'Savaş işçisi' kadın futbolcular

Fotoğraf: Imperial War Museums

1. Dünya Savaşı, uzunluğu, kapsadığı coğrafyanın genişliği, cephelere koşulan asker sayısı, modern silahların yıkıcılığı, ölen ve yaralanan askerlerin niceliği gibi pek çok faktör nedeniyle o güne kadarki savaşlar içerisinde en korkunç olanıydı. Taraflar, dört yıl boyunca ülkelerinin sanayi üretimini ve sosyal hayatını kökünden etkileyen, neredeyse kesintisiz bir süreç yaşadı. Sanayinin gelişmiş olduğu ülkeler arasında İngiltere, bu değişiklikleri en ciddi biçimde hissedenlerin başında geldi. 6 milyon askerin savaşa katıldığı, 700 binin üzerinde askerin hayatını kaybettiği ülkede savaş endüstrisini besleyebilmek için pek çok işyeri “savaş fabrikası”na dönüştürülürken erkek işçilerden boşalan fabrikalara da kadınlar yerleştirildi.

1915 yılında savaşın giderlerini karşılamakla sorumlu bir Mühimmat Bakanlığı kuran İngiltere, harp boyunca 4 milyon tüfek, 250 bin makineli silah, 52 bin uçak, 2 bin 800 tank, 25 bin topçu silahı ve 170 milyonun üzerinde topçu mermisi üretti. Ancak “mühimmat” yani savaş gereçleri bununla sınırlı değildi, çadırından botuna, gıdasından ilacına cepheye gönderilen her malzeme Bakanlığın sorumluluğundaydı. Bu süreçte savaşı kapsayan tüm endüstrilerde, ama oran olarak en çok metal ve kimyada kadın işçilerin sayısı muazzam bir artış gösterdi.

Yoksul kadınların kendilerini pek çok yönden baskılayan geleneksel rolden sıyrılarak fabrika işçileri haline gelmesi, onlar için Krisztina Robert’ın ifadesiyle “heyecanlı bir serüven” gibiydi. Hayata daha aktif bir biçimde katılıyor, yepyeni insanlarla tanışıyor, farklı sosyal çevrelere adım atıyorlardı.

Kadınların savaş endüstrisini beslemek üzere erkeklerden boşalan vardiyaları doldurması savaşın gidişatı için hayati önem taşıyordu ancak yine de bu zorunlu rol değişikliği erkek egemen düzeni endişelendiriyordu.

Orta sınıf kadınların “vatansever duygularla” savaş döneminin paramiliter gruplarında örgütlenmesinde beis görülmüyordu ama işçi sınıfından kadınların sadece maddi çıkar ve geleneksel rollerden kurtulmayı önemsediği düşünülüyor ve “Kontrol altında tutulmaları” isteniyordu. Bunun için fabrikalara görevleri kadın işçileri hizada tutmak olan çoğunlukla orta sınıfa mensup kadın müfettişler atandı.

Günde 12 saate kadar çalışan kadın işçilerin her gün bedenlerini bu zorlu göreve hazırlayabilmesi için temelleri 19. yüzyılda atılan ve erkek işçiler üzerinde verimli bir biçimde kullanılan bir aktivite akıllara geldi: Spor! Birçok fabrikada erkek işçiler için hazırlanmış spor tesisleri mevcuttu. Müfettişler de dönemin öjenik politikaları (Üstün nitelikli insanların bu özellikleri ırsi olarak aktarabileceğini varsayan “ırk ıslahı” düşüncesi)  gereğince “Sporun ne kadar önemli olduğu” fikriyle yetiştirildikleri için işçi kadınlar arasında spora sıcak baktılar.*

Kısa sürede birçok fabrikada spor takımları oluşturuldu ancak kadın işçiler tenis ya da kriketin aksine işçi sınıfıyla özdeşleşmiş olan futbola yöneldiler. Tarihçi Angela Woollacott’a göre kadın işçilerin kendi aralarında yoldaşlık duyguları geliştirmelerini kolaylaştıran aktiviteler içerisinde futbol, bu sınıfsal çağrışımı bakımından simgesel bir öneme sahipti.

Sert grevlerin yaşandığı 1917-18 yıllarında kadın işçilerin futboldan ne kadar faydalandığını kestirmek güç ancak normalde fabrika dışında maç yapmalarına hoş gözle bakılmayan kadınlar, savaş giderlerini karşılamak için binlerce biletin satıldığı müsabakalara çıkmaya başlayınca kimse buna itiraz edemez oldu. Kadın futbolunun popülaritesi bu yolla hızla büyüdü ancak savaşın bitmesiyle homurdanmalar başladı.

Gazetelerde kadın işçilerin 12 saatlik mesainin ardından çıktığı futbol maçlarını hayranlıkla betimleyen makalelerin yerini “Bu menfur şeyin sonlandırılması” çağrıları almaya başladı. Bir iddiaya göre “Kadınların futbol oynaması, toplumsal denge için üniforma giyip cephede savaşmaları kadar zararlı” idi! Bir başkasına göre savaş döneminde üretimi artırmak ve geleneksel cinsiyet rollerinden uzaklaşan kadınlar arasında disiplini sağlamak için gerekli olan bu “Hiç arzulanmayan ama zorunlu olarak katlanılan durum” artık değişmeliydi. İşte, 1921’de İngiltere Futbol Federasyonunun getirdiği yasağa bu söylemler altında varıldı ve yasağın etkileri on yıllar boyunca devam etti.

* “Irkı ıslah edecek” güçlü çocukları doğuracak kadınların sağlıklı ve sağlam yapılı olması gerektiği fikriyle öjenik politikalar, iki savaş arası dönemde Türkiye dahil pek çok ülkede kadınlar arasında sporu yaygınlaştırmanın vesilesi oldu.

NOT: Angela Woollacott’un 1. Dünya Savaşı döneminin kadın işçilerini futboldan çok daha geniş bir çerçevede ele aldığı kitabı: Woollacott, A. (1994). On Her Their Lives Depend: Munitions Workers In The Great War, University of California Press: Los Angeles.


Fotoğraf: The Philly Soccer Page

Bu yazı ilk olarak Evrensel'de yayımlanmıştır.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR