmünde' sayılacak, merkezi-idari öğeler güçlenecekti.

Şimdilik şu kadarını ifade edelim:

Mustafa Kemal, 'Ata' 'Türkleştikçe', Halkçılık Beyannamesi devlet arşivlerinin tozlu raflarına kaldırılacaktı.

Yüzyıl oldu, bir daha inmedi.

Gerçi 'indirme' girişimleri olmadı, diyemeyiz.

Bunlardan en önemlileri, bildiğimiz kadarıyla…

Şevket Süreyya Aydemir (solda) ve Doğan Avcıoğlu (sağda)

 1930'larda Atatürkçü Şevket Süreyya Aydemir'lerin Kemalizm'e 'sosyal içerik' kazandırma amaçlı Kadro hareketinin bizzat Atatürk tarafından "göz ardı" edilmesinin ardından,

1965-71'de Mustafa Kemal, Atatürkçü Doğan Avcıoğlu'ların Halkçılık Beyannamesi'ni de 'o tozlu raflardan indirilmesini' içeren "sol"-darbe girişimi, karşı bir darbe ile yine Atatürkçü 12 Mart darbecileri tarafından tasfiye edilecekti.

Sözün özü:

Atatürk, Atatürk olduğunda halklara verdiği ahdinden vazgeçmişse, "Atatürk!", "Atatürk!" diye diye 'darbeler darbeleri kovalamışsa', çıkış yolu olarak başka ne söylenebilirdi ki...

Halkların ortakçı/dayanışmacı, demokratik yaşam ideallerinden başka…

(Devam edecek...)

 

Kaynak:

Ruşen Keleş- Fehmi Yavuz, Yerel Yönetimler, Turhan Kitabevi Yayınları

Öğretim Üyesi Dr. Serdar NARİN, www.izmirbarosu.org, İzmir Barosu Dergisi-Eylül 2018

Nizam Önen- Reyhan Nizam, "Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye'de Ülke Yönetimi Halkçılık Beyannamesi, www.izmirbarosu.org, İzmir Barosu Dergisi-Eylül 2018

Zeki Sarıhan, Halk Çağının Ürünü "Halkçılık Beyannamesi" …

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR