Yavuz hırsızlar

Gün geçmiyor ki Nasrettin Hoca’yı, Aziz Nesin’i anmayalım.

Aziz Nesin kendisine “Yazacak bu kadar şeyi nasıl yaratıyorsun yahu?” diyenlere “Ben bir şey yaratmıyorum ki” derdi, “Ne görürsem onu yazıyorum”.

Aynı şey tabii Nasrettin Hoca için de geçerli. 600 küsur yıl önce yaşanan olaylar yansımış fıkralarına ve ne yazık ki, bunca zaman sonra hala tekrarlanıyorlar, benzerleri ve Nasrettin Hoca rahmetli de bir türlü ölemiyor, “Ağırlaştırılmış Yaşama” cezasına çarptırılmış Türk politikacılar tarafından…

Bir gece yarısı alt kattan tıkırtılar duyan hoca oğlunu yollamış “Git bak bakalım, ne oluyor?” diye. Oğlu az sonra seslenmiş:

- Baba, bir hırsız yakaladım.

- Aferin, tut getir hemen.

- Gelmiyor.

- O vakit bırak, gitsin.

- Gitmiyor.

- E, sen gel o zaman.

- Bırakmıyor.

Yavuz hırsızmış besbelli. Gördüğünüz gibi, Hoca da şaşmamış bu işe.

Herhalde o zaman da çok vardı bunlardan.

Kimlerden?

*****

İçişleri Bakanı Soylu, AYM’nin şehirlerarası yollarda yürüyüş yapmayı yasaklayan kararı iptal edişine bozulmuş. “Madem öyle, hadi bisikletle işe git gel bakalım, eskortla değil” diyor ve ardından terör tehlikesinin sürdüğü kanıtlamak için bakın neler diyor?

- 2014 – 2019 arasında terör ilişkisi nedeniyle işten uzaklaştırılan Belediye başkanlarından 63’ü hakkında verilen cezaların toplamı 628 yıl, 908 ay 323 gün. (Ortalama 10’ar yıl). Sonradan seçilen yeni Belediye başkanlarından 10’unun aldığı toplam ceza 66 yıl, 90 ay 15 gün imiş.

Toplamların saçmalığına dokunmadım, aynen böyle demiş, naklediyorum.

Peki bunları kim görevden almış?

Reis’ten aldığı emir ve cür’etle kendisi, bay SS.

Kim yargılamış?

HSYK’dan başlayarak tüm yargıyı fetheden, mahkemelerin yapısını değiştiren, yeni mahkemeler oluşturup onlara pratik yetkiler veren ve yeni HSK eliyle yandaş hakimlerle dolduran kim?

En başta reis olmak üzere yine aynı takım ve baş infazcı da bay SS.

Durmadan sandıktan, milli iradeden söz ettiği halde, daha yerel seçimler yapılmadan “Tekrar seçilirlerse, hiç merak etmeyin, onların yerine yine kayyım atarım” diyen, nitekim yeniden halk oyu ile seçilip gelen belediye başkanları daha mazbatalarını almadan, emri altındaki valilere suç duyurusu yaptırtan kim?

Tabii ki bay SS.

SS deyiminden rahatsız olmayın, sadece daha az vaktinizi almak için kısaltma yaptım ama kötü de olmadı, değil mi? Hadi devam edeyim.

Tayyip bey dedi ki:

“Tehdit dilinin işe yaramadığı, Türkiye’nin şantaja ve haydutluğa boyun eğmeyeceği, artık konunun tüm muhatapları tarafından anlaşılmıştır”.

Ne demezsiniz?

Özellikle hain Almanya ve Yunanistan birleşip az mı şantaj yaptılar bize?

Bakın sonra karışmayız, açarız sınır kapılarını sığınmacıları salıveririz Türkiye’nin üstüne. Hemen bastırın paraları, yoksa görürsünüz gününüzü” diye…

Yaa, artık anlamışlar, Türkiye’ye şantaj filan sökmeyeceğini.

Ama bir şeyi dana anlamaları gerek:

Bunun adı, Türkiye Modelidir. Başka bir yerde, insani değerler üzerinde bina edilmiş böylesine samimi bir demokrasi, adil bir kalkınma hedefi, köklü bir hak ve adalet ideali bulamazsınız”.

Anlayana sivrisinek saz.

Şimdi ister misiniz, batı demokrasileri de bizden örnek alıp gazetecileri, yazarları, aydınları, hak savunucularını hapse tıksın?

New York, Londra, Paris, Berlin Belediye Başkanları görevden alınıp yerlerine kayyım atansın?

Her yıl 36.000 kişi (yani günde 98 kişi) hakkında Trump’a, Johnson’a, Macron’a, Merkel’e hakaret suçlamasından soruşturma açılsın, göz altına alınsın, tutuklansın, hüküm giysin?

Yok yok, Türkiye Modeli Tayyip beye kalsın, biz Barbaros Şansal’ın, Yıldırım Mayruk’un  modelleriyle yetinelim.

“Internet suçlarında sadece ilgili sayfaya erişimin engellenmesini mümkün hale getirerek tüm sitenin kapanmasının önüne geçtik”.

Yaa, ne demezsiniz. Hadi deneyelim. Bugün 18 Eylül Cuma. Bianet sitesine bir göz atalım. Hmmm, şu haber ilginç, içine bakalım. A-aaa…. Ulaşılamıyor. Hay Allah, bir takılma oldu galiba. Dönelim ilk sayfaya…. Şu haber daha da ilginç. Ayrıntılarını görelim… Hoppalaaa…. Buna da erişilemiyor… Ya şuna?   Ona da…

Hiçbirine….

