Robbie Elliott'ın kaleminden Sir Bobby Robson

Kontratım Bolton'da sona eriyordu. Uzatma görüşmeleri ertelendi; çünkü Division One play-off'larındaydık, ancak finalden sonra menajerim beni izleyen takımlardan birinin Newcastle olduğunu söyledi.

Play-offlardan önce söyleseydi başımın döneceğini biliyordu. Daha sonra Sir Bobby Robson ile bir telefon görüşmesi yaptım, başkan Freddy Shepherd ile buluşmak için yola çıktım ve 10 dakika içinde St James'Park'a dönmeyi kabul ettim.

(Elliott 1991 ve 1997 yılları arasında Newcastle'da oynamıştı. Sir Bobby 2001 yılında onu aradığında Newcastle'daki ikinci dönemi için  St.James Park'a gidecekti.)

Benim için, Sir Bobby'den beni evim olduğunu düşündüğüm kulübe geri getirmek istediğini duymaktan daha iyi bir şey olamazdı.

Çağrı çok ciddi veya taktiksel değildi. Sadece Sir Bobby idi… Telefonu açar açmaz bitmiş bir anlaşma oldu. Kesinlikle Barcelona ve İngiltere'yi çalıştırmış bir teknik adam için oynamayı beklemiyordum.

Çok gergindim ama beni hemen rahatlattı ki insanlarla konuşma şekli çok rahatlatıcıydı. Onunla ilk konuşmam olmasına rağmen onu zaten tanıyormuş gibi hissediyordum.

Yüz yüze olmaktan çok daha zor olan bir telefon görüşmesi sırasında bile insanlara böyle hissettirebilmesi bir beceriydi. "Gelecek sezon için seni alacağım için heyecanlıyım" demişti.


Soyunma odasında öyle bir aurası vardı ki, içeri girdiğinde herkesin bakmak için döndüğü David Ginola ile gördüğünüz türden değil; Sir Bobby'nin kişiliğinde herkesi rahatlatan bir şey vardı.

Orada Jermaine Jenas kadar genç insanlar, Alan Shearer gibi kıdemli oyuncular ve farklı milletlerden oyuncular bulunuyordu. Herkesin saygı duyduğu ve sevdiği biriydi. 


Newcastle'da oynamadığım bir sezon geçirdim ama yine de bana bir insan gibi davrandığı için ona saygı duyuyordum.

Benimle konuşur, bir soru sorarsam cevap verir ve dürüst olurdu. Bu diğer menajerlerde olan bir şey değildi.

Onlar, oynamıyorsanız veya sakatsanız, yokmuşsunuz gibi hissettirirlerdi. Ama Sir Bobby için durum asla böyle değildi.


Sir Bobby'yi tanımlamak için coşku doğru kelimeydi… Her zaman antrenman sahasına eşofmanıyla katılırdı.

Her zaman enerji getirdi; her zaman enerjik olmayı ve her şeyde en yüksek standartları istedi, ama aynı zamanda eğlenceli de olabiliyordu.

Eğlenceliden kastım şaka yapması değildi. İnce bir mizah anlayışına sahip olmasıydı.  Onu komik bulurdunuz. 

Futbol bilgisi muazzamdı ve yaş farkına rağmen, 18 ya da 34 yaşındaki oyuncularla her düzeyde bağlantı kurabiliyordu ki bunu yapmak zordur.

Kameralar önünde onu tüm duygularını samimi bir şekilde gösterirken görürdünüz. Bir yenilginin verdiği acıyı veya iyi bir performansın gururunu...  O zaman sahaya çıkıp onun için performans sergilemek isterdiniz. 


İkisi de emekli olduktan sonra çalışanlarından biriyle konuştuğumu hatırlıyorum. Birlikte Newcastle'da bulundukları sırada, Sir Bobby'nin tüm yöntemlerini anlamamıştı, ancak ikisi de ayrıldıktan sonra aslında Bobby sırlarını ona açıklamıştı.

Bu çok mantıklıydı. Sir Bobby kendisini ekibinden (bilgi, tecrübe olarak) ayırmak istemişti çünkü orada da bu saygıyı istiyordu - perde arkasında bile tüm ipleri elinde tutuyordu.


Futbolu bıraktıktan sonra otobiyografisini okudum ve Sir Bobby'nin Newcastle'da kanserle neler yaşadığını öğrendim -ki o zamanlar, bir dakikasını bile bilmiyordum.

Hiçbir zaman şikayet etmemişti ve onu yavaşlatan hiçbir şey yoktu. Yaptığı şeyi gerçekleştirme ve oyunun zirvesinde olmaya devam etme zihniyeti ve gücü inanılmazdı.

Bunu birçok kez yaşadı ve onunla savaştı. Bu oydu - her zaman ileriye ve pozitif bakıyor, asla geriye bakmıyordu. 


Newcastle'dan o ayrılığı hak etmemişti. Gittiğinde, hastalığı gerçekten birdenbire başladı. Sir Bobby Robson, son kez 2009 yılının temmuz ayında St. James Park'a tekerlekli sandalyede çıktığında, onunla tekrar karşılaşacak kadar şanslıydım.

Belli ki çok kötü görünüyordu. Ama Sir Bobby oyuncularını tekrar görmek ve son bir kez St. James Park'a çıkma deneyimini yaşamak istiyordu.

Sir Bobby Robson Vakfı için para toplamak istememe neden olan şey hem o hem de ailemde çok fazla kanser olması gerçeğiydi.

Beni Newcastle'a geri götürdüğü ve bana ve aileme bu fırsatı verdiği için ona olan gönül borcumu ödeme şansım olmadı.

Ben ve triatlet olan arkadaşım Phil Gray, 21 günde 3 bin 500 mil bisiklet sürdük. Porto'da başladık, Lizbon'a gittik, ardından İngiltere'ye dönmeden ve Fulham, Wembley, Ipswich ve Newcastle'ı - eski takımlarının olduğu şehirleri baz alarak Barselona ve Eindhoven'a gittik.

Ekim ayında başladık, bu yüzden karanlıkta başlayıp karanlıkta bitiriyorduk. Bu deniz seviyesiden Everest'e beş kez tırmanmaya eşdeğerdi.

Haritalarda yolların ne kadar kötü olduğu belli olmaz, bu yüzden büyük engellerle karşılaştık ve bir karavanda uyuduk. Çok zordu.

Bunu yaptığım için çok mutluyum, ama bu asla tekrarlayacağım bir şey değildi. Ne var ki, babam, kayınpederim ve Sir Bobby uğruna denemek ve bir fark yaratmak için para topladığınız insanları düşündüm. Bu yüzden durmam gerektiğini düşündüğüm bir gün bile olmadı.

İnsanların yol boyunca yürekten davranışları da bizi motive ediyordu. Bir gün Barselona'dan belki üç saat uzaktaydık ve tek kelime İngilizce bilmeyen ama minibüste Sir Bobby'nin resmini gördükleri için bağış yapmak isteyen yaşlı bir çiftle tanışmıştık.

Sonra, eski oyuncuların benimle buluşmaya geldiği bir kutlama düzenledik. Tüm yol boyunca destek olağanüstüydü.

Ayrıldığı kulüplerin ardından onun gibi hala sevilen çok fazla menajer bulamazsınız.  Gittiğimiz her şehirde bu inanılmaz sevgiye şahit olduk. 

Bu Sir Bobby'nin gücüydü...

Robbie Elliott

* Bu yazı The Coaches' Voice web sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR