Gülce Başer’in yeni şiir kitabı: Gözde Bir Kordon

'Gözde Bir Kordon' Gülce Başer’in (1973) dördüncü şiir kitabı olarak okurla buluştu. Başer’in daha önce Yasakmeyve Yayınları'ndan çıkan üç şiir kitabı bulunuyor ve yayın tarihlerine göre şöyle sıralanıyor: 'Bir Delinin Gülcesi' (2008), 'Hanımefendi Kızıldır' (2012), 'Sokak Şeker Kokuyor' (2016).

Gülce Başer’in, yayın yönetmenliğini Altay Ömer Erdoğan’ın yaptığı Pikaresk Yayınları'nın etiketini taşıyan yeni kitabı, üç bölüm ve on beş şiirden oluşuyor. Kitabın kapak deseninin Ahmet Tahta’ya ait olduğunu da kaydedelim.

Başer, kitabını “Sokağın gözlerinin içine baka baka öldürülen kadınların anılarına” ithaf etmiş.

Evlerden, sokaklardan, iş yerlerinden; kısaca hayatın her alanından erkek şiddetinin kurbanı kadınların çığlıkları yükseliyor. Kadınlar, yaşarken insanın başına gelebilecek her türlü kötülüğün hedefi ve kurbanı oluyor. Öyle bir durum var ki erkek şiddetine maruz kalan kadınların çığlıkları ya duyulmuyor ya umursanmıyor sonucunu çıkarmak olası. Eğer kadınların sesi haklı istekleri önemsense akıl almayacak boyutlara ulaşan şiddet ve cinayetler her gün artarak devam edebilir mi? Adeta erkekler tarafından kadınlara karşı açılmış bir savaş sürüyor. Buna en yalın ifadeyle, kadın uyanışını bastırma, sindirme, onlara boyun eğdirme, kölelik zincirlerini kırmalarını engelleme, dolayısıyla iktidarı kurtarma savaşı da diyebiliriz. Hangi iktidarı, elbette erkek iktidarını. Öte yandan, eril iktidar belki hiç olmadığı kadar tehdit altında. Çünkü artık daha çok sorgulanıyor. Ayrıca mağdura, kadınlara ait dişil dil, daha önce hiç olmadığı kadar güçlenerek kapsamıyla birlikte etki alanını genişletiyor.

Doksanlı yıllardan itibaren modern Türkçe şiirde hız kazanan şair kadınların sayısal artışı da önemli bir gösterge oluşturuyor. Ayrıca yapıtlarındaki nicelik kadar önemli ölçüde nitelik artışı da dikkati çekiyor. İki binli yılların başından bu yana yükselen bir dalga olarak izleniyor şair kadınların modern Türkçe şiire katkıları. Belki de açtıkları alan demek daha doğru. Modern Türkçe şiirde daha doksanlı yıllarda ortaya konulan iki binli yılların, şair kadınların ve Türkçe yazan Kürt şairlerin çağı olacağı tezi her geçen gün kanıtlanmış görünüyor.

Eril dilin kalıplarını yinelememe, kendi cinsel varlığını ve kimliğini temsil eden dili tercih ederek yazma konusunda daha dikkatli bir tavır sergileniyor şair kadınların yapıtlarında… Bu tavır, Gülce Başer’in yeni kitabının da dikkat çeken özelliklerinden diyebiliriz.

Kitabın ilk şiiri de olan “Paveglia Meseli” altmetinlerle oluşturulmuş etkili bir farkındalık paylaşımı olarak dikkati çekiyor. Şiirin adındaki “Paveglia” hakkında biraz bilgi sahibi olmak yetiyor şiirin dilini anlamak, anlam alanına ait kodları çözümleyip metni kavramak için…

Paveglia (Povaglia), “ölüm adası” olarak da biliniyor. Kuzey İtalya’nın Venedik lagününde yer alan bu küçük adaya “ölüm adası” denilmesinin nedeni, 1793 ile 1814 yılları arasında vebaya yakalanan yaklaşık 160 bin kişinin burada ağır karantina koşullarında tutulmuş ve büyük acılar çekerek yaşamlarını yitirmiş olmalarıdır. İnsanlık tarihinde yaşanan büyük felaketlerden biri de hiç kuşkusuz salgınlar olmuştur. Veba da kaydedilmiş en önemli salgınlardan biridir. Veba salgınının yaşandığı dönemde halkı yönetenlerin tutumları ve aldıkları önlemlerse insanlık açısından, acı derslerle ve utanç dolu hikâyelerle doludur. Veba salgını sırasında yaşananlar, kelimenin tam anlamıyla korkunçtur. “Ölüm adası” bir bakıma, bu korkunç ve acı dolu deneyimin simgesi konumundadır.

Adada veba ve karantina sürecinin ardından yüz küsur yıl sonra 1992 yılında akıl hastanesi inşa edilmiş ve doktorlar, hastalar üzerinde korkunç işkenceler yaparak hastaların ölümüne sebep olmuştur. 1992 yılında akıl hastanesine dönüştürülen “ölüm adası”nda, burada kapatılan akıl hastalarına tedavi adı altında bir nevi işkenceyle deneyler yapılmıştır. “Lobotomi” olarak bilinen deneyler, akıl hastalarının beyinlerinin ön lobu alınarak gerçekleştirilmiştir. Deneyler sırasında yapılan cerrahi müdahale tedaviden çok işkenceye dönüşmüş ve birçok insanın ölümüne neden olmuştur.

Gülce Başer’in yeni kitabının ilk şiirinde, insanlık tarihinin bu acı ve utanç verici deneyiyle ilgili önemli göndermeler söz konusu. Kitabın “Vardı Bir Mahalle” başlıklı ilk bölümde yer alan “Pavegline Meseli”nden bir parça okuyalım:

O renkli oğlan, mesela?
Az uzakta, Hitler’e sattığında adaleti
Piyanolar uğratmıştı Schmitt’i, giyinip müntekim tuşlarını
Müzik diridir, bilmezsiniz, piyano da bilir kime ithaf edildiğini
Epey uzakta, Künç Sokak’ta
Balkondan sepet sallayan ablaların
Market önünde anahtar çeviren delikanlılara kaptırdıklarıdır
Rakıya da karışan çobanı salatanın…
Şimdilerde teyze, amca olduklarıdır
El örgüsü gri hırkaları ve düşük çoraplarına sinmeden
ucuz kömür isi
sizin okuldan çıkmıştı onlar da…
kopardık gittik beyninin köşesini

“Pavegline Meseli”, sıradan faşizmin günlük hayattaki gizli kodlarını da ifşa eden, o açıdan da okunan bir şiir. Bu bölümde okurun, “mahallelilik” olgusunu farklı açılardan, farklı çağrışımlarla, imgelerle “bir daha” düşünmeye de yöneltildiğini söyleyebileceğimiz örnekler de bulunuyor. Öyle ki “mahallenin” sanki bir “ölüm adası”ymış gibi imgelendiği yorumunu yapabiliyoruz. “Bir Mahalle Vardı” başlıklı şiir de onlardan biri diyebiliriz. Bu şiirden de kısa bir bölüm okuyalım:

Var mıydı bir mahalle
Delilerin korkusuzca ıslık çaldığı
Ve birer kap yemek buldukları her akşam kapılarının önünde?
Ekmeğini bizim büyük adanmışlığımıza bandığı?

“Ağlayan bir İstanbul gönderelim bugün de sevgiliye” dizesiyle sona eren ilk bölümden sonra Başer’in kitabında mekân, sevgi, sevgililik, evlilik, aşk gibi temaların yanı sıra çevreyle, toplumla kurulan ilişkileri de sorunsallaştırdığı “Şeyciğim” başlıklı ikinci bölüm başlıyor. Bu bölümde, şiirlerde ön plana çıkan meselelerin, hem dışa dönük yönleri irdeleniyor hem içeriye kıvrılan uçlarıyla uğraşılıyor. “Ha Çekirdek Ha Çiğdem” başlıklı şiirden bir bölüm aktaralım:

Sevgilimde yirmi beş numarayım
Mutlu biten şarkılar mırıldanıyorum uzanıp balkondan

(…)

Yarın tatil, üniforma yok, ev eskisi var
Gerçi bana her gün tatil, buharlaşana kadar
Büyüyüp işe girerim, evleniriz
Sevgilim güller gönderir terfi edince masama
Gözde bir kordon sayılır İzmir
                                                       - sempatik çiftlere dolanan

Gülce Başer’in şiirlerinde safralar yok diyebiliriz; fazlalıklar, ağırlıklar atılmış, kılçıklar ayıklanmış. Öte yandan sinirlerinin yerinde olduğunu da belirtmek isteriz. Şiirlere son derece itidalli bir ruh hali egemen olduğunu söyleyebiliriz. Bunda şairin şiir deneyim ve birikiminin etkisi olduğu söylenebilir.

Kitabın ikinci bölümünde yer alan “35 Derece” başlıklı şiirden iki betik aktaracağız:

çiftlik sahibi gibi teftişte Efe…
birlikte uykusuzuz, yarenlikten medet umuyoruz.
bulduğumuz beş altı yasemin gündüzden kalan
ben İzmir’e bunun kokusu için gelmiştim, diyorum
kuyruğunu yalıyor, uzanıp cevap mahalline…
mesajı aldım kedim, ama kabul et
yalnızlığımızda uyumlu bir bezginlik var
karşılıklı susuyoruz, caddeler de su istiyor sek
bak Brahms da ağlamıyor, bir şey kaçmış gözüne
fonda merdivenleri Clara’nın, tuşları, Düsseldorf’un ayazı
S’si düşmüş Schumann ailesi’nin tekleyen kapısı

serin bir imge olurdu elbet…

Gülce Başer, “Gözde Bir Kordon”da İzmir’in kimi simgelerini son derece incelikli bir dikkatle yayıyor şiirlere. Bir bölümünü yukarıda aktardığımız şiirde de görülüyor bu tavır.

Dünyanın çatışmalarına, hayatın çelişkilerine bakarken açı genişledikçe resim büyür, ama küçük ayrıntıların işaret ettiği gerçeklik de silinir, görünmez olur genellikle. Gülce Başer, buna karşı duyarlı, özenli bir yaklaşım gösteriyor. Dünyaya bakışında, hayata yaklaşımında resmi büyütürken ayrıntıların işaret ettiği gerçekliğin silinip kaybolmamasını sağlayacak biçimde tutuyor kayıtlarını. Biz susalım, şiir konuşsun. Değil mi ki şiirin meramını şiirden daha iyi anlatacak aracı yok. Okuyacağımız bölüm “Başkasının Hikâyesi” başlıklı şiirinden:

benimki değil de, başkasının hikayesidir
rencide olunmaksızın manşetlerden çıkan
verimsizim oysa, doğrudur, çocukluğum bile yok
sır tutmayı becerip ayna olsam
dersi iyi dinleyip devamlılıktan kazansam
hiç olmazsa kadrolu girebilsem bir sezona…
sözcüklerimden mi tercihlerimden mi tıraşlasak?
Kapatıp yeniden açalım, olmazsa baştan yazalım gülce’yi, değiştirip
değiştirip pilini
aşk adına!

Şiir boşluk da doldurur mesaj da verir. Nihayet şiir de bir dildir. Her dil gibi şiir dilinin de bir mesajı vardır.

Başer’in dilini ironinin imbiğinden geçirdiği şiirlerde adil bir sesin giriştiği hesaplaşmanın da dikkat çektiğini belirtelim. Paylaşacağımız betikler “Görürüm” başlıklı şiirden:

Varsayalım hiç kimseyim
Kaybolmaya yüz tutuyorum
Topal avuntulardan küçük bir şehirde
Yokluklardan herhangi biri benimki de
Kınkanat ürperip büzüşen

Yağmur damlaları toplayası oluyorum
Toplayıp CV’me ekleyesi
Gözyaşı değil hocam, organik tamamen
Daha bu sabah devşirdim yeislerden
Dilinden ari ekranlardan bile

Gülce Başer’in 'Gözde Bir Kordon'da topladığı şiirleri, yazmayı tutkuyla seven şairin sevdiği şeyleri yazmasının yönlendirmesiyle dile dökülmüş, yazıya geçmiş şiirler olarak da tanımlamak mümkün.

Başer’in şiirleriyle ilgili bir başka izlenimimiz de humor; birtakım yerleşik kanaatleri alışkanlıkları kabulleri baş aşağı çevirirken ters yüz ederken bilhassa yoğunlaşıyor.

Şiir demek, belki de en çok yorum demek… Betiklere, parçaya, dizelere, sözcüklere bölüp ayırarak düğüm yerlerinden, kat yerlerinden, kıvrımlarından geçip yol aldığımız, bu arada sorununu da anlamaya, anladığımızı yorumlamaya gayret ettiğimiz kitabın son bölümünden bir şiir daha okuyalım. Aktaracağımız betik “Kıvırcık” başlıklı şiirden:

Gönlünden geçiyoruz şehrin
Uzayan şenlik izi, kuyruğumuz
Körfezi sevincinden tuttuğumuz
Şakağından yükselen kıvırcık
Tık nefes ortalıyor yayını

Gülce Başer yazmış ve yayımlamış; şairden beklenen daha çok yayınlamasıdır. Başer de daha çok yayımlasa, yayımladıkları da gözden kaçmasa, okunsa… Sesine, sözüne dikkat kesilmeyi hak eden şiirler var Başer’in yeni kitabında.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