Hiçbirine erişilemiyor. Başlıkları okumak serbest, sonrası yassah!..

Bu kadar özgürlük neyimize yetmiyor? Alın bakalım, Ufacık bir kız çocuğuna cinsel taciz suçundan yargılanan tarikat şeyhi hakkında her türlü yayın yasak. Yaşasın Adalet. O, kimi koruyacağını çok iyi bilir.

 

*****

 

Amanın, biz bunlarla uğraşırken Dolar ve Avro yine almış başını gidiyor.

Dolar: 7.57, Avro: 8.96

Hacivat: İşte, işte beynelmilel kumpas. Ama korkmayın, Maliyye Vezirimiz beyan ettiler, her şey düzeliyormuş, tünelin ucunda ışık görünmüş.

Karagöz: Belli, belli. Cehennem alevleri.

Korona ile mücadelede son durum: Yeni vak’a sayısı:1.771, İyileşen hasta sayısı 1.060, Can Kaybı: 62. Düşmüyor, artıyor.

Hacivat: Tabii artar. Sultanımız ve Sıhhat Vezirimiz o kadar tenbih etti. TMM (Temizlik, Maske, Mesafe) Ama millet dinlemiyor ki.

Karagöz: Yani kabahat yine millette, öyle mi?

Hacivat: Tabii millette, millet değil, illet. Bak Tababet Loncası ne hainmiş.

Karagöz: Yok yahu, ne yapmış?

   Devlet Bahçeli:

Hükümete yönelik “Yönetemiyorsunuz, ölüyor, tükeniyoruz” eylemi haince bir tertiptir. Sadece adında “Türk” bulunan Tabipler Birliği derhal ve gecikmeksizin kapatılmalıdır.

Yaa, işte böyleyken böyle. Ama Corona salgını, daha eski bir salgını da tetikledi ve azdırdı. VAKAA salgınını.

Türkçede VAKAA diye bir sözcük yok. VAAKA diye de yok, hatta VAKA bile değil. VAK’A Havadaki o virgül, hafifçe takılmayı belirliyor. Aynen KIT’A da, TEB’A da, MEŞ’ALE’de olduğu gibi.

Geçen hafta önce Murat Belge, sonra Oya Baydar, Türkçenin yanlış kullanımı üstüne yazdılar ve başlarına gelmeyen kalmadı.

Bir yandan entelektüel ukalalığı ile suçlandılar, öte yandan insanları küçümsemekle.

Evet, dil durağan değildir, gelişir; hatta çoğu kez Galat-ı Meşhur (çok kişinin kullandığı söz), Galat-ı Meşru’nun (Doğru söz) yerine geçer.

Bunu bilerek yine de dilimize sahip çıkabiliriz.

SAAT sözcüğü iki “A”ile yazılıyor ve biz onu SAT diye okumuyoruz.

Buna karşılık CAMİ sözcüğü tek “A” ile yazılıyor ama biz onu CAAMİ şeklinde, “A”yı uzatarak okuyoruz.

Ne dersiniz, bunlar da değişmeye başlasa nasıl hissedersiniz?

Adli yılla birlikte mahkemeler açıldı, ceza kesmeye kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Yine de mahkemelerden sadece ceza çıkmıyor, arada sırada iyi haberler de gelebiliyor. Mesela AİHM Ragıp Zarakolu’nun müracaatını haklı bularak Türkiye’yi ceza ödemeye mahkum etti. Daha önce İsveç Yüksek Mahkemesi, Türkiye’nin iade isteğini reddetmişti.

Bir diğer örnek de CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun vekilliğinin iptali AYM’den döndü. Bakalım bu karara uyulacak mı, yoksa -Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala örneklerinde olduğu gibi yine ipe sapa gelmez gerekçelerle uygulanmayarak bir suç daha mı işlenecek, kim bilir?

Türkiye’deki “Ak Saçlılar” bildirisini hatırlarsınız. Berlin’den bir destek geldi bu bildiriye. Alman PEN Merkezi, , Gazeteciler Birliği, Yayıncılar Birliği, Kültür Forumu gibi saygın kuruluşlar’ın hazırladığı bildiriye, aralarında a duayen gazeteci Günther Wallraff, Yeşiller Partisi’nin eş başkanı Cem Özdemir, Lale Akgün, ünlü film yönetmeni Fatih Akın, yazar Aslı Erdoğan, gazeteciler Banu Güven, Ahmet İnsel, Can Dündar, Celal Başlangıç, Doğan Özgüden, İnci Özgüden-Tuğsavul, Osman Okkan, tarihçi Taner Akçam, Alman Pen Merkezi Başkanı romancı Regula Venske’nin de yer aldığı 30 aydın ilk imzacı oldular

Yine Berlin’den bir başka destek de Osman Kavala için geldi. “Berlin for Kavala” girişimi çok sayıda ünlü kişiden Kavala ile ilgili kısacık mesajlar topladı. Türk ve Kürt kamuoyunun çok yakından tanıdığı ünlü Dilbilimci ve Amerika’nın saldırgan politikalarının baş takipçisi Prof Noam Chomsky dedi ki:

“Osman Kavala’yı çok iyi tanıyorum. Güçlü, azimli bir insan hakları ve adalet savunucusu. 1000 günü aşkın bir süredir hapiste. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi serbest kalmasına hükmetti. Kavala hemen bırakılmalı ve bu gibi suçlarla, Devlet baskısına müsamaha edilmemelidir”.

Şanar Yurdatapan

19.09.2020


Not: Bu yazının video halini izlemek için tıklayınız.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR