'MİT, kontrgerillayı araştırırken öldürülen Savcı Doğan Öz'ü satıcısı kimliğiyle ziyaret ederdi'

Gazeteci-Yazar Berivan Tapan, "Savcı Doğan Öz'ü Vurdular - Bir Kontrgerilla Cinayeti" adlı kitabını Tekin Yayınevi’nden çıkmasının ardından gündemin en çok konuşulan kitaplarının başında geldi.

Gazeteci Berivan Tapan, kitabında Doğan Öz'ün yaşam hikayesini ve cinayetinin perde arkasındaki olayları araladı.

Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e konuşan Tapan, "Öz'ün tespit ettiği kontrgerilla içerisinde yer alan isimler halen faal" dedi.

Şöyleşi şöyle devam etti;

Kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Cumhuriyet gazetesinde "12 Eylül'e Doğru Beş Cinayet" adlı hazırladığımız yazı dizisindeki cinayetlerden biri de Doğan Öz suikastıydı. Doğan Öz cinayetinin de Abdi İpekçi cinayeti kadar önemli olmakla birlikte yeterince kamuoyu tarafından bilinmediğini, görmezden gelindiğini fark ettim. Bir şeyler yapmak gerektiğini düşünerek bu olayı araştırmaya başladım. Zaten yazı dizisi kapsamında eşi ve kızıyla görüşmüştüm. Yeniden irtibata geçerek cinayeti derinlemesine yeniden incelemeye başladım. Kitap kapsamında Öz'ün memleketi Afyon, ailesinin yaşadığı İzmir ve yaşamını yitirdiği Ankara'ya defalarca giderek tanıklarla görüştüm, yüzlerce sayfalık mahkeme kayıtlarını okudum. Eski CHP Genel Başkanı ve gazeteci Altan Öymen de kronolojik bir şekilde cinayete kadar gelen süreci anlattığı önsöz yazısıyla bana destek oldu.

Kitapla birlikte neyi fark ettiniz?

Aslında herkesin bir şekilde Doğan Öz'ü tanıdığını fark ettim. Öyle ki günümüzdeki gençlerin de Doğan Öz'ün en azından adını biliyor olması benim için mutluluk verici oldu. Kitabın ilgi çekmesine neden olan ise bence Öz'ün o gün tespit ettiği ve kontrgerilla örgütlenmesinde yer aldığı ortaya çıkan isimlerin halen sahnede olmaları… Bu kişiler halen çeşitli söylemleriyle, kendilerini hatırlattıkları için Öz'ün tespitleri de güncelliğini koruyor ve insanların ilgisini çekiyor. Öz'ün tespit ettiği derin devlet şekil değiştirse bile halen faal. İtalya'da gladyo ile yaşanan yüzleşme Türkiye'de gerçekleşmediği için bugün bile insanlar, yıllar önce yaşanan kontrgerilla cinayetlerini okumak, bilmek istiyor.

Ailesinin günümüzdeki görüşleri neler? Doğan Öz için 'Keşke olayların üzerine gitmeseydi' diyorlar mı?

Hayır, eşi Sezen Hanım, tam tersine yaşanan bu acı olaya karşın "yapılması gereken buydu" diyor. Bir eş olarak Doğan Öz'ün tehditler almasından endişe ediyor o dönem elbette ama onun karşısında değil yanında durmayı tercih ediyor ne olursa olsun. Zaten Doğan Öz'ü durdurabilecek biri de yok aslında. Kararlı bir şekilde, yaşanan haksızlıkların giderilmesi için var gücüyle çalışan bir savcı var karşısında. Ayrıca Sezen Hanım da mücadeleci bir insan ve "Ben de Doğan'ın yaptıklarını yapardım, onun gibi adaletin peşinden giderdim" diyor.

Tabii ki otoriter rejimler sadece bireyleri değil ailelerini de cezalandırıyor. Öz ailesinin yaşadıkları yalnızca Doğan Öz'ün kaybıyla da sınırlı değil.

Büyük oğlu Turan da 12 Eylül döneminde okuduğu ODTÜ'de gözaltına alınarak işkence görüyor. Ona işkence yapan geçtiğimiz günlerde ölen "ünlü işkenceci" Raci Tetik. Bu kişi Turan'ı sorgularken, "Babanın neden öldüğünü biliyor musun?" diyerek Öz'ün oğlu olduğundan haberdar olduğunu da gösteriyor.

Doğan Öz cinayetinden yargılanan İbrahim Çiftçi'nin idam kararı her defasında başka bir mahkeme tarafından dönüyor. Aile bu konuyla ilgili ne düşünüyor?

Öz ailesinin adalet arayışının sürmekle birlikte asla olaya bir intikam duygusuyla yaklaşmıyor.  Doğan Öz, idamlara karşı mücadele eden ve hatta bu yüzden de soruşturma geçiren bir savcı olduğu için ailesi de aslında verilen idam kararlarından memnun değil. Evet, sanığın cezasını çekmesini istiyorlar ama idam edilmesine karşı çıkıyorlar.

Öz'ü hangi dosyalar hedef haline getirdi?

Öz'ün öldürülen solcu öğrenci Levent Özyörük'ün katilini bulmak için Site öğrenci yurduna girmesinin ardından bizzat TBMM kürsülerinden tehdit ediliyor. Bu son nokta oluyor. Öz, meslek hayatı boyunca hep üzerine gidilmeye korkulan dosyaların peşine düşüyor. Örneğin Alevilere yönelik düşmanlığı körükleyen bir kitabı soruşturması, Demirel'le ilgili bir yolsuzluk iddiasını soruşturması veya Sabahattin Ali cinayetini araştırması hep onun düşmanlarını da artıran dosyalar.

Kitapta MİT'in Öz'ü nasıl takip ettiğine dair bir iddia da var.  Nedir bu biraz açar mısınız?

Doğan Öz'ün okumaya olan büyük ilgisini bilmeyen yoktu. Milli İstihbarat Teşkilatı da dahil… Bazı MİT görevlileri, arada bir Okyanus Ansiklopedisi satıcısı kimliğiyle ziyaretine gelirdi. Doğan da karşısındaki satıcının kim olduğunu bilse de ona kendi içtiği gibi sadece kahve ikram ederdi. Zaten odasına kim gelse onu rahat ettirmek ister, karşısındakini dikkatlice dinlerdi..

 

Cinayetten önce herhangi bir ihbar olmuyor mu? Ya da şüpheli durum?

Oluyor. Saat tam 07.30'da Ankara Emniyet Müdürlüğü' aranıyor. Arayan kişi "Karşı kaldırımda ve caddede tuhaf davranışları olan birkaç genç var. Buralarda bir yerleri gözetliyorlar. Bir olay çıkabilir, lütfen ilgilenebilir misiniz?" diyor. Onu sıkılarak dinleyen polisin cevabı ise "Gocunduğunuz bir şey mi var acaba?" oluyor. Vatandaş aldığı cevap karşısında hiçbir şey söylemeden ahizeyi kapatıyor. Ve bu konuşmanın üstünden bir saat geçmeden arayan kişinin tam da tarif ettiği yerde Doğan Öz kurşunlanarak öldürüldü.

Peki Doğan Öz, olaydan önce bir saldırı bekliyor mu?

Öz, meslek hayatı boyunca sürekli tehditlere maruz kalmıştı. Ancak Site Yurdu'ndaki aramadan sonra bu tehditler had safhaya ulaşmıştı. Öldürülmeden tam on gün önce eşine "Nöbetim sırasında beni öldüreceklermiş. Önce sis bombası atıp, sonra da beni makineli ile tarayacaklarmış" demişti.

Öz'ün öldürülmesinin ardından faillerin yakalanması sürecinde de bilerek veya bilmeyerek birçok ihmaller olduğunu belirtiliyorsun. Bir örnek verir misin?

Öz, cinayetine karışanlardan biri de Hüseyin Kocabaş adlı kişiydi. Bu kişinin önce Balıkesir'e ardından İzmir'e kaçmış. Kocabaş'ı yakalamak için gönderilen polis ekibi ise Kuşadası'nda deniz girmekten başka bir şey yapmadan geri dönmüşlerdi. Kocabaş ise aylar sonra İzmir'den döndüğü Ankara'da afişleme yaparken tesadüfen yakalanmıştı.

Kitapta cinayetin tanıklarından birine dair de ilginç bir iddiada bulunuyorsun. Nedir bu iddia?

İbrahim Çiftçi'nin yakalanmasının ardından aralarında Hayati Erdoğan adlı bir kapıcının da olduğu bazı görgü tanıkları tarafından teşhis edilmişti.

Görgü tanıkları arasında o dönem ODTÜ'de öğretim görevlisi olarak Ziya Aktaş da vardı. Kapıcı Erdoğan, ateş edenin kesinlikle Çiftçi olduğunu söylerken Aktaş, duruşma aşamasında çelişkili ifadeler vermişti.

Mahkeme sürerken 1981 yılında Aktaş, burslu olarak ABD'ye gitti. 1983 yılında Türkiye'ye döndüğünde teşhisi yapmadı.

Sonradan Ecevit döneminde DSP Milletvekili de olan Aktaş'ın duruşmada çekimser kalmasının nedeni sonradan anlaşıldı.

Bu neden mahkeme sürerken Aktaş çiftinin aracına bomba konulmasıydı.

Duruşmada kimi zaman trajikomik denecek olaylarda yaşandı mı?

Yaşanmaz olur mu? Aktaş'ın ilk ifadesinde teşhis ettiği Çiftçi'yi duruşmada teşhis etmemişti. Bunu şöyle bir gerekçeye bağladı: Olay yerinde gördüğüm şahıs daha uzun boylu, yakışıklı, suratında herhangi bir iz yoktur.

Avukatları da bu ifadeden yola çıkarak Çiftçi'nin yakışıklı olmadığını ispata girişen bir savunma geliştiriyorlar.  Savunmada şöyle diyorlar:

"Cezaevinde tutuklu bulunan müvekkilimizin ne kadar yakışıklı olduğunu şu gerekçeyle izah etmemiz mümkündür. Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi'nden bulunan tutuklu kadınlar, yanlarında bulunan küçük çocukları ağladığında çocuklarını susturmak içi müvekkilimiz İbrahim Çiftçi ile korkutmaktadır. Müvekkilimizin dosyada resmi de bulunmaktadır. Ayrıca ne kadar yaşlı olduğunun merak edilmesi halinde, cezaevinde veya halen devam etmekte olan diğer davada duruşmaya çıktığında görülebilir."

 

 


PAYLAŞ