Türk sporunda ekol ve kültür neden yok?

Görsel: Stadiums

Başarıyı sadece kazanmak sayan Türk sporu, uzun zamandır günlük alışveriş yapan tüketici gibi. Özellikle de futbolda parası az olduğu için veresiye defteri kabarık ve sadece günlük yemek için harcama yapıyor.

Sürekli günlük düşünen ve topraklarına tohum ekilmeyen Türk sporunda, bu sebeple ekol ve kültür de yaratılamıyor.

Yıllardır birçok branşta ekol ve kültür yaratılmayınca, kurumsal hafıza ile devamlılık da oluşamıyor. Basketbol, futbol, atletizm ya da başka branşlarda dünyada Türk ekolü diye adlandırılan bir branşa pek rastlanmıyor.

Sadece güreşte ve halterde yetişen sporcular, başarı ve devamlılık yaratsa da bu branşlar ülke geneline yayılıp bir talep oluşturmuyor.

Dünyada ise örneğin basketbolda Yugoslavya, futbolda Hollanda ve Almanya gibi ekoller birçok takıma model oluyor.

Bununla beraber, dünyanın en çok gelir getiren organizasyonu olan NBA'ya sahip olan ABD, atletizmde dünyanın zirvesinde duruyor.

Sporda kültür ve ekol yaratmış ülkeler, sporu sadece kazanmak ve maddi bir kazanç için araç değil, bir kamu yararı olarak görüyorlar.

Çocukların temelden spor ile tanışmasını, gelişmesini ve yeteneklerini uygun alanda kullanmasını sağlarken,  onları sistem içine bir paydaş olarak alıyorlar.
 

-.jpg

Görsel: Pinterest

Kaynaklar altyapıya teğet geçiyor

Türkiye'de ise spor kültürü futbolun tahakkümü altına alındıkça, her branş futbolun altında ezilmeye başladı. Futbolun yarattığı kaos ve yerellik, sadece kendi aktörlerine başarı ve gelir kazandıran, bunu kutsayan bir kültür yarattı.

Sistemden çok kişilerin gündemde olduğu bu düzen, çözüm değil hep kaosu konuştu.

Sistem olmadığı için de kişiler üzerinden bir spor ruhu oluştu. Sporun sadece futboldan ibaret olduğu, hatta başka branşlara harcanan paranın kayıp olduğu bile gündeme getirildi.

Sadece geçmişine bakılan teknik adamlar, sadece geçmişine bakılarak alınan sporcular, kulüpleri zarara uğratan menajerler, yönetimler ile bu sistemi normalleştiren futbol medyası bu sistemi inşa etti.

Sadece maç kazanma, tur atlama, gruptan çıkma, elemeleri geçme üzerine kafa yoran Türkiye'deki spor kültürü, altyapıya yatırım, gelen parayı gençlere harcama, sistem inşa etmeyi hiçbir zaman düşünmek istemedi.

Ve kazanılan mağlubiyetler ile ne bir ekol yarattı ne de bir kültür oluştu Türk sporunda.

Yarattığı ekol günü kurtarma ekolü olan Türk sporu örneğin, 2016 Avrupa Atletizm Şampiyonası'na toplamda 16 yabancı kökenli (Kenya, Etiyopya, Jamaika, Güney Afrika, Ukrayna, Azerbaycan ve Küba) atletle katılıp; 12 madalyasının 10'unu yurt dışından gelen sporculardan elde etti.

Bu yüzden, madalya ve kazanma odaklı bu sistemde sporcu yetişmesi mümkün olamıyor.
 

Milliyet.jpg

Fotoğraf: Milliyet

İngiltere'de Futbol Vakfı en yoksul bölgelere para harcıyor

Türkiye'de spor branşları, yabancıya bağımlı ve devşirme sistem ile rekabetçi olmaya çalışıyor. Yine milli futbol takımının sadece yüzde 50'si, Türkiye'de yetişmiş, bu yüzden de buradan bir ekol ve bir başarı gelmesi zor.

Örneğin, 2017 yılında Bayern Münih'in altyapı tesislerine yatırdığı para 70 milyon euro iken, aynı tarihlerde Türkiye'den ayrılan Robin Van Persie'nin maliyeti 20 milyon euro civarındaydı.

Artık seyircinin, tüketicinin finanse ettiği futbol sisteminin yüzünü sokağa dönmesi gerekiyor. Bunula beraber bir spor politikasına ve akademik bir planlamaya ihtiyacı var bu toprakların.

Futbol topunun, basketbol potalarının en yoksul bölgelerde heyecan yaratması gerek. Mesela İngiltere'de kurulan Futbol Vakfı, gelirlerinin yüzde 40'nı, en yoksul bölgelere harcıyor.

Sponsorlar, yayın gelirleri, seyirci gelirleri ile sisteme giren paranın, akademiler, spor okulları ve eğitimler ile en kılcal damarlara kadar topluma yayılması gerekiyor artık.

Ve öncelikle, kültür ve ekol için çocukların seyirci değil, oyunun içinde olması gerekiyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR