Yeni Osmanlıcı-yeni İttihatçı siyaset ve iktidar bloğu… (1)

Etkili bir siyaset yapabilmek için öncelikle mevcut iktidar blokunu tanımak ve doğru tahlil etmek gerekiyor.

Türkiye'nin demokrasi güçlerinin en önemli zafiyetlerinden biri eleştiride yüzeyde kalmaları, eleştirdikleri siyasi güçleri abartmaları ya da küçümsemeleri oluyor.

Karşı oldukları siyasi gücü kişiselleştirmeleri de küçümsemenin bir biçimi oluyor.

Söze boğmadan doğrudan konuya girmek iyidir.

Türkiye'yi tek ve homojen bir iktidar yönetmiyor, bir iktidar bloğu yönetiyor.

Bu blok güvenlikçi, İslamcı, milliyetçi…

Artan ölçüde merkeziyetçi…

Artan ölçüde "terör" lafzı üzerinden çoğulculuğu ve farklılıkları dışlayıcı ve anti demokratizm üzerine kurulu.

Azalan ölçüde Misak-ı Milli'ci…

...

7 Ağustos 1919'da düzenlenen Erzurum Kongresi'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Kurtuluş Savaşı liderlerinin kabul ettiği ve Lozan'da çizilen çerçeve bağlamında 'azalan ölçüde'

Misak-ı Milli'yi Lozan'dan öte, II. Abdülhamit'çi ve İttihatçı bakış açısı ile Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk-İslam toprakları üzerinde 'tarihsel hak' arayışı biçiminde tahayyül ediyor…  

Bu politika, kuvvetler ilişkisine göre 'terör', 'güvenlik', 'milli çıkarlar', 'masada olmak' gibi çoklu argümanlar üzerinden uygulanırken, duruma göre 'ileri-geri adımlar' atılarak zemin yaratma yolu izleniyor.

'Terör koridorunu engelleme' gerekçesi ile girilen Suriye'nin El Bab bölgesinde yerel örgütlenmeler temelinde kalıcılaşma yoluna gidiliyor.

Afrin'de demografik değişimle kalıcılık organize ediliyor.

İdlib'de kalıcılıkta ısrar ediliyor.  

Ege Denizi adaları ve Doğu Akdeniz'de doğalgaz çıkarları bir yana,

Libya'da çatışmaya taraf ve çözümde masada olma üzerinden kalıcılık tasarlanıyor.

'Teröre karşı Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları dışında güvenliği sağlama' argümanı ardında, Kuzeydoğu Suriye'ye, Irak'ta Güney Kürdistan'a ve Şengal'e müdahale ediliyor ve kalıcılık amaçlanıyor.

En son Azerbaycan-Ermenistan savaşında taraf olunarak kalıcı olmanın yolları deneniyor.  

Yani Türkçü-İslamcı milliyetçilik sadece Kürt hareketiyle savaş ve çatışma üzerinden pompalanmıyor. Libya'ya kadar uzanan eski Osmanlı toprakları üzerinden 'tarihsel haklar' argümanı üzerinden de pompalanıyor.

Libya'da Kürt hareketi mi var ya da Azerbaycan-Ermenistan savaşı Kürt hareketini de kapsayan bir savaş mı?

Bilinen 'gizli' ajanda; Ortadoğu ölçeğinde 'tarihsel haklar' üzerinden 'fetihçi siyaset'

Bunun Ortadoğu ölçeğindeki karşılığı İhvan-ı Müslim ya da Müslüman Kardeşler…

Türlü zayıf düşürmeler, ideolojik iknalar ve diğer metotlar uygulanarak 'maaşlı dostlar' haline getirilen cihadist çeteler, bu politikanın kullanışlı askeri güçleri…

Alt emperyalizm (mi?)

Kürt hareketi geriletildiği oranda yayılmacı politika sürdürülebiliyor ve Türkiye'yi Atatürkçü Misak-ı Milli'ye çekme olanağı zayıflıyor.

Kimileri analojik yorumlarla Türkiye'yi orta gelişmişlikte alt emperyalist bir ülke olarak olarak niteliyorlar.

Batı kavramları ile düşünüldüğünde, bu nitelemelerde gerçeklik payı var. Örneğin, 1970'lerde Amerikalı çağdaş Marksist Paul M. Sweezy Latin Amerika'da Brezilya'yı, yanlış anımsamıyorsam Ortadoğu'da da Türkiye'yi alt emperyalist ülkeler kategorisine koymuştu.

Ancak bu alt emperyalistlik hali, bağımlılığı ve yükümlülüğü de içeriyordu. Büyük kapitalist-emperyalist ülkelere karşı bağımlılıklarının ve yükümlülüklerinin gereğini yerine getirdikleri oranda sürüyor, "dik başlılığa" hareket sahası tanınmıyordu.

İşte Ecevit'in afyon yasağına karşı ve II. Kıbrıs Harekâtıyla sınırları aşıcı tutumu, 70'li yıllar süresince uygulanan Amerika'nın kısmi ekonomik ambargosu ile sınırlı kalmayacak, 12 Eylül darbesi ile birlikte Türk sivil siyasetçileri kendilerini Zincirbozan'da bulacaktı.

Alt emperyalizm hali vardıysa bile, o 1974-80 dönemi ve 12 Eylül darbesi ile birlikte tarihe havale edilecekti.

Sovyet Rusya'nın Afganistan'da yenilgiye uğraması ve çekilmesi sonucu, siyasi İslam ayrıştı.

Bir kesimi Bin Ladin örneğinde yaşandığı gibi küresel çapta radikalleşirken, daha 'ılımlı'  bir görüntü veren kesimi Ortadoğu'da küresel sermayenin tercihleriyle 'uyumlu' bir yol izleyecekti.

Diyebiliriz ki BOP eş başkanlığının Türkiye'ye verilmesi de bu bütünlük içinde bir yerlere oturuyor.

Görüleceği gibi somut güncel ilişkiler içinde, Türkiye'nin iktidar blokunun durumu farklı görüntü veriyor. 

 Geçiş süreci (mi?)

Aslında modern zamanların alt emperyalist ülkesinden öte, yeni Osmanlıcı, yeni ittihatçı, Türk-İslam milliyetçisi, güvenlikçi, devlet kutsiyetçisi, bir kanadının iç söylemlerinde 'töre devleti' amacının da dillendirildiği bir tür geçiş süreci yaşanıyor.

(Yarın devam edecek...)

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR