2020 yılının gölgesinde, asıl sınav…

Fotoğraf: Pixabay

2020 yılı dünya çapında “unutulmaz” izler bırakarak tarih oldu. Malum; Covid-19 salgını yaşam alışkanlıklarımızı alt üst etti. Ekonomik ve toplumsal yaşamı sarstı. Hayattan kendi koşulları içerisinde farklı beklentileri olan insanları sözcüğün en genel ve geniş manasında bir “hayatta kalma” noktasına sürükledi. Bu küresel krizin yol açtığı sorun ve sarsıntıların etkisi, belli ki, uzun süre daha gündemimizde olmaya devam edecek.

Neredeyse bir yıldır maske, mesafe, hijyen kurallarıyla yaşamaya davet edilen, mümkünse evlerinden hiç çıkmamaları istenen insanların “umudu” aşının bulunması idi ve nihayet, daha önce yaşanmış benzer salgınlarda görülmemiş türden bir hızla dünyanın farklı ülkelerinde yürütülen çalışmalar sonuç verdi, aşı bulundu. Henüz soru işaretleri tümüyle cevabını bulamamış olsa da ülkemizde de Çin aşısının uygulanması için gün sayılıyor. Bilim insanları soru işaretlerine karşın yine de aşı olmak gereğine vurgu yapıyorlar.

Covid-19'a karşı aşı geliştirildi ama bu önemli gelişmeye karşın mevcut fiili küresel karantina hali öyle görünüyor ki 2021 yılının da gündemi olacak. Aşı, mucizevi bir hızla salgına son verecek değil yani. En iyimser tahmin ve öngörüler dahi önümüzdeki yaz aylarında “kısmen” daha normal bir durumda olacağımızı söylüyor bize.

İlk sokağa çıkma yasağının açıklandığı günü hatırlıyor musunuz? Hani insanlar salgına aldırış etmeksizin market ve fırınlara hücum etmiş. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa etmek durumunda kalmış, istifası Saray’dan geri dönmüştü. İzleyen dönemlerde bu uygulama rayına oturdu neyse ki ve insanlar market ve fırınların çalışmaya devam ettiğini görünce paniğe kapılmanın yersiz olduğunu anladılar.

Ama bu son derece göreceli bir “rahatlama “ tabii. Zira insanlara “evde kal” çağrıları yapılırken yaşamını idame ettirmek için çalışmak zorunda olan insanlarımız vardı. İlk elde göze çarpanlar; kargo çalışanları, satış grafikleri yükselen internetten satış şirketlerinin çalışanları, kuryeler, belediye ve güvenlik görevlileri, paket servisle batmamak çabasındaki lokanta ve restoran çalışanları, market çalışanları ve peşlerine takılan sokak köpeklerine karşı kendilerini savunmaya çalışarak çöplerden kağıt toplayan çocuklar…

Salgın sınıf, ırk, cinsiyet farkı gözetmiyordu ve gözetmiyor tabii ki. Ama bu süreçte sınıf ve toplumsal statü farklılıklarının ne denli “keskin” olduğuna bir kez daha tanık olduk. Hastalığa karşı kendini koruma imkan ve şartlarına sahip olmada hiç de “eşit” durumda değildik… Tam da bu noktada “sosyal devlet” konusunda ne durumda olduğumuz başlı başına bir değerlendirme ve muhasebe konusu…

TÜİK aksini iddia etse de işsizlik giderek artan ağırlıkta bir sorunumuz. Enflasyon, hayat pahalılığı, kan ağlayan esnaf, kirasını, faturalarını ödeyemeyen dar gelirli yurttaşların yaşadığı ekonomik ve psikolojik çöküntü de öyle.

Ama galiba bu süreci en zor şartlar altında yaşamak, göğüslemek zorunda olanlar, çocuklarımız… Malum; okullar çocuklarımız için büyük şehirlerde sokak, mahalle ortamı kalmadığı da düşünülecek olursa sadece eğitim değil aynı zamanda sosyalleşme alanı. Çok sayıda çocuğun uzaktan eğitim konusunda ciddi zorluk ve imkansızlıklar yaşadıkları da biliniyor. Salgının bilincine vardıkları oranda yaşadıkları kaygı ve endişeler de var. “Corona ne zaman bitecek?” şeklindeki sorularına onları rahatlatacak net cevaplar verememek, üzücü…

***

“Takvimlerden silip atalım, keşke hiç yaşanmamış olsa” desek de 2020 yılı acı veren izler bırakarak yaşandı ve yeni yıla da 2020 yılının gündemleriyle girdik. Yıllar sonra tekrar “yok” denilen Kürt sorunuyla, eşit yurttaşlık sorunlarımızla, medya, düşünce ve ifade özgürlüğü sorunlarımızla, 2020 yılının son günlerinde “reform yapacağız” denilen demokrasi ve hukuk alanındaki sorunlarımızla birlikte…

Umutlu olmak iyidir, gereklidir, insanidir. Ve umut, gerçekleşmesi için sarf ettiğimiz çabalar kadar, insanlık değerlerini özümüz, sözümüz, pratiğimizle sahiplendiğimiz ve savunduğumuz kadar vardır, sahicidir ve bizi geleceğe taşıyacak gücümüzdür.

Elbet Covid-19 kuşatmasını aşacağız. Bilime inanalım. Ama bu salgının derslerini ne kadar idrak etmişiz, asıl sınav belki de budur…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR