Amerika bir "Gettysburg anıyla" karşı karşıya ama Trumpizm yenilse de yok olmayacak

Fotoğraf: AA

Uzmanlarla anketler hep bir ağızdan Joe Biden'ın başkanlık seçimlerinde Donald Trump karşısında zafer kazanacağını öngörürken, seçimleri kuzeyin güneyi mağlup ettiği ve iç savaşta bir dönüm noktası olarak görülen 1863 tarihli Gettysburg Muharebesi'nin askeri olmayan bir versiyonu gibi resmediyor. Şiddetin seviyesi bu kez daha düşük olsa da düşmanlar arasındaki nefret benzer seviyelerde.

İç savaşla kıyaslama yapmak yerinde olur çünkü Trump ve Biden arasındaki yüzleşme, bir buçuk asır öncesinin silahlı çatışmasını hatırlatıyor. O zamanlar beyaz Amerika iki ulusa bölünmüştü ve şu anda da dikkate değer ölçüde iki ulus durumunda. Trump'ın desteğinin temel kaynağı güney ve kırsal alanlarken Biden'ınki kuzey ve büyük şehirler.

İki dönem arasında mükemmel bir uyum yok ve iki farklı Amerikan ulusal kimliğini tanımlayan coğrafi sınırlar değişti. Yine de Amerikan milliyetçiliğinin güneyde ortaya çıkan ve 1965 Medeni Haklar Yasası'ndan bu yana Cumhuriyetçi Parti'yle harmanlanıp büyük ölçüde parti tarafından devralınan beyaz, erkek ve evanjelist Protestan türü Trumpizm'in özünü oluşturur. İdeolojisi ırkçılık, şovenizm, mesihçilik, sosyal muhafazakarlık ve serbest piyasa ekonomisinin toksik bir bileşimi olan radikal Amerikan milliyetçisi bir partiye dönüştü. Siyasi vuruş gücünüyse, sosyal ve ekonomik güvenlikleri küreselleşmenin ve yeni teknolojinin etkisi altında parçalanan beyaz işçilerin ve orta sınıfın mağduriyetleri için bir vasıta olarak artırdı.

2016'da Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan, milyarderlerle geride bırakılanların kurduğu tuhaf bir ittifaktı ve salı günü bu ittifakın Gettysburg anıyla karşılaşacağına inanmak güzel olurdu. Siyahların Hayatı Değerlidir destekçilerinden müesses nizamın müzmin üyelerine kadar, neredeyse 4 yıldır Trump'ın megolaman iktidarının sillesini yiyen çoğu Amerikalı bunun için sabırsızlanıyor. Muhafazakâr köşe yazarı George Will, bu hafta kendinden emin bir şekilde, Trump'ın yükselişine olanak sağlayan Cumhuriyetçi Parti siyasi bir katliamla karşı karşıyayken, "Amerikan tarihindeki Donald Trump parantezinin kapandığı" ana tanıklık ettiğimizi yazdı.

Bu doğruysa harika fakat Trump, karşıtları onu küçümsediği için sık sık bütün olanaksızlıklara rağmen başarılı oldu, tıpkı Hillary Clinton'a karşı olduğu gibi. Kaba ve sahtekar olabilir ama Demokrat Parti liderlerinin beceriksizliğinin çokça yardım ettiği, olağanüstü derecede etkileyici bir kampanyacı.

Neyse ki, 2016'da lehine olan yarıklar şimdi aleyhine: bizzat koronavirüs, bunun neticesinde yaşanan ekonomik çöküş, kendisinin hastalığa yakalanması ve kampanyanın son günlerinde kazanması gereken eyaletleri kasıp kavuran virüs. Wisconsin'deki gazetelerin ön sayfalarındaki endişe dolu manşetlerin hepsinin orada yükselen epidemiyle ilgili olması, Trump'ın hastalığı hafife alma çabalarının çılgın ve kendi kendine zarar vermiş görünmesine sebep oluyor.

George Will gibi bir uzman, medyanın çoğuyla birlikte Trump'ı Amerikan tarihinde dehşet verici bir sapma, bir "parantez" olarak görmek istiyor ama kaygan bir zemindeler. Trump'ın seçilmesi tarihin öngörülemeyen anlarından biri olabilir ama sadece emsalsiz bir pandeminin başlangıcı şeklinde çok daha beklenmedik bir şey yaşandığı için yenilgiyle karşı karşıya. Geçen yılın sonlarında, gelişen bir ekonominin sırtında ikinci dönemini kazanma şansı epey yüksekti, ne de olsa çok az başkan ekonominin rüzgarı kendi lehlerine eserken yerinden edilmişti

Trump'ın virüse bu kadar hiddetlenmiş görünmesinde ve şu ana dek 225 bin Amerikalıyı öldürmüş olduğu halde virüsün bulaşma kapasitesini ve öldürücülüğünü gülünçlük derecesinde küçümsemesinde şaşılacak bir şey yok.

Yine de Trump'ı yenmek için koronavirüsün gerekmiş olması, maalesef Trump'ın muhaliflerinin düşündüğü gibi sapma ya da parantez olmadığının kanıtı. Böyle olduğu kanısı, onu iktidara gelmesi korkunç bir tarihi şaka olan şeytani bir karakter olarak görüp ondan iğrenen birçok Amerikalının ve çoğu eleştirmenin hüsnükuruntusundan kaynaklanıyor. Fakat her ne kadar anlaşılabilir olsa da böyle bir yorum, ona arka çıkan güçlerin kuvvetini hafife alıyor ve Amerikan tarihini ciddi ölçüde yanlış okuyor.

Köleliğin geçmişte önemli bir kurum olduğu tüm ülkeler, bu kurumun resmi olarak lağvedilişinin üzerinden uzun zaman geçtikten sonra bile dağılmayan ırk temelli bir korku ve nefret mirasından kaçmanın neredeyse imkansız olduğunu fark etmiştir. Bu, Amerika'nın eski köle eyaletlerinde olduğu kadar kölelerin şeker plantasyonlarında çalıştığı Karayip Adaları için de geçerli. Gettysburg iç savaşın hem siyasi hem de askeri dönüm noktasıydı, ya da Lincoln'ün Gettysburg Konuşması sebebiyle böyle hatırlanıyor. Ama Konfederasyon'un 1865'teki mağlubiyeti Amerika'nın kabaca kuzey, güney ve siyah toplumu merkezinde toplanan üç farklı ulusal kimliğe sahip olmaktan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Amerikan kültürünü farklı ve ilginç kılan, bu üçü arasındaki çarpışmalar ve birleşmeler.

Trump, bu ırksal ve kültürel ayrılıkları körükledi ve sömürdü ama onları o icat etmedi. Kuzeyin askeri zaferi köleliği yok etti, fakat bunun yerini Jim Crow yasalarının siyahlara dayattığı sistematik ırk ayrımı aldı. Ayrımcılık 1960'ların medeni haklar yasasıyla güya sona erdi; ama siyah Amerikalılar için hakiki faydalar kıt ve eşitsiz kaldı ve ırk eşitliğine yönelik karşı saldırı, kat edilen ilerlemeye kıyasla çok daha başarılı oldu.

21. yüzyılın başında, resmi rakamlardan hareketle her üç siyah erkekten birinin hayatının bir noktasında hapse gireceği hesaplanıyordu. Michelle Alexander'ın, Yeni Jim Crow: Renk Körlüğü Çağında Kitlesel Hapsedilme kitabında yazdığı gibi:

Irka dayanmaktansa ceza hukuku sistemimizi beyaz tenli olmayanları "suçlu" olarak damgalamak için kullanıyoruz, sonra da güya yasadışı olan bütün ayrımcılıkları yapıyoruz.

Siyahların "suçlu" konumunda bulunmasını ve böylece oy kullanamamasını sağlamak Cumhuriyetçilerin Georgia, Florida ve Teksas gibi eyaletlerde seçimleri kazanmasının esas yolu olagelmiştir ve salı günü de bu tekrar edebilir. Cumhuriyetçilerin seçmenleri sindirmede gösterdiği başarının önemli bileşenlerinden biri, Demokrat Parti'nin bununla etkili bir şekilde mücadele edememesi. Nitekim Biden'in siyah nüfusun azımsanamayacak bir bölümüne suçlu muamelesi yapan yasaların çıkarılmasında aktif rol oynaması, eleştirmenleri tarafından sürekli vurgulanıyor. Biden'ın destekçileri dikkatleri, Medeni Haklar Yasası'nın ana hükümlerinden birini fesheden ve Cumhuriyetçilerin hakim olduğu eyaletlerin seçim bölgelerini kendi çıkarlarına göre düzenlemesine, sandık sayısını azaltmasına ve beyaz olmayan azınlıkların oy kullanma yeteneğini başka şekillerde kısıtlamasına izin veren 2013 tarihli Yüksek Mahkeme kararına toplamayı tercih ediyor.

Seçmenlerin kitlesel ölçekte sindirilmesi Trump'ın yeniden seçilmesi için yeterli olmayabilir, ama bunun etkisi hafife alınmamalı: 2016'da kıl payı kazandığı zaferlerinde seçmenlerin sindirilmesi muhtemelen (Rusların uğraşıp yapabileceği her şeyden çok daha önemli şekilde) belirleyici rol oynadı. Demokratların seçimi ezici bir çoğunlukla kazanması, onlara, azınlıkların giderek haklarından daha fazla mahrum bırakılmasını tersine döndürme gücü (belki arzusu değil ama) verebilir.

Abraham Lincoln'ün "Amerika asla dışarıdan yok edilmeyecek" sözü alıntılarda kullanılır.

Eğer bocalayıp özgürlüğümüzü kaybedersek, bunun nedeni kendi kendimizi yok etmemiz olacaktır.

Trump'ın Beyaz Saray'daki yıllarında böyle bir yıkım ihtimalinin eşiğine gelindi ve o ihtimal hâlâ yok olmadı. Tabii, Beyaz Saray'da kalırsa bu tersine bir Gettysburg olacak ve Lincoln'ün meşum öngörüsünü gerçek kılacak.

Bu yazı ilk olarak Independent'te yayımlanmıştır.

Çeviren: İrem Oral


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR