Biden başlarken… 'Güncel Ortadoğu' (2)

ABD Başkanı Joe Biden ile Amerikan Dışişleri Bakanı Antony Blinken (solda) ve Amerikan İran Özel Temsilcisi Robert Malley (sağda)

İran politikaları nasıl olacak?

Trump, Arap-İsrail ilişkilerini düzeltmek ve güçlendirmek için önemli adımlar attı.  

Mısır, Ürdün, Katar da dahil, Körfez ülkelerinin hepsinin yer aldığı 'Ortadoğu Stratejik İttifakı'nın kurulmasına önayak oldu.  

Bu ittifakta Körfez ülkesi olmayan Libya'nın olmaması anlaşılır, fakat Tunus, Suriye, Irak ve Türkiye yok; fakat Mısır ve Ürdün var. İsrail yoksa da var.  Ortadoğu Birliğini geçelim, genel bir Arap Birliği de değil, İran karşıtlığı üzerinden bir tür Arap Birliği tasarlanmış.

Kimi kesimlerin 'Arap-NATO'su olarak da nitelediği böyle bir birlik ne kadar mümkün?

Yeni Amerikan Başkanı Biden dünya ölçeğinde stratejik bir bakış açısıyla çok taraflı bir siyaset izleme eğilimi gösteriyor.

Buna göre, tek taraflı, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı siyaset Trump'la beraber gözden düştü.

Biden'a kendisinin de etkin görevlerle içinde yer aldığı -gözden geçirilmiş- Obama dönemi siyasetinin takipçisi denebilir.

Biden yönetimi İran ile Trump'tan farklı bir ilişki kurmak istiyor. Batı Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmının da bu yönlü eğilimini değerlendirmek istiyor.

Nükleer Silahların Sınırlandırılması Anlaşması üzerinden İran'ı sisteme çekmek istiyor.

Çok muhtemel buna karşı çıkacak İsrail'in güvenlik kaygısını, İran'ı sistemin içine alarak dengeleme siyaseti tasarlıyor.

Bu kolay olmayacaktır. Ancak oluşturduğu çalışma ekibinin önemli bir kısmının İsrail gözeticisi olarak bilinmesini avantaja çevirmek istiyor.

Bu arada İran ile nükleer anlaşmanın mimarlarından Robert Malley'in İran Özel Temsilcisi olarak görevlendirildiğini belirtelim.

Çevreleme siyaseti ve İran

Amerika'nın dünya ölçeğinde stratejik siyaseti, Pasifik'ten Hindistan'a Çin'i çevreleme, dünya pazarlarıyla ilişkilerini zayıflatma ve içe dönmeye zorlamaktır… Rusya Federasyonu da bu bakımdan kademeye konmuş durumda.  

Çevreleme siyaseti Sovyet Rusya deneyiminde başarıyla sonuçlanmıştı.

Her başarılan deneyimin yenilerek denenmesi kuraldır.   

Bu perspektiften doğru bakıldığında, İran'ı, Çin ve Rusya'dan uzaklaştırmak ve ekonomik ilişkilerini sınırlamak stratejik değerdedir.

 
Körfez ülkeleri, ambargo, İsrail ve doğalgaz politikaları

Trump'ın gidici olduğunun, yeni Amerika Başkanı'nın Biden olacağının anlaşılması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'nin Katar'a uyguladıkları ambargo politikasını doğrudan etkilemişti.

İfade ettik, Amerika Çin'i ve Rusya'yı çevreleme, ekonomik rekabet üzerinden zayıflatmak istiyor.

Katar'ın doğalgaz havzasında bulunan devasa miktarda bulunan doğalgazın (51 trilyon metreküp) İran üzerinden Çin'e taşınması yerine, İsrail üzerinden Avrupa'ya taşınması Amerika için çok boyutlu bir stratejik hamle.

Bu hamlenin Katar-İran ilişkisini sınırlama, Çin ekonomisini sıkıntıya sokmaktan başka, Rusya'yı Avrupa'nın doğalgaz ihtiyacını büyük oranda karşılayan başlıca ülke olmaktan çıkarıp ekonomisini zayıf düşürme gibi bir amacı vardı.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile 2 Ocak 2020'de Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya taşınması için 1900 kilometrelik EastMed boru hattı anlaşması yapmıştı.

Ancak Doğu Akdeniz doğalgazı Avrupa'nın ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğinden, Rusya'ya olan bağımlılığı sınırlamaktan uzaktı.  

ABD'nin, Katar'ın da içinde olduğu Körfez ülkeleri doğalgaz ve petrolünü İsrail üzerinden Doğu Akdeniz'e taşınması tasarımı bunun sonucu ortaya çıkacaktı.

Bu kadar değil…  Katar'ın ve Körfez ülkelerinin doğal gaz ve petrolünün İsrail üzerinden Doğu Akdeniz'e taşınmasının, İsrail'in Arap kuşağını parçalayarak güvenliğini, ekonomisini ve siyasi etkisini daha bir güçlendirme diye bir sonucu da var.

Amerikan karar vericilerince, Körfez ülkeleri-İsrail anlaşması ve iş birliği üzerinden geliştirilen bu politika Trump'ın kurumsallıktan uzak, kaba İsrailci, dar ve kişisel uygulamaları nedeniyle ciddi sorunlar yaratmıştı.

Biden kurumsal ve çok taraflı bir görüntü ile İsrail'i gözeten ama İran ile tasarlanan ilişkiyi tehlikeye atmayan bir yerden zamana yayma ve araçsallaştırma üzerinden, bu politikayı bir biçimde sürdürecek gibi görünüyor.
 

aa.jpg

Hürmüz Boğazı / Fotoğraf: AA

Doğalgazın Doğu Akdeniz üzerinden geçerek Avrupa'ya ulaşması için, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Yunanistan'ın anlaştığını da belirtelim.  

Fakat anlaşma her şey de değil… Körfez doğalgazının, Hürmüz Boğazı'ndan ve Süveyş Kanalı'ndan geçerek Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya ulaşması tasarlanıyor.

Dolayısıyla doğalgazın geçtiği suların bütün kıyı ülkeleriyle anlaşma zorunlu ve bu kendi içinde derin çıkar ilişkilerini barındıran karmaşık bir süreç…

Doğalgaz boru hattının bir de geçmişi var…  

Katar doğalgazının İran üzerinden mi, yoksa Suudi Arabistan üzerinden mi Avrupa'ya ulaştırılacağı çözülemeyen bir sorun olageldi.

2009'da bir ABD projesi olarak Katar doğalgazının Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye hattından Avrupa'ya pazarlanması girişimi gündeme gelmişti.

Ne var ki bu girişim Esad tarafından reddedilmiş ve onun yerine İran doğal gazının Irak ve Suriye hattından Doğu Akdeniz'e açılması anlaşması gündeme getirilmişti.

İddiaya göre Amerika-Avrupa ittifakının Suriye'yi parçalama siyasetinin önemli nedenlerinden biri de buydu. 

Yani amiyane deyimle 'bu pilav daha çok su kaldırır...'
 

süveyş.jpg

Süveyş Kanalı

Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satış anlaşmasına askı, İran'a diplomatik mesajı…

Tamam…  Biden siyasetine ayak uydurma ile Avrupa'ya doğalgaz boru hattı aynı şey değil… 

Nitekim Suudi Arabistan ve BAE yeni duruma uygun olarak kendilerine çeki düzen verdi, Katar da ambargo uygulamalarına neden olan İran ve Türkiye ile olan ilişkilerini sürdüreceğini açıkladı.

Biden, 'gidene ağam, gelene paşam' siyasetini yeterli bulmadı ki Suudi Arabistan ve BAE ile yapılan silah satış anlaşmalarını geçici olarak durdurdu.

"Bu tür silah satışlarının ABD'nin daha güçlü 'güvenlik ortakları' oluşturma yönündeki 'stratejik hedeflerine' hizmet edip etmediğinin gözden geçirileceği" açıklandı (20.01.2021, Deutsche Welle Türkçe, Antony Blinken, Amerika Dışişleri Bakanı).

Trump anlaşmalarının durdurulması ve gözden geçirilmesi ile Trump'a güvensizliğe ve imzaladığı anlaşmaların olduğu gibi kabul edilemeyeceğine işaret edilirken, savaştaki uygulamalarıyla ilgili olarak da Suudi Arabistan'a belli bir mesafe konuyor:

Yemen'deki sivillerin durumunun yeni yönetimin öncelikleri arasında olduğunu… Suudi Arabistan tarafından sürdürülen bir harekât görüyoruz ve birçokları günümüz dünyasında bunu en vahim insani kriz olarak görüyor, bu da bize bir şeyler söylüyor… Çaresiz durumda olan Yemen halkına insani yardım için elimizden gelen her şeyi yapmamız yaşamsal öneme sahip…  (agk)

Aynı zaman diliminde İran ile diplomasiye dönüş mesajı verilmesi de manidar...

'Biden yönetiminin Trump'ın çöpe attığı İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmasını güçlendirmek ve uzatmak istediğini…  Ancak ilk adımı kendilerinin atmayacağını… İran'ın birçok bakımdan anlaşma maddelerine uymaktan uzak olduğunu…' Tahran'ın anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirme yönünde bir dizi adım atması gerektiğini' vurguladı ve 'O noktadan bir hayli uzağız'.  (agk)


Türkiye ile Suudi Arabistan, BAE ilişkisine dair birkaç cümle…

Katar- Suudi Arabistan ve BAE anlaşmasının, Türkiye'yi sınırlayan yanları da var olmakla birlikte, belki bu ülkelerle ilişkilerin önünü de açabilir.

Ancak ilişkilerin eskisi gibi olmayacağı da muhakkak.

Arap kamuoyunun Cumhurcu iktidar nezdinde Osmanlıcı devlet etme biçimini hatırlaması ve Kaşıkçı cinayetiyle ilgili tutumu bir yana, Türkiye'nin Suriye'de Müslüman Kardeşler, Heyet Tahrir el-Şam gibi siyasal İslamcı yapılarla ilişki biçimi belki de en önemli engel…

Serrca-Hafter.jpg

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UHM) Başbakanı Fayiz es-Serrac ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter

Libya'ya gelelim…

Amerika, Libya Büyükelçisi Christopher Stevens ve üç elçilik görevlisinin öldürüldüğü 2012'de Libya'dan çekilmiş gibi idi.

Amerika'nın Ortadoğu'ya yönelik Siyasi İslam projesinin sonunu getirme gibi önemli bir siyasi sonucu oldu.

Amerika, Trump döneminde bir biçimde Libya ile ilgilenmeye başladı.

Ancak Libya ile ilgili Amerika-Türkiye ilişkileri, Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında kurumsallıktan uzak, nevi şahsına münhasır ilişkiler biçiminde gelişti.

Trump, Hafter'i destekleyen Rusya ile Feyyaz es-Serrac'ı destekleyen Türkiye arasında tercih yaptı ve bu da onun Türkiye'nin Libya siyaseti karşısında 'kayıtsız' kalmasını ve göz yummasını getirdi.

Biden, Türkiye'nin Doğu Akdeniz siyasetine karşı. Bunu Türkiye'nin Libya siyasetinin bir parçası olarak görüyor.

Öncelikle Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki manevralarının durdurulması eğilimini güçlü olarak taşıyor…

Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Libya sorununu Trump'ın aksine, kişisellikten çıkarıp NATO üzerinden kurumsallığa oturtmak istiyor.

Doğu Akdeniz, dünya enerji mücadelesinde önemli bir bölge.

Türkiye Libya'da gerileyen bir güç ama…   

Biden Libya sorunuyla, özel olarak da irrasyonel bulduğu Erdoğan politikalarıyla uğraşacak gibi…

Not: Libya kısmını kısa notlarla bitiriyoruz. Doğu Akdeniz ve Libya meselesi zaten uzayan bu makalenin sınırlarını aşıyor. Kısa sürede Doğu Akdeniz ve Libya meselesini yazmak için…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR