97’nci yılında cumhuriyet ve sahte Hermes çanta!

Aslında yazı konusu sadece cumhuriyetti. 97’nci yılında nerdeyse başa dönülmüş bir hikayesi var cumhuriyetin. Onu yazacaktım. Özellikle, konu dış politika, işgaller, çatışma ve savaş olunca AKP’nin eteğine yapışan, ancak diğer taraftan “Cumhuriyet elden gidiyor” diyerek avazları çıkıncaya kadar bağıranlar var. Konu farklı diller, inançlar, kültürler olunca “tekçi” kesilen bu tutumlarını ırkçılığa vardıran milliyetçileri, ulusalcıları… Ancak bu defa değinip geçeceğim.

Zira yeniden gündem olan 50 bin dolarlık Hermes çanta Saray ile aramızdaki bir davanın konusu ve cumhuriyetin 97’nci yılında padişahları aratmayan bir yaşam süren Saray yönetimini konuşuyoruz.

Hakkımda dava açılan ve hapis cezasıyla yargılandığım Emine Hanım’ın 50 bin dolarlık Hermes çantası meğer orijinal değil, sahteymiş…

Hermes çantayı Saray gazetecisi Handa Sultan dünkü yazısıyla daha güncel hale getirdi. Gerçi Fransız mallarını boykot çağrısıyla beraber Emine Hanım’ın 50 bin dolarlık Hermes çantası çok konuşuldu, yazıldı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da bir kez daha gündeme getirdi. “Madem Fransız mallarını boykot ediyorsunuz, Emine Hanım’ın Hermes çantasını da yakın!” mealinde sözler söyledi. “İtibardan tasarruf olmaz” diyen Erdoğan hemen ileri atıldı ve “Eşimin çantasını konuşma, benimle konuş” diye başka bir açıdan konuya yaklaştı… Ve tartışma sürüyor. Kılıçdaroğlu “Saray sosyetesi” dediği bu kesimin israfı karşısında susmayacağını, bir kez daha yeniledi, bakalım görelim…

Ve her Hermes çanta konuşulduğunda, yazıldığında yurt dışından ve buradan arayıp bu Hermes çanta tartışmasının benim yargılandığım davaya nasıl yansıyacağını soranlar oluyor. Fransız ambargosuyla birlikte yurt dışında da Hermes çanta ve yargılandığım dava ile ilgili gelişmeler soruluyor, yazılıp, konuşuluyor. Türkiye’deki hukukun Saray ile ilişkisini boyutunu çok iyi bilen herkes doğal olarak kaygılanıyorlar ve cumhuriyetin 97’nci yılında, biz Emine Hanım’ın Hermes marka çantasının orijinal mi çakma mı olduğunu, 50 bin dolarlık olup olmadığını konuşuyoruz.

97’nci yılında cumhuriyetin kuruluşunun kutlanmasının yasaklandığı, ancak ülkeyi yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla yağmalamış hali ortadadır. Kapitalist işletmelerin, büyük markaların, bankaların Atatürk ve cumhuriyet seviciliğinde reklamda yarıştığı bir dönemden geçiyoruz. Aslında bu dev şirketler gazete ve televizyonlara ilan ve reklamlar yağdırarak cumhuriyetin bir sömürü cennetine dönüştüğü gerçeğini vurguluyorlar. Ve hem iktidarın medyasına para akıtıyor hem cumhuriyetçi geçinmiş oluyorlar. Cumhuriyet tarihi, tüm kamu kaynaklarının bu sınıfın daha da zenginleşmesi için peşkeş çekildiği, fabrikaların kapatıldığı makinelerin hurdaya ve arazilerinin inşaatçı ortaklara peşkeş çekildiği bir tarih.

Ve cumhuriyet eğer, eşitlik, özgürlük kardeşlik yönetimi ise bu 97 yılın bunu başaramadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tek adam yönetiminde ise darbelerle, baskılarla, haksız ve hukuksuz uygulamalarla, ayrımcılıkla, halkların, dillerin, kültürlerin yok sayılmasıyla geçmiş on yıllarının tuzu biberi olacak bir süreç içinde kutlanıyor 97’nci yıl. 18 yıllık AKP iktidarı ise bırakın eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği cumhuriyetin temel tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak için yoğun bir çaba içerisine girdi. Bunu durdurmak.

Ancak ta başından beri Cumhuriyetin demokratikleşmesi için mücadele içinde olanlar oldu. Demokratlar, devrimciler, sosyalistler, Kürtler, Aleviler, işçiler, yoksullar, emekçiler, gençler, kadınlar…

Dönüp bakıldığında ne çok aydının, gazetecinin, yazarın, bilim ve düşünce insanın 97 yıl boyunca ne çok acı çektiğini ne çok kadre uğradığını, öldüğünü, öldürüldüğünü göreceksiniz. Ve bu sadece AKP yıllarıyla sınırlı olmayan bir süreç… Zira cumhuriyetin işçi ve emekçilerin cumhuriyeti olması mücadelesinde yitirilenler listesi oldukça uzun. Ta Osmanlı’dan bu yana süren bir mücadeledir bu demokratik cumhuriyet ve dahası sosyalist cumhuriyet mücadelesi. Ve bugün hâlâ sürmektedir bu mücadele. Sultanahmet’te asılan Paramazlardan Karadeniz’de boğdurulan Mustafa Suphilere, İdam edilen Denizlerden Necdetlere, Mazlumlara, Erdallara ve bugüne kadar süren bir mücadeledir.

Bu gidişatı ve yıkımı durdurmak için güçleri birleştirmeli… Ancak gerçekten demokratik bir cumhuriyetin sadece AKP karşıtlığından çıkmayacağı, bunun aynı zamanda cumhuriyet tarihiyle bir yüzleşmeden geçtiğini bilerek ilerlenebilinirse amaca uygun yol alınabilir.

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR