HDP kapatılamaz!

Türkiye Cumhuriyeti devleti, "güvenlik-özgürlük" dengesinde, her daim güvenlikçi bir devlet oldu.

Güvenlikçi devlet esprisinin tarihten gelen, devlet etme biçimini ve devlet-toplum ilişkilerinde toplumun algısını da şekillendiren nedenleri var.  

Güvenlik problemi yaratan sorunlar ise mutlak değil, dönemden döneme değişiyor ama güvenlik problemini canlı tutma kaygısı değişmiyor.

 Soğuk Savaş döneminde "komünizm", 1980'li yılın ikinci yarısından itibaren ise "Kürt İsyanı" oldu. Halen de öyle…  Gerçi 28 Şubat sürecinde taktik olarak "irtica" olduysa da bu çok sürmedi…

Yeni yılda egemen yöneticilerin kırmızı çizgisi…  

İktidar bloğu, Kürtlerin hakları ve özgürlükleri ve barış çağrışımı yapan her şeyle ipleri koparmış bir vaziyet halinde sanki. HDP'ye bakınca ‘bölücü' Kürtleri, barışı, demokrasiyi, itiraz eden kadını, öğrenciyi, işçiyi görüyor…  

Kriminalize etmeye çalıştığı Kürt sorunu üzerinden bütün bir muhalefeti tasfiye operasyonu yürütüyor. İşte en Boğaziçi öğrencilerinin haklı direnişine yapıştırılan ‘terör' yaftası…

twitter.jpg

Boğaziçi Üniversitesi kampüs kapısına kelepçe vuruldu / Fotoğraf: Twitter

Anlaşılan yeni yılda devleti yönetenlerin kırmızı çizgisi sadece Kürt meselesi değil, bütün bir demokratik/toplumsal muhalefet…

Bu bağlamda demokrasi, barış, kadın özgürlüğü, aş ve iş mücadelesi üzerinde yoğunlaşma çok açık…

HDP'ye ye yapılan saldırıları bütünlük içinde düşünmek hiç şüphesiz doğrudur.

Ama...  

HDP'ye karşı baskıcı, anti demokratik politikalar sonuna kadar uygulanmakla birlikte, şimdiye kadar onu kapatma yoluna da gidilmedi.

Kısa bir süre öncesine kadar bunun nedeni sorulduğunda, en azından benim aklıma şunlar geliyordu:

AK Parti geçmişte kapatılma girişimlerini yaşamış olduğundan, geçmişiyle çelişkiye düşmek istemiyor olabilir. Ayrıca gelecekte yeniden kapatılma girişimi ile karşılaşabilir, kendine karşı muhtemel emsal olma çelişkisinden sakınıyor da olabilir.  

HDP cenahının yeni parti kurma ve hızla kongreleri tamamlama, yani alternatif bulma yeteneğinin caydırıcılığı var. Üstelik partileri kapatılınca taraftarları başka partilere gitmiyor, mağduriyetin getirdiği katılımlarla yeni kurulan partilerine daha bir sarılıyorlar.

Deneyim, parti kapatmanın hedeflenen sonuçları vermediği, üstelik netameli sonuçları olduğu yönünde. Bunun yanı sıra parti kapatma içeride ama özellikle dışarıda iyi karşılanmıyor. Yani götürüsü daha fazla oluyor.

Herhalde en önemlisi…  Kürtleriyle Türkleriyle HDP tabanının ve Kürt meselesinin ne olacağının yanıtındaki belirsizliğinde payı var. 
*   

Şimdilerde iktidar blokunun en "sorumsuz" kanadından doğru başka bir adım dayatılıyor…

HDP'yi bekleyen… 

Tarihsel an olarak derin güçleriyle Bahçeli kendi gerçekliğini dayatıyor; "HDP kapatılmalıdır!"

Cumhurbaşkanı, Bahçeli'nin kıskacında…

Bir şeyler yapmak zorunda…

HDP üzerinden Millet İttifakı'nı parçalama diye bir düşüncesi vardı ama…  

Millet İttifakı'nın dar görüşlü milliyetçi davranışlarına karşı HDP'nin esnekliği elden bırakmaması Cumhurbaşkanı'nın bu düşüncesini her defasında boşa çıkardı.  

Tutuklamalar üzerinden HDP'nin içini boşaltma çabaları onu zayıflatıyor ama istenen sonucu vermiyor.

Cumhurbaşkanı sistemine "uyum" görüntüsü veren bir HDP de mümkün olmadığına göre…

HDP'yi kapatma veya hazine yardımından mahrum etme, sonrasında topu Anayasa mahkemesine atma gibi geçiştirici yönelimler bir çözüm olabilir (mi?)

Pek sanmıyorum…

Bu arada Cumhurbaşkanı'nın bir başına Bahçeli ile ev görüşmesi, akabinde yine bir başına ‘büyüğü' Asıltürk'ü ziyareti üzerinden Saadet Partisi'ni yanına alma adımı…

 Ve (8 Ocak Cuma) gazetecilerin Asıltürk'ü evinde ziyaretiyle ilgili sorusuna "Sayın Asiltürk benim büyüğümdür. Benim ziyaretim hem bir nezaket ziyareti. (Hem de) Seçim ittifakı mı olur… Biz bir yalnızlığı hissetmememiz lazım. Buna benzer görüşmeleri bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz" yanıtını vermesi.

Anlaşılan Cumhurbaşkanı millet ittifakını parçalamaya ve kendilerini yalnız bırakmayacak "yerli" ve "milli" muhalefeti inşa etme projesine hız verdi.

bahçeli-asiltürk.jpg

Fotoğraf: AA

HDP'yi kapatma meselesi pek karışık ve netameli…

Özellikle verili aşamanın yeni dış koşulları iç koşullara eklendiğinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti'nin, HDP'yi kapatmaya fazla eğilimli olmadığı anlaşılıyor.

2021'de HDP politikada esnek davranacağı ama mesele gelip duruşa dayandığında, sağlam bir duruş göstereceği göğüs göğüse bir mücadele bekliyor onu…

HDP'yi kapatmak mı, çözmek mi?

Savaş ve çatışma ortamında en küçük barış eğilimi dahi çok önemlidir, desteklenerek büyütülmesi gerekiyor. 

Öte yandan tarihin bu anında en küçük barış eğiliminin olmadığı da bir gerçek.

Ancak 2013-15 Çözüm Süreci ile yüzleşme de dahil, barış politikalarının güncelleşmesine katkı sunan bütün arayışlar kıymetlidir.

İktidar bloğunun, özellikle "koçbaşı" oyunu oynayan kesimlerin "Barış" diye bir gündemleri olmadığı gibi barıştan bahsetmek bile ihanet!..

MHP'den doğru ‘HDP'nin itlafı' (öldürerek ortadan kaldırma, yok etme) kavramı rastlantı olmasa gerek…

Vahim olan AK Parti'den doğru bir düzeltme ve bir karşı eleştiri gelmemesi idi.

Tarihte ‘ortak akıl tutulmasının' yaşandığı anların birinden mi geçiyoruz, diye düşünmemek mümkün mü?

Evet, iktidar bloğunun gündeminde yeni bir çözüm ve barış süreci yoktur.

İktidar bloğuna göre, barış talebi zayıfladığına göre sorun çözülmüştür.

Baskı ve şiddet döneminin eseri olan geçici toplumsal geri çekilme halinden kalıcı sonuçlar çıkarmakta, bunu toplumu buna inandırmak istemektedirler.  

Bu nedenledir kendince ki arda kalanlardan HDP'nin, toplumsal, sosyal ve siyasal temelini çözmenin türlü kumpaslarını geliştiriyor!

Dışarıdan saldırıların HDP'yi toplumsal temeliyle daha bir birleştirdiğini biliniyor. Bu nedenledir ki HDP'nin, HDP yurtseverliğinin kendi halkına yabancılaşması türünden bir siyaset tuzağının kurgulanması tercih ediliyor.

Başka bir ifadeyle, HDP'yi Kürt halkına, aşması gereken bir ‘iç sorunu', bir ‘iç yarası' olarak kabul ettirme oyunu oynanmaktadır.  

Tabii meselenin bir de seçim boyutu vardır.

Göründüğü kadarıyla AK Parti, MHP ile ittifaktan ziyadesiyle rahatsızdır… 

Yine göründüğü kadarıyla MHP ile koalisyon AK Parti'ye yüzde 50 +1 oy oranını getirmiyor.

Ak Parti, kendine oy veren muhafazakâr Kürtlerin bir kısmı HDP'ye kayarken, bir kısmının DEVA ve Gelecek Partisi'ne, özellikle Deva Partisi'ne eğilim gösterdiğinin ayırdındadır.

AK Parti, Barzani etkisini de değerlendirerek, Deva ve Gelecek Partisi'ni boşa düşürmek, muhafazakâr Kürtleri kendi etrafında toparlamak istemektedir. HDP karşıtı yeni oluşumların bir yanı bu politikadır.   

HDP'yi içerden çözme, "Türkleşme" söylemi gibi "ilkel milliyetçi" eleştirilerin daha bir ivme kazanması muhtemeldir. 

 MHP'nin HDP'in kapatılmasında ısrar etmesi, barış meselesini bilinmeyen tarihe ertelemeyle ilgili olduğundan başka, AK Parti'yi tamamen kendine mahkûm etmesiyle de ilgilidir.

Buna karşılık AK Parti, MHP'nin kapatma tavrını benimsemiyor. Bunun bir nedeni MHP'ye tamamen mahkûm olmak istememek, başka ve daha önemli nedeni Kürtleri büyük bir oy potansiyeli olarak görüyor olmasındandır.

HDP'ye yaklaşımda ‘kapatma değil, çözme' yöntemin de hala bir ısrar varsa bundandır.  

İktidar bloğu içi çelişkinin nasıl sonuçlarını izleyip göreceğiz.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR