Yanıyor mu AYM'nin lambası?

Fotoğraf: Twitter

Sormayın. Son haftamızın en gözde itiş-kakış konusu, AYM’nin bazı utangaç kararlarına bile tahammül gösteremeyen Devletimizin -önce adaşı Devlet Bahçeli, sonra mülkün yeni sahibi- Tayyip bey ve takımı tarafından siygaya çekilmesiydi.

Ne demişti Tayyip bey, AYM’nin Can Dündar kararı hakkında?

- Bu karara uymuyorum, saygı da duymuyorum

Eh, imam-cemaat ilişkisi cümlenin malumu.

İstanbul 24. Ağırceza Mahkemesi, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verdiği ceza kararını bozan AYM’nin kararına neden saygı duysun ve uysun ki?

Ama AYM’nin de tepesi atmıştı bir kere. “Eeey 14. Ağırcezaaa… Sen kim oluyorsun da benim kararıma uymayabiliyorsun?” diye kükredi, Anayasanın falanca maddesini gösterdi, AYM kararları herkesi bağlar imiş. (ki doğru, ama Tayyip beyin doğrusu değil) Hemmen, 15 Ekim gününe olağanüstü bir toplantı kararı aldı. Herhalde kendi hakkını bir alt derece mahkemeye yedirtmeyecek…

Ve derkeeen AYM üyesi Engin Yıldırım’ın sosyal medya mesajı gündemi paramparça ediverdi. GÜÜÜM.

Sonradan alelacele sildiği mesajında diyordu ki:: “AYM’nin ışıkları yanıyor”

Eee, gece gece bu ne israf ne lahana turşusu… diye düşünmüştük ama AYM eski Başkanlarından eski Cumhurbaşkanı Sezer açıklık getirdi: 13 Ekim, Ankara’nın başkent oluşunun yıldönümü imiş ve o gece itibardan tasarruf olmazmış, tüm kamu kurum ve kuruluşları sabaha kadar ışıldarmış, içindekiler uyuyadursun. Hmmm, bu da bir açıklama.

Ama neden bu AYM üyesinin “Açık ışıklar” mesajı bu kadar ortalığı alevlendirmiş ki?

Efendiim, vakt-i evailde, ülkemizi seçilmişler değil, tayin edilmişler yönetir iken, Genelkurmay Başkanlığı binasının ışıkları gece gece yandığında “Hmmm, demek darbe geliyor” diye korkulurmuş. Bugünkü AYM üyesinin bu tıviti de “Darbe gelir haaa” diye göz dağı vermek oluyormuş da ondan böyle olmuşmuş.

Haa, ama asıl Anayasal darbe, tabii ki yapıldı, yapılıyor, yapılacak, Tayyip bey ve avanesi tarafından.

Nitekiiim, AYM önce bir bildiri yayınladı: “Üyemiz de olsa, bireysel görüşü kurumumuzu bağlamaz” diye, sonra da gün boyunca “Olağanüstü Gündemiyle” toplandı. Sonuç? TSSSSS…

Yanıyor mu AYM’nin lambası?

I-ıh, yanmıyor. Sönüverdi: TSSSSSSSS…

 

 

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, İstanbul 14. Ağır Ceza mahkemesi başkanı Akın Gürlek’in önlenemez yükselişini inceleyip yazmış.

Önceeeee,  bu amca şu anda hangi davalara bakmakta imiş?

Sözcü gazetesi davası, ÇHD davası, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in ceza aldığı ve Canan Kaftancıoğlu’nun yargılandığı davalara bakıyormuş bu Akın Gürlek.

Eee, ne olmuş yani, olamaz mı?

Terkoğlu, “Nasıl oldu da Sözcü kararını verip birkaç ayda Berberoğlu mahkemesine gönderildi” diye merak ediyordum. Bir avukat arkadaşım, “Normal değil, Akın Gürlek aniden Berberoğlu kararını veren 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne atandı ancak buna ilişkin bir kararname bulamadık, hatta HSK’nin sitesi dahil hiçbir yerde yayımlanmadı” diyor. Kısacası dünkü “özel yetkili mahkemeler”in yerini “özel yaratılmış hâkimler” almış görünüyor” demiş Terkoğlu.

Durun, durun, daha bitmedi.

Bir başka “uslanmaz” gazeteci Canan Coşkun da 14. Ağır Ceza’nın bir başka yargıcına takmış.

Üye hakim Şenol Kartal, AKP’ki Başakşehir Belediyesinde hukuk işleri ile iştigal ederken 2016’da avukatlıktan hakimliğe geçmiş ve hakimlik stajını Ankara’da yaptıktan sonra, Bolu’nun Gerede ilçesinde göreve başlamış, sonra Muş’ta görevlendirmiş. Sonra da 17 Temmuz’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne üye hakim olarak atanmış, bu yeni görevinde Hrant Dink ve Can Dündar’ın MİT TIR’ları davalarına da katılmış.

Burda duralım azıcık. Şimdiye kadarki bilgiler, herhangi bir insanın hayatını karartabilecek kararların kimler tarafından alındığı, o kimlerin de kimler tarafından korunup sırtının sıvazlandığını gösteriyor. Ama bir adım ötesi daha da feci, daha da acıklı…

Dedim ya, iflah olmaz gazeteci, Canan Coşkun, sadece yargıçların değil, mahkemenin de izini sürmüş. Nereye varmış?

*******

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, AKP’nin Gülen Cemaati ile dost olduğu zamanlardaki özel yetkili mahkemeler arasında yer alıyor, Dink cinayeti davası o dönemde de bu mahkemede görülüyordu.

Özel yetkili mahkemelerin 2014’te kapatılmasından sonra mahkemelerin heyetleri yeniden düzenlendi. Bu mahkemenin başkanlığına da Canel Rüzgar getirildi.

Mahkeme heyetinin değiştirilmesiyle ilgili ilk adım, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün yargılandığı 25 Mart 2016’da başlayan MİT TIR’ları davasıyla atıldı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Şubat 2016’da AYM’nin hak ihlali kararı vermesi nedeniyle gazeteciler Dündar ve Gül’ü serbest bırakmıştı. Erdoğan da AYM’nin kararıyla ilgili “Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” diye konuşmuş, tahliye kararı veren mahkemeye de “Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme, kararında direnebilirdi” diye yol göstermişti.

Bu açıklamadan kısa süre sonra MİT TIR’ları davasının Mart 2016’daki ilk duruşmasına günler kala o dönemki ismiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından mahkemede ikinci bir heyet daha görevlendirildi. Yeni heyet, yalnızca MİT TIR’ları, Dink cinayeti ve Tahşiye soruşturmasında kumpas kurulduğu iddiasıyla açılan davalara bakacaktı. 

İkinci hamle de dönemin İstanbul başsavcısı Hadi Salihoğlu’dan geldi. MİT TIR’ları davasının ilk duruşmasına iki gün kala duruşma savcısını değiştirdi.

Atanan yeni savcı Evliya Çalışkan, Dündar’a 25, Gül’e 10 yıl hapis cezası verilmesini talep etti. Mayıs 2016’da Dündar’a 5 yıl 10 ay, Gül’e 5 yıl hapis cezası verildi. Ancak dava bitmedi. Gül ve Dündar’a yöneltilen ‘örgüte yardım’ suçlaması yönünden davanın devam etmesine karar verildi. 

Eylül 2016’da da heyetin üyesi Ömer Karagöl’ün görev yeri değiştirildi. Yerine Ayçin Saylık getirildi. 2 Aralık 2016’da mahkemenin ikinci heyetinin üyesi Bünyamin Karakaş FETÖ’ suçlamasıyla gözaltına alındı. Bünyamin Karakaş, MİT TIR’ları davasında Dündar ve Gül’ü mahkum eden heyette yer alıyordu. İki hafta sonra da mahkemenin başkanı Canel Rüzgar başka bir mahkemede görevlendirildi, yerine ikinci heyetin başkanı Ali İhsan Horasan getirildi. 

Dündar ve Gül hakkında örgüte yardım suçlaması ile devam eden davaya sonradan o dönem CHP milletvekili Enis Berberoğlu da eklendi.

Habire değiştirilen heyet, son olarak tutuksuz yargılanan ve her duruşmaya katılan Berberoğlu’nu 14 Haziran 2017’de ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ suçlamasıyla 25 yıl hapis cezasına mahkum ederek tutukladı. Üye hakim Ayçin Saylık, karardan kısa bir süre sonra başka bir mahkemede görevlendirildi. Başkan Ali İhsan Horasan da 24 Eylül 2018’de başka bir mahkemeye gönderildi.

Ne biçim bir Bizans entrikası yahu. Takip edebildiyseniz vallahi bravo. Ben koptum ve en baştaki bilgime geri döndüm:

 

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR. 

Bugünün Türkçesiyle ADALET VATANIN TEMELİDİR.

Onun temelindeki çiviyi bir kez sökerseniz, bütün ülke gümbür gümbür çöker. Çöküyor işte.

Yıkmak kolay, yeniden inşa etmek çok zor.

Bu zor işe şimdiden hazırlanalım, zira bir yıkıntı devralacağız, bu HUKUKSUZ-yetmedi KANUNSUZ- yapıdan kurtulduğumuzda…

***********

Size meymenetli haberler vermeyi çok istiyorum ama gönlünüz hoş olsun diye burnumun uzamasını da istemem doğrusu. Alın size bir demet haber, kendiniz beğenin alın istediğinizi.

***** İBB, Covid-19 salgını nedeniyle gelirleri kesilen özel tiyatrolara destek vermek için ekim ayında belediyeye bağlı Şehir Tiyatroları’nın sahnesini açmıştı. Teatra Jiyana Nû/Yeni Yaşam Tiyatrosu da Dario Fo’nun ‘Yüzsüz’ oyununu 13 Ekim günü ‘Beru’ adıyla Kürtçe olarak Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde sahneleyecekti. Gaziosmanpaşa kaymakamlığı uyumadı, son günde yasakladı oyunu. Gerekçe: Genel kamu düzenini bozabileceği”.

***** Covid-19’dan ölümler düşmüyor. Yeni vak’a sayısı da iyileşenlerin üstünde. Uzun lafın kısası: salgını başarı ile yönettiğimiz koca bir yalan.

***** Bu yalanı en başından beri teşhir eden, gerçek bilgilerin toplumu yanıltmak amacıyla saklandığını, değiştirildiğini söyleyen TTB kapatılma tehdidi altında. Bahçeli. Birliğin yeni başkanı, aynı zamanda TİHV’nin de başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise Erdoğan’ın hedefinde.

Tayyip bey buyurdular ki: “Düşünebiliyor musunuz? Terör örgütünden birisini getirip Türk Tabipler Birliği’nin başına koyuyorlar…”

***** Sahte içkiden ölenlerin sayısı 55'e yükseldi. Daha önce hayatını kaybedenlere, İstanbul’da 3, İzmir’de 3, Tekirdağ’da bir kişi daha eklendi. 50’ye yakın kişi tedavi altında. Doktorlar, sarhoşlukla birlikte gelen en ufak bir “bulanık görme” halinde hemen hastaneye başvurulmasını şiddetle öneriyor.

***** Diyeceksiniz ki, onlar da kaçak içki içmeseydi. Birkaç program önce size hesap kitabıyla anlatmıştım. Har 5 kadehten sadece birisi içkinin maliyeti. Gerisinin tümü vergiye gidiyor, Tayyip beyin kasasına. Aynı vergiyi ekmeğe koyun, bakın merdiven altı fırınlar nasıl kaplar ortalığı. Efendim? Zaten millet çoktan evde mi yapmaya mı başladı?

***** Freedom House (Özgürlük Evi) İnternet Özgürlüğü Raporu’nu yayınladı. Türkiye, internet özgürlüğü olmayan ülkeler arasında yer aldı.

Başta Tayyip ve Devlet beylerin, tabii hemen arkalarından bay SS’in, hoşlarına gitmeyen herkes hakkında kullandıkları saldırgan ve hedef gösteren söylemleri Nefret Söylemi ve Nefret suçu kavramlarını düşürmüyor gündemden.

Daha yakında, Diyanet Başkanının Ramazan hutbesi ve onu kınayan İHD ve Ankara Barosu hakkında önce Tayyip beyin, hemen ardından cümle devlet böyüklerinin saldırıları ile başlatılan soruşturmalar bizi yine bu kavramlarla burun buruna getirmişti.

Aynı sahneler bu kez, Azerbaycan-Ermenistan Savaşı konusundaki devlet tutumunu eleştiren Garo Paylan’ın, sağlık politikalarını eleştiren TTB eski başkanı Gençay Gürsoy ve yeni başkanı Şebnem Korur Fincancının hedef gösterilmesiyle bir daha tazelendi.

Nedir Nefret Söylemi, nedir Nefret Suçu?

Nefret söylemi, toplumun bir kesimini, ırk, din, mezhep, dil, cinsiyet vs. farklılıklar nedeniyle aşağılayıcı sözler, yazılar, yayınlar… demek. Genellikle o toplumda AZINLIKTA olanlara karşı yapılıyor. Mesela “Ermeni Dölü” demek, mesela “İslam dini lutiliği, eşcinselliği lanetliyor” demek.

Peki, o kişinin -kimliği ne olursa olsun- düşüncesi bu ise bunu açıklaması da ifade özgürlüğü değil mi? Nedir ikisini ayıran sınır?

Hukukta kabul gören görüş şöyle:

Eğer bu söylemlerle yakın ve ciddi bir toplumsal çatışma tehlike oluşuyorsa, bu bir nefret söylemidir, suça azmettirme’dir. Bunu yapan “Bana ne, ben sadece fikrimi söyledim, suçu ben işlemedim ki” diye sorumluluktan sıyrılamaz. Aynen Ruanda’da Tutsi’lere uygulanan soykırımı kışkırtan radyo istasyonu gibi. Ya da 16 Şubat 1969’da Taksim’de yaşanan Kanlı Pazar’ı kışkırtan köşe yazarları gibi.

Aynen Tayyip bey gibi, Devlet bey gibi, bay Süleyman Soylu (SS) gibi.

Ama AYM’nin lambaları söndürüleli çok oldu.

Ya sabır, dostlar, hadi “Sil Baştan”…

Bu yazının video versiyonu için: https://youtu.be/2CDR0FM8TLI

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR