Mübadil Romanlar: Torunlar da bu acının mirasçısı

TÜKENMEZ HABER- Tarihler 30 Ocak 1923’ü gösterdiğinde, savaşı sonlandıran Türkiye ile Yunanistan arasında mübadele anlaşması imzalandı. Zorunlu göç olarak adlandırılan mübadele esnasında milyonlarca insan yüzyıllardır yaşadığı toprakları bir anda terk etmek zorunda kaldı.

Ulus devlet projesinin bir zemini olarak görülen bu karar her iki milletten ve inançtan insan için de trajediye dönüştü.

İnsanlar ‘yabancı’ olarak geldikleri bu topraklarda hem ayrımcılığı yaşadı hem de saldırılara uğrayarak yeni bir hayata başlamak zorunda bırakıldı.

Bu mübadele esnasında 500 bin Müslüman Yunanistan’dan ayrılıp Anadolu’ya gelirken, aralarında Romanlar da vardı. Zamanla ‘mübadil Roman’ ismini aldılar.

Mübadil Romanların hikayesini anlatmak içi yola çıkan Yönetmen Sevde Tunç ve Gazeteci Hemra Nida, yola çıktılar ve Fethiye bölgesinde onlarla buluştu.

Impact Hub Istanbul ve ABD’nin Türkiye Misyonu tarafından desteklenen Project Zoom kapsamında hazırlanan projede, ‘mübadele öykülerini, dedelerinden ve anne-babalarından bizzat dinleyen, bu hatıraları dün gibi hatırlayan mübadil Romanlar’ konuşuyor.

Tükenmez Haber’e konuşan Sevde Tunç ve Hemra Nida, projelerini anlattı.

‘TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDA MÜBADİL ROMAN BULMAK MÜMKÜN’

- Projenizden biraz bahseder misiniz? Sizi ‘mübadil Romanları’ çalışmaya ne itti? Neden bu konuya yöneldiniz?

Türkiye’de etnisite temelli nüfus sayımı yapılmadığı için Romanların nüfusu konusunda kesin bir veri yok. Avrupa Konseyi Romanlar ve Gezginler Birimi’nin yaptığı çalışmalar, Türkiye’deki Roman nüfusunun 2 milyon 750 bin olduğunu söylüyor. Türkiye’deki Roman Sivil Toplum Kuruluşları ise ülkede yaklaşık 5 milyon Roman’ın varlığından söz ediyor.

Türkiye’nin dört bir tarafında mübadil Roman bulmak mümkün ancak mahalle dokusunun tamamen korunduğu yer, Fethiye.

Fethiye’de mübadeleyle ilgili bilinç oldukça yüksek. Başkanı ve yönetim kurulu Romanlardan oluşan Fethiye Muhacirler Derneği adında bir dernek var. 4. kuşak ve sonrakilere mübadil Romanları anlatmak üzere çeşitli faaliyetler planlasalar da ekonomik yetersizlik ve insan kaynağındaki eksiklikten dolayı bu konudaki hedeflerine ulaşamamışlar. Roman toplumunun kendisi de yazılı ve görsel kaynaklardan yoksun. (Örneğin aynı mahallede
yaşamalarına rağmen birbirlerinin mübadele öykülerine vakıf değiller.) 

‘ROMANLAR TARHİTE VAR OLMUŞ FAKAT TARİH AKIŞINDA YER BULAMAMIŞLAR’

Romanlar tarihte var olmuşlar fakat topluma ve toplumun tarihine sahip çıkarak lobi yapan olmadığı için tarihsel sürecin içinde kendilerine yer verilmemiş. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 47 üye ülkeye Romanların tarihini okul müfredatına ve eğitim materyallerine eklemelerini önerdi. Tavsiye kararında, Romanlarla ilgili önyargılarla mücadele etmeye, Romanların tarihini ve kültürünü müfredata entegre etmeye yönelik bir dizi tavsiye yer alıyor. Konseyin tavsiyeye kararına bugün uyulmak istense bile toplumun kültürü ve tarihiyle ilgili materyaller yetersiz. Özellikle mübadil Romanlarla ilgili bir haber ve iki makaleden öteye kaynak bulmak imkânsız. Dedelerinden ve anne babalarından mübadele öykülerini bizzat dinleyen, bu hatıraları dün gibi hatırlayan insanları kayıt altına almak ve tarihe emanet edebileceğimiz bir arşiv oluşturmak anlamlıydı. Öyle ki araştırma sırasında henüz hiçbir yerde yayınlanmamış olan ilk mübadil Romanların fotoğraflarına ulaştık, bu kareleri Roman toplumuyla paylaşmak bile tarihsel bağlamda Roman toplumuna hizmet.

Belgesel, toplumun tarihiyle ilgili bir arşiv oluşturmak, sonraki nesillere bilinç kazandırmak açısından bizim için önemliydi. 

‘BİZİ KIZLARI GİBİ KABUL ETTİLER, HİKAYELERİNİ ÖYLE ANLATTILAR’

- Biraz da çekim sürecinizden bahseder misiniz? Ne kadar zamanda tamamladınız? Çekimleri hangi illere gerçekleştirdiniz?

Belgesele mübadil Romanların tarihsel arka planını araştırarak ve kaynak tarayarak başladık. Edindiğimiz kaynaklardan özellikle, “1923 Nüfus Mübadelesi ve Mübadil Romanlara Yönelik İskân ve Denetim Politikaları” ile “Türk Yunan Nüfus Mübadelesi ve Devletin Mübadil Romanlara İlişkin Söylem ve Politikaları” başlıklı iki makaleyi inceledik. Bunun dışında bir akademik çalışma bulmak mümkün değil. Yazar Işık Taban’ın Romanları konu edindiği “İnce Sazdan Buselik Makamında” kitabı ile Kemal Yalçın’ın mübadele insanlarını kaleme aldığı “Emanet Çeyiz” kitabını okuduk. Bu ve benzeri araştırma sürecini tamamladıktan sonra mübadil Romanlarla ilgili, destek alabileceğimiz kurum ve kişilerle irtibata geçtik.

Lozan Mübadilleri Vakfı, Sıfır Ayrımcılık Derneği ve Muhacirler Sosyal Dayanışma Derneği baştan beri desteğini esirgemeyen üç STK idi. Alanda otorite olan bu STK’lardan danışmanlık alarak ilerledik.

Çekimlerimizin hepsini Fethiye’de yaptık aslında. Sadece Doç. Dr. Nurşen Gürboğa ile olan röportajımız İstanbul’da gerçekleşti. Fethiye’ye vardığımızda ilk olarak telefonla irtibat kurduğumuz Salih Kocatepe ile buluştuk. Ne yapmak istediğimiz anlattık ve konuşacağımız kişileri belirledikten sonra yola koyulduk. Her günümüz yeni bir hikayenin çekimi ile geçti. Bir süre sonra mahalleli de bize alıştı. Çekimlerimizi yaparken onlar da bize destek oldular. Her biri birbirinden özel insanlarla bir aradaydık. Onların konukseverliği ve açık yürekliliği ile hikayelerini daha iyi anlattığımızı düşünüyoruz. Bizi evlerinde ağırladılar, ikramlarda bulundular, kendi kızları gibi görüp hikayelerini öyle anlattılar. Tabi bu da kameraya yansıdı. Çektiğimiz her bir görüntünün ayrı sorumluluğu vardı. Hepsi hikayenin parçasını oluşturuyor. Seyirciyle Mübadil Romanları buluşturduğumuzda onların anlattığı hikayeleri hissedebilmeleri için çok özenli davrandık.

 

‘MÜBADİL TORUNLAR BU ACININ MİRASÇISI’

- Mübadil Romanların hikayelerini anlatmak nasıl bir duygu? Çekimler esnasında sizi en çok ne etkiledi?

Mübadele her iki kesim için de aslında çok acılarla dolu bir süreç. Evlerini, eşyalarını, anılarını bırakıp Türkiye’ye gelmişler. Bu yaşanan sıkıntılar yıllardır anlatılıyor. O günlerde neler yaşandı mübadil torunlarından dinliyoruz. Torunlar artık bu acıların mirasçısı. Her bir hikayeyi dinlemek bizim için o acıları yaşamak gibi oldu. Bizi orada en çok etkileyen ise, Mübadil Torunlarından Salih Kocatepe ile Kayaköy’de babaannesine verilen eve gittiğimizde yaptığımız çekim oldu. Günümüzde hayalet kent olarak da adlandırılan bu yer bizi çok etkiledi. Harap bir şekilde olan bu yerde Kocatepe, babaannesine mübadeleden sonra verilmiş, bu eve bizi götürdü. Taksiyarhis (Yukarı Kilise) kilisesinin hemen yanında olan evin çok az bir kısmı ayakta duruyor. Kocatepe ile evin yıkılmış olan bir duvarında oturup, babasının o evle ilgili anlattığı hatırları dinledik. Sanki orada o anda yaşananları izliyor gibiydik.

‘MÜBADELENİN YANINDA ROMAN OLDUKLARI İÇİN AYRIMCILIĞA UĞRUYORLAR’

- Biraz da Mübadil Romanlar’dan bahsedersek, kimdir onlar ve hikayeleri nasıl başladı?

Mübadil Romanlarla ilgili iki makaleye imza atan Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurşen Gürboğa’dan referansla ifade edelim: Mübadiller geniş bir grup. Bu grup 1923 yılında Türk temsilcilerle Yunanistan arasında imzalanmış mübadele sözleşmesi kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye gelmiş Müslüman topluluklara verilen genel isim. Aynı şekilde Anadolu’dan da Yunanistan’a giden Ortodoks Rum topluluklar var, bunlar da kendi ülkelerinde mübadil olarak anılıyorlar.

Mübadil Romanlar bu mübadele anlaşması kapsamında 1923 yılından itibaren Türkiye’ye gelmiş Roman topluluklarının ismidir. Mübadil Romanların geldiklerinde yaşadığı tecrübeler hem mübadillerin yaşadığı tecrübelerle ortaklı gösteriyor hem de Roman olarak kendilerine özgü tecrübeler yaşıyorlar. Diğer mübadil gruplar gibi köylerini, kasabalarını terk ettikleri andan vapurlara bindiği, ordan Anadolu’ya geldiği, Anadolu’dan da sevk edildikleri yerlere gitme süreçleri bütün mübadillerle aynı. Mübadeleye katılan herkes için bu süreç çok zorlu geçiyor. Mübadiller Anadolu’ya geldiğinde onlara verilen topraklar, evler, tarlalar ya yağmalanmış ya da ele geçirilmiş. Bu nedenle de orda yaşayanlar gelenleri hoş karşılamıyorlar. Ancak Mübadil Romanlar bunların yanında bir de Roman oldukları için ayrımcılığa uğruyor, onlara verilen yerlerden gönderilmeye çalışılıyor. Bu nedenlerle aslında başka yerlere tekrardan göç etmek zorunda kalıyorlar. Bazıları keni akrabalarının olduğu illere gidiyor. Bazı aileler ise köy yerinden iş bulabilecekleri en yakın kente geçiyorlar.

- Mübadil Romanlar’ın Kayaköy’den ayrılmalarına ne neden olmuş? O süreçte neler yaşanmış?

Mübadil Romanlar Fethiye’ye geldikten sonra Fethiye’nin köylerinde yerleştiriyorlar. Burada onlara Yunanistan’da kendi mülklerine karşılık ev, arsa veriliyor. Yerleştirildikleri yerlerden bir tanesi de Yunanistan’a giden Rumların bırakmış olduğu Kayaköy.

Kayaköy, Fethiye merkeze 15 km uzaklıkta. Romanlar buraya yerleştikten sonra her gün kendi ihtiyaçlarını görmek, para kazanmak için Fethiye merkeze gidiyorlar. Sabah başlayan yolculuk akşamın geç saatlerinde sona eriyor. Kayaköy’e yerleşen mübadiller bu şekilde yaşayamayınca merkeze gitmeye karar veriyorlar. Fethiye’de mübadiller aynı zamnda köylere de yerleştiriliyor. Ancak köy halkı gelenleri istemiyor. Onlara verilen yerler zaten talan edilmiş. Onlar da diğerleri gibi kendi akrabalarının oldukları yerlere doğru gidiyorlar.

- Çoğunluk olarak bir mahallede yaşayan Mübadil Romanlar’ın talepleri neler? Dönmek isteyenler var mı?

Hikayelerini dinlediğimiz 2. 3. Kuşak mübadiller Anadoluya yerleşmişler ve burayı kendi yurtları olarak benimsemişler. Dönme istekleri yok. Ancak annelerinden, babaannelerinden dinledikleri onların doğup büyüdüğü yerleri imkanlar doğrultusunda görmek istiyorlar.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR