Bütün ipler gerilirken…

Fotoğraf: AA

Türkiye'nin iktisadi ve siyasi manzarasına tam bir gerilim hakim ve bu gerilimin nasıl yatışacağı konusunda kimsenin fikri yok.

Döviz kurundaki önlenemeyen yükseliş iktidar çevrelerince 'dış mihraklar'ın bir oyunu olarak tanımlanıyor. Yine aynı iktidar çevreleri, tamamen çelişik biçimde, ekonominin 'pik yaptığını', 'uçtuğunu' savunuyor.

Ekonominin 'pik yaptığına' dair hiçbir emare yok; ama önemli kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye'ye borç vermenin ve yatırım yapmanın son derece riskli olduğunu açıklayıp kredi notunu düşürüyor.

İktidarın buna yanıtı, "Puanlamalarınızın kıymeti harbiyesi yok" oluyor.

Bu türden açıklamalar havada uçuşurken Türkiye her geçen gün daha büyük faizlerle borçlanmak zorunda kalıyor.

'Kıymeti harbiye' kendini kredi faiz oranlarına yediriyor.

Giderek yükselen dolaylı vergilerle, artan ÖTV oranlarıyla, sokakta maskeyi düzgün takmama gerekçesiyle kesilen cezalarla, trafik cezalarıyla… Vatandaşın devlete ödediği paraların büyük kısmı borç faizlerine gidiyor.

Dolar üzerinden belirlenmiş garanti ödemelere her gün daha fazla para kaptırıyoruz.

Vatandaşın evine daha az ekmek giriyor. Vatandaş ısınamıyor, eğitime, sağlığa para yetiştiremiyor. Kültürel faaliyetler hak getire. Kitap okumak mümkün değil...

Tüm bunlar toplumsal gerilimi, kitlesel asabiyeti besliyor. Toplum olarak dibe sürükleniyoruz.

Sokaklara işsizlikle beslenen ağır bir lümpenleşme hakim oluyor. Türkiye Vahşi Batı'ya dönüşüyor.

Televizyon ekranlarından pompalanan, gazete sayfalarına yayılan siyasi gerilim de bu dibe yolculukta toplumsal gerilime eşlik ediyor.

Dini 'cemaat' liderleri "iç savaşa hazırlanan" başka 'cemaat'lerin listesini sıralamayı teklif ediyor.

Kimileri ise "dış savaşa hazırlanma" sevdasında. Oysa bu sevda, iç politikaya yönelik içi boş ajitasyonun, hatta uydurulan tarih dizilerinin beslediği bir hayalden ibaret.

Gerçekte ise, dış politikada, neredeyse elimizi attığımız her uluslararası vakada bir gerilimin ucunda duruyoruz.

Libya, Ege, Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak hattı Türkiye açısından tam bir yüksek gerilim hattı. Dokunsanız patlayacak… Hatta patlıyor da… Ve sadece bize zarar veriyor…

Düşünülmeden atılan her fevri adım dış siyasette yeni bir tavize, tavizler ise ekonomik çöküşte bir yeni dalgaya dönüşüyor.

Ve en önemlisi, iktidarın dış siyasette eli çok zayıf… Sorun sadece ekonomik sıkışmışlık değil, dünyanın elinde pek çok 'koz' var.

Misal, Reza Zarrab ve para aklama operasyonu ABD'de yeniden gündem olmaya başladı. ABD'deki bir kısım medya, Türkiyeli siyasetçileri de işin içine katarak konuyu ısıtıyor.

Artık hangi sebeple bilinmez ama ABD Başkanı Donald Trump'ın bir biçimde kapattığı bu dosya Türkiye'nin önüne tekrar gelecek.

Hatta kasım seçimlerinde Trump'ın kaybetmesi halinde gündemin ilk sıralarında yer alacak.

Hiç kuşkusuz bu, dış siyasette iktidar partisi AKP'nin tam göbekten dahil olduğu yeni bir gerilim hattı anlamına gelecek.

Dünyanın elindeki benzeri 'koz'lar nedeniyle, onca gerilimli açıklamalar, restler sonrası mesela Oruç Reis bir limana çekilme jestine konu oluyor.

Yani Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin kaderiyle AK Parti'nin kaderi, birbiriyle bütünleşmiştir bunu böyle biliniz. Biz zayıf düşersek, Türkiye de zayıf düşer" derken son derece haklıydı.

İktidarda kalmak adına her yolu deneyen AKP iç siyasette iktidarın avantajlarını sonuna kadar kullanıp bir kahramanlık ajitasyonu ile konumunu beslemeye çalışırken, dış siyasette darbe üstüne darbe alıyor.

Bu durum Türkiye'yi hem siyasi hem de iktisadi olarak zayıflatıyor.

Türkiye nasıl toplumsal olarak dibe doğru sürükleniyorsa, AKP ile birlikte siyasi ve iktisadi olarak da uluslararası arenada aynı kaderi paylaşıyor.

Bu hikayenin sonuna doğru yaklaşıyoruz…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in  editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR