Gazetecilikte Van kriterleri

1990’lı yıllar, aralarında çok sayıda gazeteci cinayetlerinin de olduğu “Faili meçhul cinayetler” dönemiydi.

Bugün ise, insanlar “asit kuyularına atılmadığı” için övünmemiz isteniyor. Ama insanların “helikopterden atıldığı” haberinin de 4 gazetecinin tutuklanmasına yol açtığı bir dönem aynı zamanda. Bu haberin ardından gözaltına alınan gazeteciler Adnan Bilen, Cemil Uğur, Şehriban Abi ve Nazan Sala “örgüt üyeliği” ile suçlanarak tutuklandılar.

Van 3. Sulh Ceza Hakimliği’nin tutuklama kararında “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaparak”, “Şüphelilerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterir şekilde haberler yaptıkları…” gibi ifadeler yer alıyor. Bu kriterler bize şunu söylüyor: Gazetecinin görevi, ‘süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterir şekilde’ devletin lehine haber yapmaktır, aksi suçtur!

Ardından mahkeme heyeti önümüze çılgın bir gazetecilik kriteri daha koyuyor: “Şüphelilerin sahip olduklarını iddia ettikleri basın kartlarının resmi hiçbir geçerliliği olmadığı, geçerli bir basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından şüphelilerin basın mensubu olmadıklarının anlaşıldığı…”

Yani, sarı basın kartı olan ancak kartları yenilenmeyen basın örgütü başkanlarının da aralarında olduğu yüzlerce gazeteci aslında gazeteci değil. Diğerleri zaten hiç değil. Aralarında yabancı basın kuruluşlarına çalışan meslektaşlarımızın da olduğu yüzlerce gazeteci de, uluslararası geçerliliği olan basın kartı taşımalarına rağmen gazeteci değiller. Bir kahve sohbetinde söylense güler geçerdik, ama bu kriterlerle gazeteci tutuklanıyor bu ülkede.

Van’da tutuklanan meslektaşlarımızdan uzun yıllardır tanıdığım, 20 yıllık gazeteci Adnan Bilen’in avukatı Murat Timur ile konuştum. “Meslekte 19 yılım doldu. Bu, benim açımdan da sıra dışı bir dosya” dedi. 3 dönem Van Baro Başkanlığı görevini de yürütmüş olan Avukat Murat Timur, “Terörle mücadele müdürlüğünün tespitleri iddianamede yer alanlarla aynı” dedikten sonra, bu soruşturmanın daha yukarıdan yürütüldüğüne inandığını söyledi ve gazetecilik konusundaki ayrıntılı tespitleri de örnek gösterdi.

“Kolluğun tavırlarından, bu dosyanın helikopterden insan atma haberiyle ilgili olduğu net olarak anlaşılıyor” diyen Avukat Timur,müvekkili Bilen’in, 2018 yılında “propaganda” suçlaması ile yargılandığı ve ceza alarak hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı sosyal medya paylaşımlarının bu dosyada örgüt üyeliğinin delili olarak gösterildiğini belirterek ekledi: “Aynı olaydan iki kez yargılama olamayacağını söyledik ancak ‘O dönem öyle karar verilmiş olabilir ama biz bugünkü deliller ile birlikte süreklilik gösterdiğini düşünerek karar veriyoruz’ denildi.”

Böyle muhakeme yürüten bir soruşturma savcısının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160 / 2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş olmasını umursaması beklenebilir mi? 

Soruşturmada umursanan delillendirme kısmı da zaten tam bir fecaat. Bilen, helikopterden insan atma haberini sadece sosyal medya hesabından paylaşmış. Yayın yasağı olduğu halde neden böyle bir paylaşım yaptığı sorulmuş. O da, bu paylaşımı yayın yasağından önce 20 Eylül günü yaptığını, yasağın bir gün sonra konulduğunu söylemiş. Ama umursanmamış bile.

Bilen’e son üç ay yaptığı iki telefon konuşması sorulmuş. Birisi bir haber ile ilgili Avukat Gülizar Tuncer ile yaptığı konuşma. Timur, Gülizar Tuncer’in kendisinin de tanıdığı bir meslektaşı olduğunu belirterek, bunun bir suç gibi sorulmasının tuhaflığını hatırlatmış. Diğer telefon konuşmasını da, Van-Hakkari Tabip Odası Başkanının bir açıklamasıyla ilgili ifadeye çağrılması üzerine yine haber amaçlı olarak Adnan Bilen’in kendisini aramasına dair. Yani iktidar tabip odası başkanlarının açıklamalarından rahatsız olduğu için onlar ifadeye çağırılıyorsa gazeteci de onları haber için aramamalı. Kritere bakar mısınız?

Soruşturmaya konu ‘helikopterden insan atma’ haberiyle bağlayalım. 2017’de Diyarbakır’da Newroz mitingi alanının girişinde polis tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut ile ilgili ilk valilik açıklaması şöyleydi: “Çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim diyerek elindeki bıçakla alana koştuğu için canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden müdahale edilmiştir.” Ancak DİHA Muhabiri Abdurrahman Gök’ün olay anına dair fotoğrafları, gerçeğin hiç de öyle olmadığını belgeledi. Ardından da Diyarbakır Valilisi Hüseyin Aksoy, “Böyle sonuçlanmasını istemezdik” açıklaması yaptı.

Yani özetle, ‘yayın yasağı’ yanlış, doğrusu olayın tartışılarak tüm sonuçlarıyla gereğinin yapılması. Ve nokta: Meslektaşlarımızı bırakın, gazetecilik suç değildir!

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR