Yeniden yol ayrımı

Fotorğraf: AA

Son bir haftada sanki tarihin akışı hızlandı. Damat bakan gitti, ekonomi yönetiminde kadro değişikliği geldi. Faiz artırıldı; iktidar, başta Erdoğan olmak üzere, “adalet, demokrasi, hukuk” sözlerine daha fazla yer vermeye başladı. 

Ezberlemeyen kaldıysa yeniden hatırlatmakta yarar var. “Adalet, demokrasi, hukuk” sözcükleri, bu siyasi hareketin kendisini zorda hissettiğinde, manevra alanı daraldığında gündeme getirdiği sözcüklerdir. Sonuçta bunlar “tramvay”dır, “araç”tır.

Öyleyse sıkışmanın karakterini doğru saptamak gerekir. Sıkışma başta ekonomiktir. Ekonomide den izin bittiği, vergilerle, pahalılıkla birleşen yükün sırtımıza bindirildiği bir dönemden geçiyoruz. Dünya ekonomisi de zorda; kapanma, küresel ticareti etkiliyor. Böyle bir ortamda sıcak para akışı da kesilmişken, ekonomiyi toparlamak zorlaşıyor. İktidar bunu gördü; sistemi ya da lideri değil, kişileri hatalı gösterip feda ederek, finans kapitale taviz vererek “yola devam” dedi.

Sıkışma aynı zamanda siyasidir. İçeride bu ekonomik tablo, iktidar ortaklarının seçmen desteğini azaltıyor. İki turlu, yüzde 50 artı bire dayalı sistemle yeniden iktidar olma ihtimali zayıflıyor. O halde yapılacak olan, iktidarda kalmak için, kısmi bir sistem değişikliğinin yollarını döşemek. Bu da “demokrasi, hukuk, adalet” yeni söyleminin altında tabanı toparlamak ve muhalif partilerin bu talepler etrafında kurduğu eleştiri zeminini kapatarak oy kaymalarını engellemek amacını taşıyor. Daha fazlası değil. Söylemden öteye değişiklikler, hak arayan işçinin, emekçinin sesinin daha gür çıkması anlamına gelecek. Oysa ekonomik tablo, “adalet, demokrasi, hukuk” alanına emekçinin dahil edilmesine izin verecek durumda değil.

İyi ama niye şimdi? İki hafta önce de ekonomi böyleydi; iki hafta önce de iktidar partisinin oyları düşmekteydi. Bu noktada iç gelişmelerden ziyade, dış gelişmelerin, en başta da Amerikan seçimlerinin sonuçlarının belirleyici olduğunu söylemek mümkün. İktidar her türlü tehdit, hakaret dolu tarzına rağmen, Trump’ın yeniden seçilmesini umdu. Gerçekleşmedi.

Şimdi Biden özelinde ABD yeni yönetimiyle ilişkilere hazırlanan, söylemini ve kadrolarını buna uyumlu hale getirmeye çalışan bir iktidar taktiğiyle karşı karşıyayız. Bu şu demek aslında: “Biz dışa bağımlıyız, ekonomimiz kötü; eleştirilerinin sınırı içinde ve elindeki kozlara karşı kısmi tavizler vermeye hazırız. Bak başladık bile”.

Hani millicilik, bağımsızlıkçılık?

Demek ki hep söylediğimiz üzere ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık da olmuyor. Son yıllarda iç siyasette durup durup karşıtlarını “gayri milli, vatan haini, bağımsızlığa karşı tehdit” olarak kodlayan bir iktidarın Amerikan seçimlerine göre pozisyonunu yeniden ayarlamasına bakarak bunu bir daha anlıyoruz. Dünyada Biden’ın seçilmesinden sonra bu denli kadro ve söylem değişimine giden başka iktidar var mı? Emperyalizme karşı Türkiye’yi kim zayıflatmış bu durumda? “Dış güçler” mi? “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk’ü bu kadroların benimsememesinden doğal ne var?

Peki, yeni Amerikan yönetimine kısmi tavizler vererek iktidarın gücünü tekrar pekiştirmesi mümkün mü? Bence asıl zorluk iktidarın içerideki ortaklarıyla ilişkisinde düğümleniyor. İktidarın yeni duruma göre “söylemini, kadrolarını” hızla değiştirmesine bakan ortaklarının, bunun iç ittifaklarda da bir değişimi tetikleyebileceğini görmemeleri imkânsız.

Kartların her anlamda yeniden karıldığı bu dönemde; bir suç örgütü liderinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük tehditlerini, iktidar ortağı partinin buna dönük destekleyici sözlerinin zamanlamasını tesadüf olarak göremeyiz. Tarzlar savaşıyor. İktidara da mesaj elbette. İktidarın dış ittifaklarla iç ittifakları aynı anda yönetmesi ya da uyumlu hale getirmesi zorlaşıyor. Bu yeni bir yol ayrımı; AKP’nin görüntüde de olsa başlatmaya çalışacağı “hukuk, adalet” soslu taktiğiyle, siyasetin ve hukukun alanını kapatan mafyalaşma çizgisi arasında ve iktidar paylaşımının bu iki tarz doğrudan çatışmadan nasıl sürdürüleceğinde düğümlenen bir yol ayrımı. Sonucu ne olursa olsun, yeni bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz.

Bu yazı ilk olarak Cumhuriyet'te yayımlanmıştır.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR