Avukatlar anlatıyor: Kadına şiddet failleri yerine muhalifler 'ev hapsi' cezası alıyor

DAHA FAZLA OKU

Ev hapsi cezası yazı dizisinin ikinci bölümünde avukatlar ile verilen kararları konuştuk.

Avukat Tuba Torun ve Yelda Koçak’ın ortaklaştığı temel söylem ev hapsi kararlarının ‘hukuk çerçevesi’ dışında verildiği.

Avukatların ortak söylemlerinden biri ve belki de en önemlisi ise 'Kadına şiddet faillerine ev hapsi uygulaması istediklerinde reddedilmeleri fakat muhaliflere ev hapsi uygulamasının çok kolay bir şekilde verildiği.

'SAVCI YÜZÜ BİLE GÖRMEDİLER'

Koçak “Burada öncelikle bir hukuka uygun olmama ve vicdanen de kabul edemeyeceğimiz bir uygulama söz konusu” derken 2 Şubat günü Kadıköy'de gözaltına alınıp ev hapsi cezası alan kişilerin savcı yüzü bile görmediğini söyledi:

“Haklarında ev hapsi kararı verilen insanlar hiçbir şekilde hâkim ya da savcı yüzü görmeden haklarında bu kararlar verildi. İlk ev hapsi verilen Kadıköy eyleminde göz altına alınan vekillerin de içinde bulunduğu grup İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde verilen ifadelerle savcı dosyayı inceledi hiç kişilerin ifadelerini almadı beyanlarını almadı özel bir durumları olup olmadığını sormaksızın ev hapsi talebi ile hakimliğe sevk etti Sorgu hâkimi de aynı şekilde hiçbir şekilde ifadelerine başvurmaksızın özel durumlarını değerlendirmeksizin dosya üzerinden ev hapislerine karar verdi”

'BU İNSANLARIN EVLERİ HAPİSHANEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ'

‘Yaşamak için çalışmak zorunda olan insanların durumlarının değerlendirilmediğini ifade eden Koçak şunları söyledi:

“Fiziken de karşılaşılmadan ev hapsi verildi. Bunu kabul etmek mümkün değil yani ev hapsi söyleniyor ve ceza evine gönderilmediği için bu insanlar aslında hapsedilmediler gibi durumlar söz konusu değil. Bu insanların evleri hapishaneye dönüştürüldü. Şu anda o insanlar evlerinden dışarıya adım atamıyorlar. Her ne kadar kanundaki haliyle konutu 'terk etmeme tedbiri' diye ifade edilse de bu bir hapistir ve rızaları dışında o insanlar o evlerde tutuluyor. Bunlara karşı itirazlarımızı yaptık süresi içinde. Ev hapislerine ilişkin itirazlarımızın değerlendirilmesini bekliyoruz” 

Daha önce birçok kadına şiddet failleri hakkında ‘ev hapsi’ cezası istediklerini fakat bu durumun ‘yeterli personel ve kelepçe yok’ denilerek reddedildiğini söyleyen Koçak şöyle devam ediyor:

'EV HAPİSLERİNİ 6284’TE UYGULANMAMASINDAN TANIYORUZ'

“Ev hapisleri önceden daha nadiren çıkardı ama bu süreçte çok yoğun çıktı. Bir hafta içinde 40 insana ev hapsi verildiğine ve elektronik kelepçe takıldığına tanık olduk. Oysa biz bu elektronik kelepçeyi bir başka yerden tanıyoruz. 6284 sayılı kadına yönelik şiddetle mücadele yasası uygulama pratiği içerisinde; mağdur, maruz kalan, şiddet tehdidi altındaki kadınların dilekçelerinden tanıyoruz. Yani talep ederdik. Ama bunlar da hep reddedilirdi. Hatta mecliste verilen soru önergeleri ya da ‘neden elektronik kelepçe bu kadar yaygın kullanılmıyor?’ soruları sorulduğunda aldığımız yanıt hep ‘yeterli personel yok, yeterli kelepçe yok, yeterli bütçe yok’ oldu. Oysa biz yeterli kelepçenin de yeterli personelin de olduğunu; ev hapsi alan insanlara daha 24 saat dolar dolmaz hatta kimine 24 saat dolmadan evlere gelerek kelepçe taktıkları sırada gördük. 

Uygulamayı gördüklerinde ‘kadınlar neden öldürüldü’ diye sorduklarını belirten Koçak, “Kadıköy eyleminde gözaltına alınıp sonra ev hapsi ile salıverilen müvekkillerime örneğin 24 saat dolar dolmaz hemen ertesi gün hafta sonu olmasına rağmen Cumartesi olmasına rağmen kapılarına dayandı ve bileklerine elektronik kelepçe takıldı süreç başlatıldı. O cihazdan modemden uzaklaşıldığında derhal sinyal vermeye başladı. Şimdi böyle bir uygulamayı gördüğümüzde insan ister istemez bugüne kadar koruma kararı aldığı halde öldürülen kadınlar neden öldürüldü sorusu soruyoruz” ifadelerini kullandı.

'KADINA ŞİDDET FAİLLERİNE UYGULANMAYAN CEZA NEDEN MUHALİFLERE UYGULANIYOR?'

“Bu koruma tedbirlerinin sadece kağıt üzerinde verilmesi, daha da işlevli, daha da takip edilebilir hale gelebilmesi için neden elektronik kelepçe kullanılmıyor? diyen Koçak şöyle devam etti:  

Şiddet faaline bu süreç neden uygulanmıyor da muhaliflere ya da eylem yapan öğrencilere takılıyor sorularını sormamız gerekiyor.

Avukat Yelda Koçak

Fotoğraf: Tükenmez Haber /Avukat Yelda Koçak

'TEDBİR DEĞİL EV HAPSİ'

Koçak, 'ev hapislerini bir tedbir olarak değil, hapis cezası olarak nitelendirdiklerini' söyledi:

Mahkeme ‘Bunu biz tedbir olarak dillendiriyoruz. Tedbir olarak algılanıyor ve o nedenle de ben sorgusunu almadan dosya üzerinden karar veririm’ diyor. Ama verdiği karar basit bir tedbir kararı değil verdiği karar bir hapis kararı. Ev hapsi yani evden dışarı çıkamıyor yani özgürlüğünü kısıtlıyor ve mekânsal olarak kısıtlıyor. Yani sadece yurt dışına çıkış yasağı ya da işte belli gün saatlerde imza atmak gibi değil çok daha ciddi bir müdahale var bedenine kelepçe takılması bileğine kelepçe takılması bulunduğu 17 metrelik ya da 15 metrelik alanı terk etmeme gibi ağır bir tedbir var. Bu kadar ağır bir tedbiri ifadesini almaksızın vermedi aslında hukuka uygun değil. 

'KARARIN YASAL OLMASI HUKUKİ OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ'

“Ev hapislerinin yasada yeri olmuş olabilir ama yasada yeri olmuş olması onu hukuki ya da meşru yapmaz” diyen Koçak, şunları söyledi:

“Biz hâkime de bunu söylüyoruz. Aslında o kararı veren sorgu hakimlerine bu uygulamayı başlattıkları günden beri sadece bu eylemler için değil diğerlerinde de bu şekilde insan özgürlüğü üzerinden seyahat etme, hareket etme, bulunabilme özgürlüğü üzerinde tasarruf edilirken beyanlarına başvurulması gerekir diyoruz. Ama yasal karşılığını gösteriyorlar. Fakat yasal olması onun hukuki ve meşru olduğu anlamına gelmez. Bir insanı eve hapsetme kararı veriyorsanız onu dinlemeniz gerekiyor. Dinlemediğini şuradan da anlıyoruz: doktora ev hapsi veriyor öğretmene ev hapsi veriyor. İncelese, dinlese özel durumları fark etse vermeyecek belki. 

'POLİS FEZLEKELERİ ÜZERİNDEN KARAR VERİLİYOR'

Polis fezlekeleri üzerinden karar verildiğini söyleyen Yelda Koçak, “Verilen karar bir savcı kararı, savcı talebi ve hâkim kararı gibi görünse de aslında o dosyalar, o fişleme kayıtları, o isimler polis tarafından belirlendi. Polis üniversitede ya da göz aşinalığı olduğu kişinin adını dosyalarda belirtiyor. Tek tek öğrenciler hakkında daha önce ne yaptıklarına dair resmi sicil kayıtlarının dışında yani dava ve benzeri şeylerin dışında bir de polis fişlemelerini de gördük biz dosyada. Bu da şunu gösteriyor aslında; tombala çekmek ya da kura çekmek gibi bir şey yapmadıysa savcı eğer bu ev hapislerini talep ederken polis fezlekelerine dayandı. polis tutanaklarına dayandı. Belki de gayri resmi dosyaya sunulmayan, konmayan bilgi notları ile yaptılar bunları. Niye yaptıklarının bir açıklaması yok. Aynı parti üyesi aynı siyasi faaliyeti yürütüp aynı anda eylem alanına giren bir insan biri tutuklu diğeri serbest bir başkası ev hapsinde bir başkası sadece yurt dışı çıkış yasağı. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Çağrı aynı çağrı aynı semte gitmişler aynı alanda alınmışlar” dedi.

'İTİRAZLARIMIZI YAPTIK'

İtiraz dilekçelerini yazdıklarını belirten Koçak sürecin ileriki aşamasını şöyle anlattı:

"Biz itirazlarımızı yaptık kararı veren sulh ceza numarasından bir sonraki sulh ceza hâkimi tarafından yapış olduğumuz itirazlar değerlendirilecek. Öne mahkeme kendi değerlendirecek, kendi kararında hala aynı görüşte ise itirazımızı bir sonraki mahkemeye gönderecek. O mahkeme de itirazımız hakkında karar verecek. Sonraki süreçte iddianame hazırlanıp davanın açılmasını ve ifadelerin alınması bekleyeceğiz. Ve yargılama sürecine geçilecek. Dosyanın esasını takip eden hâkimde mahkemede olmuş olacak.”

Avukat Tuba Torun

Fotoğraf: Avukat Tuba Torun

'TAMAMEN HUKUKTAN KOPULDUĞUNU GÖRÜYORUZ'

Avukat Tuba Torun ise, ‘ev hapsinin fiilen neredeyse tutuklama cezasından farkı yok’ derken şöyle devam etti:

“Baktığımızda çok ağır bir adli kontrol tedbiri. Ev hapsi verilenlerin arasında kamuda çalışanlar, doktorlar, öğrenciler ya da öğretmenler var. Dolayısıyla bu insanlar işlerinden de geri kalmış durumda olacaklar. Hatta kovulma riskiyle karşı karşıya kalacaklar. Ev hapsi demek bir insanı hayattan soyutlamak demek. Tutuklama ile hemen hemen aynı sonuçları doğuruyor. Bunun için çok ağır bir tedbirdir. Bu çok ağır suçları işleyenlere verilir. Kaldı ki burada olayın kendisine baktığımızda bir suç yok. Boğaziçi Direnişi, öğrencilerin yalnızca demokratik haklarını talep ettiği ve kendi yöneticileri kendilerini seçmek istediği bir eylem tıpkı anayasada da yazdığı gibi. Direnişi bir suç gibi görmek istiyor devlet ve kamuoyuna da böyle duyurmak istiyor. Ve bu yönde kararlar verdi. Bu kesinlikle hukuka aykırı. Ne uluslararası sözleşmelere uygun ne de anayasaya uygun. Hiçbir suç unsurunu karşılamayan bir tutumdur ve burada hukuktan tamamen kopulduğunu görüyoruz.”

'HAKİM SORGUDA YÖNLENDİRİCİ SORULAR SORDU'

2 Şubat günü Kadıköy’deki Boğaziçili öğrencilere destek eyleminde gözaltına alınanlar arasında müvekkili olduğu 2 kişinin de ev hapsi aldığını söyleyen Tuba Torun şunları söyledi:

“Müvekkillerinden bir tanesi hekimdi. Olayın özüne baktığımızda direniş yok, suç yok. Zaten 2911 sayılı yasaya göre polisin belli aralıklarla ihtarlar çekmesi gerekiyor. Kaldı ki alana doğru yürürken polis bir kişiye müdahale ediyor ve müvekkilim de o kişiye bir hekim sorumluluğu ile yardım etmek isteyip yerden kaldırmaya çalışırken gözaltına alınıyor.”

Hâkimin, sorgu esnasında yönlendirici sorular sorduğunu belirten Tuba Torun, ‘dayanışma’ pankartı getiren bir kişinin de geçmişteki sicillerini dosyaya yazdıklarını söyleyerek bunun hukuksuz olduğunu belirtti.

'KARARLARIN SEBEBİ DİRENİŞE DESTEK VERENLERİN SOKAĞA ÇIKMASINI ENGELLEMEK'

Ev hapsi cezasının hangi kriterlere göre verildiğini sorduğumuzda ise Torun, suçta ve ceza da şahsilik olduğunu ilkesi olduğunu vurgulayarak “Bir kişiyi geçmişteki dosyasıyla ilişkilendirip cezalandıramazsınız” dedi.

Torun şöyle devam etti:

“Kişilerin geçmişteki dosyalarına bakılarak tutuklama ve ev hapsi uygulandı. Bu durum çok hukuksuzdur. Ev hapsi kaçma şüphesi olan kişilere verilir fakat burada iddia edilen suçu işlediği söylenen kimse bu durumda değil.

Burada ne suç var ne de kaçma şüphesi var. 2911 sayılı kanun nedeniyle ev hapsi cezası alındığını daha önce hiç görmediğini söyleyen Tuba Torun, “Tutuklama tedbiri verildiğini gördüm fakat ev hapsi verildiğini hiç görmemiştim” dedi.

2911’in 32/1 maddesinin katiyen tutuklama ya da ev hapsinin öngörüleceği bir madde olmadığını söyleyen Torun, ev hapsi cezalarının son dönemde artmasının sebebini ise şöyle açıkladı:

“Ev hapsi cezası, Ceza Hukuk’u uygulamasında çok az ve nadiren uygulanan bir şeydir. Birçok kadına yönelik şiddet faili, biz talep etmemize rağmen ev hapsine mahkûm edilmiyor ve taleplerimiz reddediliyor. Burada uygulanmasının tek bir sebebi var. İnsanların, Boğaziçi’ne direnişine destek verenlerin sokağa çıkmasını engellemek. Bunun başka hiçbir açıklaması yok ve bu engelleme tamamen hukuksuz. Alanlarda toplanma yasağı getirilmesinden tutuklanmaya kadar her şeyi hukuksuzdur.”

'MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT SEBEBİ'

Ev hapsi uygulamasının ciddi anlamda maddi ve manevi tazminat talebi hakkı doğurduğunu söyleyen Tuba Torun, insanların işini yapmasının engellendiğini belirtirken şunları söyledi:

“Burada büyük bir maddi kayıp bir gelir kaybı var. Bu durum devletin haksız yere kişilere yaptığı bir muamele ve işkencedir. Bu durum gerçekten sistematik bir işkencedir. Buradaki gözaltında insan onuruna aykırı kötü muamelede var, ters kelepçe yapıldı, yemek verilmedi, su verilmedi. Bu bakımdan hem AİHM’e gidilebilir hem de manevi tazminat talep edilebilir.”

'AVUKATLIĞIN SUÇ OLDUĞU BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ'

Gözaltı aracını dışarıdan çektiği bir video olduğunu ve buradaki durumu kamuoyuna sunduğunu belirten Torun, aynı zamanda bunun tutanağının tutulduğunu da söyleyerek şunları ifade etti:

“Aracın içerisini dışarıdan çektiğim bir video nedeniyle üç gündür sosyal medyada bir ‘troll’ saldırısına da uğradım. Üç gündür beni ‘Provakatörlerin avukatlığını yaptı’ diye haber yapıyorlar. Yani artık avukatlığını bile suç olduğu bir dönemden geçiyoruz”

'AVUKATLARA KARŞI DA KÖTÜ MUAMELE VARDI'

“Kararlar çıktıktan sonra avukatların bu duruma tepki gösterdiğini ifade eden Torun polisin avukatlara karşı da kötü bir tutumu olduğunu söyledi:  

“Kararlar çıktıktan sonra avukatların bu duruma tepki gösterdi. Çok büyük bir haksızlık var çünkü. Kararların çıkmasının ardından daha ihtar bile vermeden polis amirleri, avukatları ‘süpür emrini’ verdi. Avukatlar adliyede polis tarafından itildi. Biz de dedik ki “Burası bizim evimiz, siz bize böyle bir talimatla buradan çıkaramazsınız.” dedik. Onlara suç işlediklerini söyledik. Orada da ayrıca avukatlara karşı kötü bir muamele vardı.”

Tükenmez Haber

DAHA FAZLA OKU


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR