‘Pandemi’ gerekçesiyle kadın sağlık çalışanına velayet verilmedi

Ordu’da sağlık çalışanı bir kadının ‘Covid-19 salgını’ gerekçe gösterilerek çocuğunun velayetinin boşandığı eşine verilmesi tepki topladı.

Karara İzmir’deki sağlık emekçilerinden tepki geldi.

Ünye Kent Gazetesinden Yücel Arslanteke’nin haberine göre, Ordu’nun Altınordu ilçesinde yaşayan ve 112 Acil’de hemşire olarak görev yapan C.D, eşi M.A.D’den boşanmak üzere Ordu 2. Aile Mahkemesine başvurdu.

M.A.D mahkemeden 5 buçuk yaşındaki çocuğun velayetinin kendisine verilmesini talep etti. C.D’nin hemşire olması sebebiyle Covid-19’u gerekçe gösteren mahkeme, çocuğun velayetini annesine vermedi. Mahkemenin kararında "Koronavirüs hastalığının yüksek bulaşıcılığı göz önünde bulundurularak bu aşamada müşterek çocuğun geçici velayetinin babasına verilmesinin çocuğun yüksek yararına olacağı yönünde ara karar verildi" ifadeleri kullanıldı.

Salgın sürecinde Kovid- 19 ile ilgili birimde çalışmayan anne C.D, hemşire olarak görev yapması nedeniyle verilen bu kararı Sağlık Bakanlığına bildirdi.

Mahkemenin kararına tepki gösteren İzmir’deki sağlık emekçileri, Kovid-19’un velayet verilmesi için gerekçe olmayacağını dile getirdi.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi sağlık emekçileri, konuyla ilgili ortak bir tepki verilmesi gerektiğini söyleyerek “Bir çocuğun velayetinin hangi ebeveyne verileceğinin kriteri bu olamaz. Evinden kiracı sağlık personelini çıkaran mı dersiniz, asansöre sağlıkçı binmesin diye asılan yazılar mı, 'sizde para vardır, pandemi varsa devlet ek ödeme yapıyor' diyen mi… Bu konu iyice cadı avına dönüştü. Mesleğimizi bir de bu amaçla itibarsızlaştırmamışlardı” dedi.

Bir sağlık emekçisi, “Yargı bunu yaparsa diğerleri ne yapmaz. Sağlık personelinin boşandığı kişinin Kovid-19 bağışıklığı mı var yoksa virüsle sözleşmesi mi var? Kabul edilebilir bir şey değil bu. Çocukların yaş gruplarına göre etkilenme ve bulaştırma oranları değişiyor, o da ayrı bir konu. Ancak her koşulda çocukları korunamayan bir duruma iten ebeveynler değil, önlem almayan devlet. Bazı özel ebeveynlerin ihmal istismarı durumlarını tabii ki ayırarak söylüyorum. Bu durum velayet için temel bir gerekçe olamaz” diye konuştu.

“Bu sadece kadının haklarını değil çocuğun hakkının bir kez de bu yolla ihlal edilmesi demek olur. Üstüne bir de devletin sorumluluğunun üstü güzelce örtülüyor demek olur” diyerek tepkisini dile getiren başka bir sağlık emekçisi de kadın örgütleriyle, sağlık meslek örgütleriyle ortak bir tepki verilmesi gerektiğini vurguladı.

‘SAĞLIK ÇALIŞANINA ŞİDDET YETMEZMİŞ GİBİ VERİLEN KARARI ADALETSİZ BULUYORUM’

Ege Üniversitesi Hastanesinde çalışan bir sağlık emekçisi kadın ise “Sağlık çalışanlarına fiziksel şiddet, iş yerinde mobbing yetmez gibi şimdi bu kararla 'devletin adaleti' de psikolojik olarak şiddete maruz bırakmış olmuyor mu? O halde her iki ebeveyni de sağlık çalışanı olan bir evde yaşayan çocuk da risk altında, onları da ebeveynlerinden ayırmak mı gerekecek? Biz sağlık çalışanları canla başla çalışırken, yüksek motivasyona ihtiyacımız varken verilen bu kararın ve kararların boşanma aşamasında olan meslektaşlarımızın, çocuklarını kat be kat fazla düşünmelerine sebep oluyor. Biz öcü değiliz, emeğimizin peşine düşmüş çalışanlarız. Verilen bu kararı adaletsiz buluyorum” diye konuştu.

 

‘BÜYÜK BİR AYRIMCILIK’

İzmir Tabip Odası üyesi Funda Obuz ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Bu büyük bir ayrımcılık. Sağlık çalışanları zaten bu süreçte her anlamda çok etkilendi. Bir de mahkemeden böyle bir karar çıkması, üstelik bir kadına yönelik olması yine erkek şiddetidir. Hem sağlıkçı hem de kadın açısından baktığımızda bu durumu şiddet olarak tanımlamamız lazım. Bu ayrımcılığı kabul etmek mümkün değil. Sosyal medyada duyuyorduk, sağlıkçılarla aynı apartmanlarda oturanlar rahatsız olduğunu söylüyorlardı. Bunun da gündeme gelmesi biliyorsunuz ki geleceğe dönük olumsuz emsal oluşturabilir. Bir an önce bu karardan geri dönülmesi gerek, hukuki yollara başvurulmalı” ifadelerini kullandı.


PAYLAŞ