Davutoğlu’ndan Erdoğan’a: ‘Bedel ödetme’ ve ‘eski kayıtları açma’ ifadeleri, tehdittir

TV5 canlı yayınında gazeteciler Özlem Akarsu Çelik, Suat Toktaş, Gürkan Zengin ve Mustafa Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Suriye’deki iç savaşın çıkmasında rolü olduğu iddiasını reddederek, “Her şeyin benim üzerine yıkılması doğru değil. Esad ile demokratik ülkelerden en son görüşen benim, 10 Ağustos 2011’de. Altı saat boyunca Esad’a ‘Şehirlere orduyu sokmayın, camileri Ramazan günü bombalamayın’ diye yalvardım” dedi.

Davutoğlu, şöyle devam etti: “(O dönem) O kadar muktedirim ki hem Esad ile görüşüyorum hem de Suriye’ye silahlı grupları ben sokuyorum. Kaldı ki Türkiye’den oraya giden silahlı gruplar da olmadı. Ayrıca İran’dan Lübnan’dan silahlı grupların oraya girmesi doğru mu? Açıkça bir yabancı müdahalesi var Suriye’ye şu an. Halep’i Halepliler mi idare ediyor, Suriye mi idare ediyor?”

"O dönem MHP’nin tavrına şaşırdım, ikinci sitemim de partimeydi"

Davutoğlu, Sakarya’daki “Terörle mücadele konusunda eski defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz” derken kimi kastettiği sorusuna, Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasıyla ilgili eleştirisi ve Sakarya’daki konuşmasından sonra kendisine saldırıldığını ifade ederek yanıt verdi: “Bugünlerde en kolay ve maliyetsiz saldırının hedefi benim. Muhalefet kanadı AK Parti’ye saldırmak istediğinde maliyeti yok. İktidar içinse şu anda maalesef, yayın organlarının ismini söylemeyeyim hepsi birden saldırıyor. Bana saldırmak ödüllendirilen bir şey. Benimle bir araya gelen gazeteciler de işlerinden oluyor.”

Davutoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Kastettiğim şey şuydu: Beni eleştiren iki kesim vardı. O dönem Meclis’te çoğunluğu olmayan bir başbakanım. 1 Kasım’dan sonra zaten seçim kazanmış, terörle mücadelede her türlü riski alabilecek durumdayım. O dönemi vurgulama sebebim şu: O dönemde AK Parti çoğunluğu kaybetti düşüncesiyle HDP son derece tahrikkar tutumlar takındı ve PKK hazırlıklarını fiili eyleme dönüştürmeye başladı. Koalisyon görüşmeleri sırasında HDP’yi bu eylemlere destek vermekten çıkın ve sadece siyaset yapın diye uyardık. Daha sonra 21 Temmuz’da Adıyaman’da bir askerimiz şehit oldu, 22 Temmuz’da da Ceylanpınar’da da iki polisimiz şehit oldu. Hesap şuydu: Nasıl olsa geçici bir hükümet var, biz tahrik de yaparız, eylem de yaparız. Başbakan ‘topal ördek’, Meclis’te çoğunluğu yok, bu dönemi istismar edelim diye bütün terör örgütleri harekete geçti. 23 Temmuz günü, ben güvenlik birimlerine talimat verdim. Terörle mücadele emri verdim. Bütün kurumlar harekete geçti ve bir mücadele başladı.

Bu mücadelede beni şaşırtan, üzen iki tavır oldu. Birisi MHP Sayın Genel Başkanı’na koalisyon için gittiğimde, açıkçası uzun dönemli bir koalisyon olamayacağını görüyordum, ama terörle mücadele yürütürken MHP en azından bu mücadeleye destek babında kısa dönemli bir seçim hükümetine, ona vermezse Meclis’te bizim azınlık hükümetimize destek verir, böylece Meclis’ten güç almış bir hükümet olacak mücadeleyi yürütürüz diye düşünüyordum.

Bu yaptığımız dört teklife; uzun dönemli koalisyon, kısa dönemli seçime kadar koalisyon, azınlık hükümetine Meclis’te destek ve Cumhurbaşkanımızın yönlendirilmesiyle gidilecek anayasal hükümete katkıda bulunmak. Ve beni hayrete düşüren şu oldu: Bu kadar sert mücadelenin sürdüğü dönemde MHP Genel Başkanı tekliflerime hayır dedi. Şimdi bunu demediklerini iddia ediyorlar. O günkü kayıtlar var. Şimdi bana teröre destek verme suçlamasında bulundular. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok, buna da izin vermem.

İkinci sitemim de kendi partimeydi. Siz Meclis’te çoğunluğu olmayan bir Başbakan olarak, genel başkan olarak seçime giderken, ben şehitlerimizi defnederken, terörle mücadele ederken siz Ankara’da oturduğunuz köşelerden, il başkanlarını delegeleri arayıp, bana karşı (parti kongresi için) imza topluyordunuz. Ankara’ya döndüğümde şunu söyledim: Milletimiz ateş çemberinden geçerken sizinle MYK listesi müzakere etmem. Hangi liste çıkarsa benim arkadaşım dedim. Yanıldığımı 6 Mayıs 2016’da fark ettim. Açık söyleyeyim o refik ifadesi de onun içindi. Sitemim de bundan. Bunlar da yersiz söylenmiş sözler değil.”

Davutoğlu, “Terörle mücadele konusunda eski defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz açıklaması tehdit miydi?”sorusuna karşılık şunları söyledi: “Hayır, tehdit yok. Eski defterleri açtım ve söyledim. İki husustu açtığım defter ve söyledim. Ben tehdit şantaj bu işlere girmem. Hayatım şeffaftır, sözüm açıktır.”

Davutoğlu, bu sözlerinden sonra ‘tehdit alıp almadığı’ sorusu üzerine de şöyle dedi: “Alıyorum. Hem de nasıl alıyorum. ‘Bedel ödetme’ bir tehdittir, ‘Eski kayıtları açarım’ diye bir ifade tehdittir. Bu yola çıkan bunları göze almazsa çıkmamalı. Bunları hiç önemsemiyorum.”

"Fraksiyonculuk yapmam"

Davutoğlu, AKP’den ayrılanlar ve Abdullah Gül-Ali Babacan ikilisinin kuracağı parti hakkında da şunları söyledi: “Ben başbakanlıktan ayrıldığımda, ‘Burada biz de duramayız, biz de istifa edeceğiz’ diyenler oldu. Onlara ‘Benim dışımda kimse istifa etmeyecek’ dedim. Ben ‘fraksiyonculuk’ yapmam. Benim siyaset yapma amacım bu değildir. Ancak ayrılan arkadaşlarla elbette görüşürüz, konuşuruz, ayrılık olmaz.”

"Rus uçağı düşürdüğünüzü açıklamayın dediğim halde cumhurbaşkanlığından Rus uçağı düşürüldü açıklaması yapıldı"

Eski başbakan, 24 Kasım 2015’te Suriye sınırında Rus savaş uçağının düşürülmesiyle ilgili ilk kez ayrıntısıyla bilgi verdi. Davutoğlu, Temmuz 2012’de Suriye’nin Türkiye’ye ait askeri keşif uçağını düşürmesi ve iki pilotun hayatını kaybetmesinden sonra angajman kurallarının değiştirildiğini ve bu kuralların uygulanmasının Erdoğan’ın başbakanlığından sonra kendisine geçtiğini, söz konusu kurallar hakkında Rusya’nın da bilgilendirildiğini hatırlattı. Davutoğlu, anlık olarak kendisinin emir vermesinin söz konusu olmadığını ve angajman kurallarının kendiliğinden işlediğini, buna göre hava sahasına 5 kilometre yaklaşan ve saldırgan olma ihtimali bulunan uçakların düşürülme talimatı bulunduğunu da belirtti.

Davutoğlu, 24 Kasım 2015’te yeni hükümeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunmak üzere hazırlandığı sırada dönemin Genelkurmay başkanı Hulusi Akar’ın kendisini aradığını ve “Bir Rus uçağını düşürdük” dediğini aktardı. Akar’a “Kesinlikle Rus uçağının düşürüldüğünü açıklamayın, kimliği belirsiz bir uçak düşürüldüğünü açıklayın” diye talimatı verdiğini anlatan Davutoğlu, uçağın hangi ülkeye ait olduğu anlaşılana kadar ‘perde arkasında’ Rusya ile görüşme yapmayı planladıklarını, büyük bir ülke olan Rusya ile bir kriz çıkmasını istemediğini ifade etti. Ancak Davutoğlu, söz konusu talimatı vermesinden 10-15 dakika sonra cumhurbaşkanlığından ‘Rus uçağını düşürdük’açıklaması yapıldığını görünce şaşırdığını belirtti. Bu açıklamanın cumhurbaşkanlığından kimin tarafından yapıldığını bilmediğini söyleyen ve bunun üzerine Akar’ı aradığını belirten Davutoğlu, “Nasıl haberim olmadan böyle bir açıklama yaparsınız, derhal bu açıklamayı geri çekin” dediğini, Akarı’ın da kendisine “Efendim gerekli bilgiyi vermiştik, biz de şaşırdık”dediğini aktardı. Davutoğlu, söz konusu cumhurbaşkanlığı açıklamasının hemen geri çekildiğini, ancak bu arada Reuters gibi haber ajansları aracılığıyla bütün dünyaya yayıldığını, bu açıklamadan sonra da Rusya ile krizin bir daha geri dönülemeyecek noktaya geldiğini ifade etti.

 


PAYLAŞ