Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’nin halkları için doğru olan ne?

Ermenistan ve Azerbaycan sınır bölgesinde birkaç gün önce başlayan çatışmalar zaman zaman kesintiye uğrayan, zaman zaman da şiddetlenen şekilde sürüyor. Çatışmalar sırasında Dağlık Karabağ’da bazı asker ve sivillerin hayatını kaybettiği belirtilirken; Azerbaycan’da sivil yerleşim yerlerinde can kaybı olduğu bildiriliyor.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermenistan ordusunun saldırdığını, Ermenistan da Azerbaycan’ın Karabağ’a yönelik bir saldırı başlattığını iddia ediyor.

Kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor belli değil.

Karabağ ve Ermenistan’da seferberlik, Azerbaycan’ın bazı kentlerinde ve bölgelerinde ise sıkıyönetim ilan edildiği belirtiliyor.

Gerek Azerbaycan gerekse Ermenistan’dan yapılan açıklamalar, iki ülkenin yönetimlerinin ortaya çıkan çatışmadan memnun olduklarını gösteriyor!

Kısaca iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığı üstünden çıkan çatışmalarda sıkça karşılaşılan bir tablo ile karşı karşıyayız.

TÜRKİYE DIŞINDA HERKES ‘ATEŞKES’ VE ‘MÜZAKERE’ İSTİYOR
 

İki ülkeye sınır komşusu olan İran Dışişleri Bakanlığı ve halen Ermenistan’ın sınır güvenliğini sağlamakla yükümlü olan Rusya Dışişleri Bakanlığı, ayrı ayrı ama neredeyse aynı cümlelerle çağrı yaptılar: “Durumu istikrara kavuşturmak için tarafları derhal ateşkese ve müzakerelere başlamaya çağırıyoruz!”

AB, AGİT, ABD ve NATO’dan da itidal, çatışmaların durdurulması ve sorunun görüşmelerle çözülmesi doğrultusunda çağrılar yapıldı. Böyle durumlarda yine alışılmış bir tablo var; herkes, sorunun çatışmalarla değil konuşarak çözülmesini istiyor! Ama burada bir farklılık var. O da Türkiye’nin tutumu! Çünkü Türkiye, uzun zamandan beri ırkçı milliyetçi odakların uydurduğu, “İki devlet bir millet” sloganında ifade edilen dış politika çizgisini; “Ermenistan ne yaparsa ne istiyorsa yüzde yüz haksız, Azerbaycan ne yapıyorsa ne istiyorsa yüzde yüz haklı” görmeyi ilke ediniyor. Nitekim Ermenistan ve Karabağ ile Azerbaycan arasında çatışmaların başladığının duyulmasından beri, Hükümet sözcülerinden AKP sözcüsüne, Cumhurbaşkanından Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı partilerine kadar malum milliyetçi odaklardan Azerbaycan’a tam destek açıklaması geldi.

ERDOĞAN YÖNETİMİ ‘YALNIZLIĞI’ KAFKASYA’YA DA TAŞIDI

Dışişleri Bakanlığı bu konuda tüm bu milliyetçi çevrelere tercüman olarak, “Bu süreçte, tek yürek olarak Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği tamdır. Azerbaycan nasıl isterse, o şekilde yanında olacağız” açıklamasını yaptı.

Mecliste grubu olan partiler içinde sadece HDP, “Bu savaşın bir kazananı olmayacak. Bu sebeple her iki ülke hükümetini acilen ateşkes ilan etmeye çağırıyoruz…” dedi.

Dışişleri Bakanlığının açıklamasında dikkat çekici olan Azerbaycan’a sadece hak verilmeyip, “Her nasıl isterse o şekilde Azerbaycan’ın yanında olunacağı”nın ilan edilmesidir. Yani Azerbaycan Türkiye’den silah, savaş uçakları, tanklar, askeri birlikler isterse bunların sağlanacağı söylenmektedir. IHA’lar ve SİHA’ların zaten verildiği de anlaşılmaktadır.

Ancak Rusya ve İran başta olmak üzere diğer bütün ülkeler sorunun görüşmelerle çözülmesini istiyor.

Böylece AKP iktidarı Suriye, Libya, Doğu Akdeniz’de olduğu gibi Kafkasya’da da Türkiye’yi yalnızlaştırmak için elinden geleni yapmaktadır!

Medya ise zaten daha ilk andan itibaren, Azerbaycan-Ermenistan savaşının ön cephesinde savaşmaya başladığını manşetlerden her gün haykırmaktadır.

KAFKASYA’DAKİ SORUN ASKERİ GÜÇLE ÇÖZÜLEMEZ

Hiç kuşkusuz Erdoğan-AKP iktidarının buradaki kılavuzu, Türk ve Müslüman Azerbaycan’a karşı Hıristiyan Ermenistan’ın savaşa tutuşmuş olmasıdır.

Oysa yeni Osmanlıcı dış politikanın, Türkiye’yi sürüklediği aşamadan da açıkça görüldüğü gibi, Azerbaycan ve Ermenistan gibi iki komşu ülke arasında savaş olması, bu savaşta taraflardan birinin ötekini alt ederek ezmesi savunulacak bir şey değildir. Tersine, doğru olan sorunların, iki komşu ülke arasında mümkün olduğu kadar konuşularak, emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin sorunları daha da çözülemez hale getiren müdahalelerine fırsat vermeden, bir uzlaşmaya vararak çözülmesidir. Yani burada esas olan sorunun barışçıl çözümüdür. Aksi halde gerek bölgede çıkarlarının peşindeki emperyalistler gerekse halkların ensesinde boza pişiren bölge gericilikleri, ülkeler arasındaki ırk, milliyet ve mezhep farklılıklarını kullanarak devranlarını sürdürmek için bunu fırsat olarak kullanacaklardır, kullanmaktadırlar.

Erdoğan-AKP iktidarı, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasındaki tutumuyla, kendisini uluslararası platformlarda Azerbaycan’ı savunamaz duruma da getirmektedir. Çünkü sorunun “adil” bir biçimde bir çözümünden yana olan hiç kimse, kendisini Azerbaycan’dan fazla Azerbaycancı ilan eden bir ülkenin sözlerini dinlemez.

Bu yüzden de bugün Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’nin halkları için doğru olan;

Bölgeye emperyalistlerin ve gericiliklerin müdahalesine izin vermeyen, sorunun iki ülke arasında konuşularak çözülmesini isteyen, bölgede barışı, halkların kardeşliğini savunan bir çizgide mücadele etmektir.

Bunun bugün ülkemiz açısından anlamı, AKP iktidarının, yeni Osmanlıcı dış politikasının devamı olarak, ülkeler arasındaki sorunu askeri güçle ve Ermenistan’ın Azerbaycan tarafından ezilerek çözülmesini esas alan politikasına karşı mücadele etmektir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR