‘Belediyeyi Trabzon’dan arayan bir vatandaş şikayet etti’

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanıyken yerine kayyum atanarak tutuklanan Selçuk Mızraklı, atanan kayyımlar ve kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mızraklı, başkanlığına yüzde 62,93 oy oranıyla seçilmişti.

‘PANDEMİ NEDENİYLE OLMAYAN DEMOKRASİ DE ASKIYA ALINDI’

“Bu ülkede Kürt olmak, muhalif olmak tutuklanma gerekçesi” diyen Mızraklı, cezaevi koşullarını şöyle anlattı:

“Bir yıla yakındır Kayseri Bünyan Cezaevindeyim. Buradaki koşullar ülkenin diğer cezaevindeki koşullar ile aynıdır. Demokratik olmayan bir ülkenin cezaevlerinden ne beklenir ki? Pandemi ile birlikte cezaevindeki koşullar bir kat daha zorlaştı diyebiliriz. Salgınla mücadeleyi kendi yöntemlerimiz ve çabamızla yürütüyoruz. Dışarıda olduğu gibi içerde de bu iktidar pandemi koşullarını bahane ederek olmayan demokrasiyi de askıya aldı. En basitinden aile ziyaretlerini birkaç ay yaptırmadı. Şimdi de ayda bire düşürdüğü gibi iki kişiyle sınırladı. Telefon hakkı ve benzeri diğer hakların hepsinde kısıtlama var.”

‘BELEDİYE’Yİ TRABZON’DAN ARAYIP ŞİKAYET ETTİLER’

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması kararına da tepki gösteren Mızraklı,

“Sandığa gitme iradesini kırmaya çalıştılar. Seçim sonrası 16 gün boyunca mazbatalarımızı vermeyerek, belediyelerin içini tam boşalttılar. Çalışmalarımız ilk gününde ‘yok cami yıkıyorlar, yok örgüte para aktarıyorlar’ gibi mesnetsiz iftiralar attılar. Bir örnek verirsek; zararlı haşerelerle ilgili ilaçlama normalde şubat ayından başlar ve bütün yıl sürer. Önceki kayyum yapmamıştı. Nisan ayında biz göreve gelir gelmez yerel ve ulusal basında ‘Diyarbakır şehrini sinek ve sivrisinekler bastı’ diye haberler geçtiler. Belediyemizi Trabzon’dan aradılar. Trabzon’dan arayan bir vatandaş; ‘Neden ilaçlama yapılmıyor. Rahatsız oluyoruz’ dedi. Böylesi bir algı operasyonu” dedi.

Çeşitli yalan haberlerle kendilerinin iktidar tarafından hedef gösterildiğini de vurgulayan Mızraklı, “Müfettişler bizim dönemimizde 3 buçuk ayda üç inceleme yaptı ve bir uyarı dahi yapamadılar. Ama müfettişler onların dönemine ilişkin kitap yazacak kadar usulsüzlükler buldu. Yandaşlara ihaleler dağıtan, ihalelerde usulsüzlükler yapan onlar ama sanki biz yapıyormuşuz gibi algı yaratıldı. Gelip baksalardı kasada tek kuruş para yoktu. Üstüne üstlük eski parayla 800 trilyon borç bırakmışlardı ve gelen para zaten bakanlık bilgisi dahilinde geliyor ve bakanlığın bilgisi dahilinde harcanıyor. Basın onların elinde, yargı onların elinde tüm alanlar onların elinde tabi ki onlar bu şekilde saldıracaktı, farkındaydık” dedi.

Belediye çalışmaları dolayısıyla yargılanmadıklarının altını çizen Mızraklı, “Açın iddianameleri, hiçbir eş başkanımızın iddianamesinde belediye işlemleri ile tek bir kelime bile bulamazsınız. Benim iddianamemde bir iftiracının iftiraları dışında bir şey yoktu, ki bu iftiralarda 2012 dönemine aittir. Yani belediye başkanlığına aday olduğum 2019 yılıyla ilgili bir şey yok. Bu itirafçının iftiraları da resmi SGK kayıtlarında yalanlandığı halde tutuklandım. Bir iftiracı var, karşısında ise sağlık çalışanları, hastane yetkileri, doktorlar var. Yani bir kişi karşısında ona yakın insanın beyanı var, SGK’nın resmi kayıtları var. İtirafçının çelişkili beyanları var ama yine de saraya bağlı yargı tarafından tutuklandım” dedi.

 

‘KARDEŞLİK SÖYLEMİNİN NE KADAR ALDATICI OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ’

Hükümetin seçim yoluyla kazanamadığı belediyeleri anayasayı da çiğneyerek kayyum politikasıyla elde ettiğini ifade eden Mızraklı, “Burada söylenmek istenen; ‘Kürtler kendilerini yönetemezler. Yönetmek isteseler de izin vermeyizdir.’ Yani kardeşlik söylemlerinin ne kadar aldatıcı olduğunu burada görebilmekteyiz” dedi.

2016 yılında ilan edilen OHAL sonrası da hukuksuzlukların devam ettiğini söyleyen Mızraklı, “Buna itiraz eden bir HDP vardı. Diğer muhalif partiler ise itiraz edeceklerine biat etme yolunu seçtiler. Devletin bekası adına her şeye evet dediler ve sonuç koca bir cezaevine dönen ülke” dedi.

Hukuksuzluğun sadece kendisiyle ilgili olmadığını vurgulayan Mızraklı, “Yargı sarayın kuklası olmuşsa, devletin tüm kurumları tek adam rejimine biat ediyorsa sonuç tabi ki böyle olur. Yani kabile devleti asıl böyle bir şeydir. Yargı üyeleri, Cumhurbaşkanı ile çay toplamaya gidiyorsa, cübbelerine ilik açtırıp ilikliyorlarsa, iktidarda her türlü kanunsuzluğu ve hukuksuzluğu yapar, yapıyor da” ifadelerini kullandı.

Kayyumların HDP’nin alternatif belediyecilik anlayışında geliştirmiş olduğu tüm çalışmaları durdurarak yok etmeye çalıştığını söyleyen Mızraklı, “Kadın alanında, çocuk alanında, anadil alanında, kültür alanında yani her alanda halk adına yapılan tüm çalışmalar yok edilmek istendi. 31 Mart seçimleri sonrasında yeniden halk belediyeciliği yapıldı. Halk kazanımları tekrardan ortaya çıkarılmak istendi. Bu sadece belediye başkanının yaptığını yok etme girişimi değildir. Bu bir halkın dilini, kültürünü, tarihini yok etme girişimidir. Irkçılık anlayışının merkezi yönetimden yerel yönetimlere uygulanma halidir” dedi.

‘HALKIN İRADESİ KIRILMAK İSTENİYOR’

“Kayyum atamaları ile aslında ne amaçlanıyor?” sorusunu da yanıtlayan Mızraklı şöyle konuştu:

“Kayyumlar ile halklar sindirilmek, bastırılmak istenmektedir. Sandık iradesi kırılmak istenmektedir. ‘Sizler istediğiniz kadar seçin, bizler kayyum atarız. Ondan dolayı sandığa gitmeyin’ anlayışı geliştirilmek isteniyor. İstedikleri korkuyu sağlayamayacaklardır. Bizler cezaevindeyiz ama mücadele içerde de dışarıda da sürüyor. Bizler asla diz çökmeyiz, asla aman dilemeyiz” dedi.

MA


PAYLAŞ