‘Arınç ve Çiçek Cumhurbaşkanı adına konuşmuyorlar’

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, NTV'deki Özel Röportaj programında Ahmed Arpat'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Kalın, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeleri Bülent Arınç ve Cemil Çiçek'in son günlerde medyaya verdiği demeçlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adına olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın reformlar yapılacağı açıklaması hatırlatılan Kalın, şunları söyledi:

Cumhurbaşkanımız bunu 'yeni bir atılım dönemi' olarak ifade etti. Türkiye gibi dinamik, dünyaya açık, demokratik bir ülkenin toplumsal, siyasal, ekonomik ihtiyaçları da değişerek dinamik bir süreklilik arz ediyor. Bunlara adapte olmak zorundasınız. Yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacaktır. Hukukta içtihat kapısı hiçbir zaman kapanmaz. Yeni durumlar, sorunlar ortaya çıkar, yeni içtihatlar yapmanız gerekir. Burada Türkiye, özgürlük, güvenlik ve demokrasi dengesini oturtarak bu süreci uzun yıllardır yönetti. Bundan sonra da bu kararlıkla buna devam edecek tabii ki. Tabii ki AB kriterleri var. AB çıpası yıllarca konuşuldu. Türkiye'deki reform sürecini tetikleyen, diri tutan önemli bir çıpaydı o. Hala önemli, AB perspektifi bütünüyle kaybedilmiş değil.

‘SÖZCÜ GİBİ KONUŞMUYORLAR’

Kalın, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeleri Bülent Arınç ve Cemil Çiçek'in son dönemde adalet kavramı, uzun tutukluluk süreleri ve güvenlikçi yaklaşımlar hakkındaki söylemlerinin "Politika değişikliğine mi gidiliyor?" yorumlarına sebep olduğunun söylenmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yüksek İstişare Kurulu'yla siyasi kurmaylarıyla hükümet birimleriyle bütün bu konuları istişare ettiğini, son tahlilde de politikayı belirleyen iradenin kendisi tarafından temsil edilerek, hayata geçirildiğini anlattı.

Kalın, Arınç ve Çiçek'in tecrübeli siyasetçiler olarak bu konularda farklı görüşler ifade etmelerinin mümkün olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

Bunların hepsi birebir Cumhurbaşkanımızın adına yapılmış açıklamalar dersek hata yaparız. Onlar Cumhurbaşkanı adına bir sözcü gibi konuşmuyorlar. Kendi görüşlerini ifade ediyorlar. Bunları Cumhurbaşkanımıza da ifade ediyorlar. Cumhurbaşkanımız da bunları Yüksek İstişare Kurulu toplantılarında dinliyor. Ama son tahlilde büyük fotoğraf içerisinde bütün bunların istişareleri yapıldıktan sonra politika haline gelmesi Cumhurbaşkanımızın iradesiyle şekillenen bir şey. Dışarıdan bilmeyenler şöyle düşünüyorlar; 'Bir kişi, tek adam kendi başına karar veriyor.' Biraz bilseler Cumhurbaşkanımızın çalışma tarzını, inanın böyle cümleler kurmaktan sarfınazar ederler. Gerçekten çok dinleyen, istişare eden, not alan bir liderden bahsediyoruz. Adalet Bakanını da dinler, İçişleri Bakanını da dinler, Milli Savunma Bakanını da dinler, Dışişleri Bakanını da dinler, danışmanını da dinler ilgili kurumları da dinler. Bir konuya bir kurum ya da şahıs kendi zaviyesinden bakar. Bu kaçınılmaz olarak böyledir. Ama diğer bakış açılarını da dikkate alarak büyük fotoğrafı bir akıl görmezse o zaman hata yaparsınız. Bir yerde güvenlik öne çıkar, bir yerde özgürlük demokrasi denir ama bu sefer ya güvenlik zaafı ortaya çıkar ya demokrasi özgürlük zaafı ortaya çıkar. Bu dengeyi kuracak bir şeyin olması lazım.

‘SİYASİ OLAYLARDAN AYRI ELE ALMAK MÜMKÜN DEĞİL’

İbrahim Kalın, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ın tutukluluk süreleriyle ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine, bunun bir hukuki süreç, son tahlilde yargının uhdesinde bir konu olduğunu ifade etti.

Kendisinin onlar üzerine bir şey söylemesinin doğru olmayacağını belirten Kalın, şöyle devam etti:

Bu iki isim üzerinden tartışmak istemem. Meseleyi sadece bu iki kişinin davasına indirgemek doğru olmaz. Bunlar zaten yargı reformu içerisinde konuşulan konular. Hukukun kendi sistematiği içerisinde de değerlendirmeleri var. Toplumdaki bazı hassasiyetleri de göz ardı etmemek lazım. Yani, diyelim ki Demirtaş meselesini Sayın Arınç bu şekilde konuştuğunda belki kendisi tamamen hukuki açıdan bir mülahazada bulunuyor ama bunu yaşanan siyasi olaylardan bağımsız ele almak mümkün değil. Kobani Olayları, Çukur Olayları, Yasin Börü ve diğer bütün olaylarla birlikte düşündüğünüzde o dönemde HDP'nin ve Demirtaş'ın aldığı tavırları, pozisyonları dikkate aldığınızda toplumun bir kesiminde de başka bir tepki oluşuyor. Burada güvenliği ve toplumun o hassasiyetlerini de dikkate alan bir bakış açısının daha sağlıklı şekilde ortaya konması gerekiyor.

ARINÇ NE DEMİŞTİ?

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç katıldığı bir televizyon programında şu ifadeleri kullanmıştı:

Osman Kavala 2017'den beri 3 buçuk yıldır tutuklu. Ben iddianameyi okudum. Hala tutuklu kalmasına hayret ediyorum. Tahliye edilmesi lazım. Bu iddianameleri okuduğumda çocuk bile yazmaz bunu dedim, cübbeyi bile giyesim gelmişti. Çıkması lazım. Ey hâkim ve savcılar; Osman Kavala’nın hâlâ tutuklu kalmasına hayret ediyorum, tahliye edilmesi lazım.

Demirtaş konusu konuşulunca ben bizi dinleyenlere bir şey söylemek istiyorum. Demirtaş'ın yazdığı çok güzel bir hikaye kitabı var Devran isminde. Ne olur onu alın bir okuyun. Ben bu korona süreci içinde bunu okudum. Bu kitabı okuduktan sonra siz Selahattin Demirtaş hakkındaki kanaatinizi belki değiştirmeyeceksiniz. Ama Kürtler ve Kürtlerin yaşadığı travma üzerinden kafanızda çok şeyler değişecek. Bu ülkenin mazlumlarından biri de Kürtlerdir. Kürt kardeşlerimizdir. Çözüm sürecinde bazılarının tahliyesi sağlanmıştı. Bunun da olabilir. Yargıçlar mahkemeler özgürlükçü düşünsünler.

ÇİÇEK NE DEMİŞTİ?

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek de Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren ile yaptığı görüşmede "Bize topyekün bir tevbe-i nasûh lazım. Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin" ifadelerini kullanmıştı.

Çiçek, Hürriyet gazetesinden Sedat Ergin ile yaptığı görüşmede de şunları dile getirmişti:

Türkiye’de hukuki konularla ilgili bir kısım değerlendirmeleri yaparken işin ahlaki boyutunu da dikkate alırsak daha isabetle hareket etmiş oluruz. Yargının kararlarına uyacaksınız. Anayasa’ya göre yargı kararlarının uygulanması gerekir. Kararlara uyulmaması aynı zamanda bir ahlaki sorundur... Örneğin, Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Verdiği kararları fikren tasvip etmemek ayrı bir konudur ama herkesi bağlar. Bunu hâlâ tartışıyorsak ortada bir ahlaki sorun var demektir.

Independent Türkçe, NTV


PAYLAŞ