Rivayet ve gerçek arasında: Shakespeare

Eserleri klasik kategorisine giren sanatçı ve yazarların yaşamına dair pek çok bilgi ortalıkta dolaşsa da onlar hakkında üretilen tevatürler bitmek tükenmek bilmez. Üstelik bu kişilerle ilgili biyografi kaleme alanların önemli bir kısmı gerçeklerden hikâyeye ve oradan da dedikoduya dümen kırmaktan alamaz kendisini. Dolayısıyla okuduğumuz biyografilerin büyük kısmında, bilgi olan ve olmayan arasında silik bir sınır vardır.

Üzerine kitaplar yazılan, filmler çekilen, tartışmalar yürütülen, akademik çalışmalar yapılan ve eserleri dünyanın dört bir yanına ulaştıkça yaşamına ilişkin rivayetler de aynı ölçüde artan William Shakespeare de bu yazarlardan biri.

Shakespeare’in zihin dünyasına, özel yaşamına, sosyal ilişkilerine, politik tavrına, eserlerindeki göndermelere, döneminin siyasi ve kültürel ortamının metinlerine nasıl yansıdığına dair epey yorum yapılırken daima gölgede kalan ya da atlanan bir soru vardı: Shakespeare hakkında ne biliyoruz? Bu, önemli bir başka soruya götürüyor bizi: Kaleme alınan Shakespeare biyografilerinin ne kadarı kurguydu, ne kadarı gerçekti?

Her biyografinin eksik kalacağı gerçeğini gözden asla uzak tutmayan ve Shakespeare incelemeleriyle tanınan Graham Holderness, 'Shakespeare’in Dokuz Yaşamı'nda yukarıdaki ve benzer sorulardan yola çıkıp gerçekler ile rivayetler arasındaki bağlantıları dikkate alarak yazarın hayatını ve eserlerini birbirinden koparmadan kalem oynatıyor.

ÇALIŞMANIN KAYNAKLARI
Holderness, Shakespeare’e dair bilgilere, daha evvel yazılan biyografilere ve onun eserlerine eleştirel bir gözle bakıp gerçek-hikâye-rivayet arasındaki farkları ortaya koyarak şairin hayatının dönüm noktalarını vurguluyor. Dolayısıyla Shakespeare’in yaşamı ve eserleri bağlamında, bilgiye dayanıyor, oradan hareketle hikâyelere varıp eleştirel ve entelektüel bir tavırla hareket ediyor. Bu açıdan 'Shakespeare’in Dokuz Yaşamı', klasik biyografi kalıplarını kırarken bir deneme olarak da çıkıyor okur karşısına.

Holderness, bu biyografi-deneme metninde, Shakespeare’e ilişkin yorumlarından önce, yazarın hayatı ve yapıtları bağlamında eleştirmenlerin saptığı yanlış yolu hatırlatırken bir bakıma kitabının esprisinin, buna ters istikamette seyretmek olduğunu vurguluyor: “Yirminci yüzyılın önde gelen eleştiri ekolleri şiir, roman ya da drama ile ilişkimizin, yazardan ve yazarın yaşamından bağımsız olması gerektiğine hükmetmişti. Buna göre yazarın ve yazarlık kavramının dizginlerinden kurtulan edebiyat umuma aitti ve ne anlam ifade etmesi gerektiğini sadece okur belirleyebilirdi. Fransız düşünürler Roland Barthes ve Michel Foucault, ‘yazarın öldüğünü’ ve metnin bir uzantısından ibaret hâle geldiğini (yani zihnimizdeki yazar imgesinin, yazarın eserlerinden yola çıkarak kendimizce kurguladığımız bir şey olduğunu) beyan etmişti. ‘Yapıtın’ okura ifade etmek istediği şeyler bakımından yazarın yaşamı, etkisiz eleman olarak kabul edildiğinden, edebiyat öğrencilerine yıllar yılı bunu denklemin dışında tutması gerektiği öğütlendi.”

Shakespeare’in özel yaşamını merak edenlerin önündeki en büyük engelin, eserlerinin onun yazarlığına dair bilgi vermesine rağmen daha ötesi için kocaman bir koruma kalkanı oluşturduğunu belirtiyor Holderness. “Kayıp yılları” (1585-1592) başta olmak üzere, yazarın “mahrem hayatı”yla ilgili nitelikli bilgi eksikliği, Holderness’e göre büyük bir sorun. Aile ilişkilerini, evliliğini, çocuklarını, mesleki yaşamını ve vasiyetini bildiğimiz Shakespeare’in hangi okula gittiğini, nasıl bir çocukluk geçirdiğini, aktör olmaya nasıl karar verdiğini, arzularını, çocuklarıyla ilişkisini ve ölüm nedenini kesin olarak bilmediğimizi anımsatıyor Holderness.

O hâlde 'Shakespeare’in Dokuz Yaşamı'nın kaynakları ne? Elbette en başta, yazarın yaşamına ait tarihsel kayıtlar ve eserlerindeki otobiyografik unsurlar. Holderness, bunlar haricinde somut gerçekleri de işin içine katarak mantıksal çıkarımlar yaptığını söylüyor. Böylece kitabın esprisi bir bütün olarak beliriyor: Holderness, tarihi kayıtlar, otobiyografik öğeler yani bilgi ve gerçekler ile bunlara dayanarak yaptığı mantıksal çıkarımlarla oluşturduğu kurguyu bütünlediği bir metin meydana getiriyor.

'KAYIP YILLAR' VE 'MAHREM SHAKESPEARE'
Kaleme alınmış biyografilerden, Shakespeare’in ailesine ait resmi kayıtlardan, çeşitli evraklardan ve yine resmi yazışmalardan yararlanan Holderness, hem kronolojik bilgilerden ve yazarın eserlerinden hem de hikâyelerden hareketle meydana getirdiği çalışmasında birbiriyle bağlantılı olduğu kadar birbirinden bazı noktalarda ayrılan Shakespeare profilleriyle buluşturuyor okuru. Holderness’in kitapta yer verdiği bilgilerin ve yaptığı mantıksal çıkarımlarla kurguladığı hikâyelerin kaynaklarından biri de akademik araştırmalar.

Shakespeare tasvirlerinin, şairin yaşam öyküsünün ve ortalıktaki bilgilerin toplamı bazı fikirler veriyor ama “kayıp yılları” bütünüyle aydınlatmadığı gibi “mahrem Shakespeare” hakkında neredeyse hiç done sunmuyor.

Holderness, işte bu eksik parçalara yoğunlaşıyor; her bilgi kırıntısının, belgenin ve yorumlanabilecek her verinin peşine düşüp rivayet ile gerçekler arasındaki ayrımı göstererek yazar, aktör, kasap çırağı, iş insanı, âşık, dindar ve aklıselim gibi farklı Shakespeare portrelerini çıkarıyor okur karşısına.

Shakespeare’e ilişkin “şahsi hikâyeleri” ortaya çıkarmak için yola koyulup “gayri şahsi efsanelerin” girdabına kapılanlardan farklı bir çizgiye sahip olan Holderness, tarihsel gerçekliği bulunan bir bilgiden ya da olaydan hareketle mantıksal çıkarımlara dayanan hikâyelerle destekliyor biyografi-denemesini.

Kısacası Holderness, 'Shakespeare’in Dokuz Yaşamı'nda yaratıcı ve kurgusal öğeleri metne katarak daha önceki örneklerden farklı bir biyografi kaleme almış; gerçekler, rivayetler ve tartışmalar arasında edebi geçişlere imza atmış.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR