30 yıllık bir hikâye: Kesmeşeker

Pandemi dönemi sessiz kutlamalara, uzaktan buluşmalara sahne oluyor. Ne zamandır hazırlanarak beklediğimiz Kesmeşeker’in 30. yıl kutlaması, bunlardan biri. İlk albümlerinin yayımlanmasının üzerinden 30 yıl geçti ve bu yuvarlak rakamı hep birlikte şenliğe dönüştürecekken mendebur virüs yüzünden insanlarla temasımız, kalabalıklarla bağımız kesildi. 

Vokal ve akustik gitarda Cenk Taner, bas gitarda Demirhan Baylan, davulda Gökhan Özcan, piyanoda Özgür Ulusoy’dan oluşan Kesmeşeker yine de hız kesmiyor ve 30. yaşını 45 devirlik bir plakla kutluyor: Eskilerin maxi-single ya de EP tabir ettikleri dört şarkılık bir “büyük” plak bu. Ada Müzik tarafından yayımlandı. Büyüklüğü hem de içeriğinde, zira Kaptan ve arkadaşları bu şarkıları 22-23 Haziran 2020 tarihlerinde Ada Stüdyo’da canlı icra etmişler. 30. yıl logosunda Çağla Has’ın, serigrafiyle çoğaltılmış kapakta Dursun Şahin’in imzası var. Sınırlı sayıda üretilmiş bir plak bu ve yeni baskısı yapılmayacak. Yeni plakların önünü açacak ama... En azından temennimiz bu yönde. 

Kutlamalar şimdilik bu plakla sınırlı ama yasaklar kalktığı anda hep birlikte bir Kesmeşeker konserinde buluşacağız. Kendimizi iyi hissettiğimiz, dostlarımızla buluştuğumuz yer çünkü orası. Sonrasında belki diğer projeler devreye girer, şölen gecikmeli başlar.

'GÜZEL ŞEHİRLERDE GÜZEL İNSANLAR VAR' 
Kesmeşeker “karşı”nın grubu. Kaptan namıyla maruf Cenk Taner, Kadıköy cumhuriyetinin kültür bakanı. Kadıköy, İstanbul’u İstanbul yapan merkezlerden. Son yıllarda biraz daha şenlikli belki ama önesinde de bünyesinden çıkan müzisyenler ve Moda Deniz Kulübü’nden KadıköySahne’ye, Karga’dan Süreyya Operası’na uzanan mekânlarıyla sanatın atardamarı. 

Ankaracı olduğum, küçük şehirleri sevdiğim için bana hep cazip gelen bir yer, Kadıköy. Güzel arkadaşlarım, arşivimi zenginleştiren plakçılar, uğradığım sahaflar, yazılarımı yazdığım kafeler, sevdiğim meyhaneler, müzik dinlemekten zevk aldığım mekânlar hep orada. Bir süredir evim de burada. Bir dönem İstanbul’a kavuşma noktam Haydarpaşa, istikametim Kadıköy’dü. Rıhtımdan Moda’ya uzanan hattı ayrı severim çünkü yürümesi güzel sokaklarla doludur ve her sokakta muhakkak uğrayacağım bir yer ya da biri vardır. Eskiden daha azdı, “mahalleli” olunca arttı. Kadıköy’ün denize çıkan sokaklarında yürümek, sürekli bir tanıdıkla karşılaşmak anlamına gelir ki Cenk, bunlardan biri. En olmadık yerde karşınıza çıkar, gülümseyen yüzüyle içinizi ısıtır. 

'SANA OLAN İHTİYACIM NE PARAYLA NE İMANLA' 
Şarkıları da öyle. Kendi adıma konuşayım: Son otuz yılıma dokunan, beni yönlendiren, kimi zaman acımı dindiren, ara ara yaramı deşen ama hiçbir zaman yalnız olmadığımı hissettiren şarkılar bunlar. Kesmeşeker konserleri, özlediğimiz performanslar. 

Kadıköy’ü seviyorsam, iki isim sayesinde: Biri Barış Manço -ki hâlâ her köşeyi döndüğümde karşılaşacakmışım gibi gelir, diğeri Cenk Taner. Kesmeşeker’i, 1993 yılında Ankara’da Altınpark’ta düzenlenen “nükleer karşıtı” konserde ilk kez sahnede izledim; sonrasında konserden konsere sektim. Cenk’le Roll vesilesiyle tanıştım, heyecanlandım. 

1991 tarihli “Dipten ve Derinden”, tanışma albümümüz. Belen Ünal, Tayfun Çağlar ve Melih Rona, bu albümde Kaptan’ın yoldaşları. İki yıl sonra yayımlanan “Aşk ve Para”da yeni bir kadro var: Serdar Öztop, Demirhan Baylan ve Cem Güvener, Kaptan’a el veriyor ama Kesmeşeker aynı. Onları sevme sebebimiz de bu belki. Değişmemeleri. Bu, tekdüzelik anlamına gelmiyor elbette: Kesmeşeker değişmiyor, gelişiyor.

'MÜHİMDİR YALNIZLIK TELAŞLANMA' 
Bir dönem, şu satırları yazmıştım, tekrarlayayım: 1995 tarihli üçüncü albüm “Tut Beni Düşmeden”, Can Alper, Sezen Köroğlu, Batur Yurtsever, Hüseyin Cebeci ve Kerem Akaydın’lı kadrosuyla, diğerlerinden ayrı bir yerde ama “farklı” bir noktada değil. Albümün CD basımında yer alan eski şarkılar (“Gerçekten Özleyince”, “Tek Sorumlu”, “İstanbul İstanbul” ve “S.O.S”) dokuyu değiştirmediği gibi, öncekilerle bir bağ kuruyor ve bütünlüğü sağlıyor. Bir yandan sonraki Kesmeşeker’in izlerini buluyoruz burada, diğer yandan nereden geldiklerine dair ipuçları elde ediyoruz. Başından beri takip etmeyenler için iyi bir başlangıç albümü “Tut Beni Düşmeden” –ki albümün açılışında yer alan “Mister Brown”, topluluğun tavrını gözler önüne seren, aslında ne kadar yan yana olduğumuzu gösteren bir başka şarkı.

“İnsülin” (1998), “İçinde İçindekiler Vardır” (1999), “Kum” (2004), “Doğdum Ben Memlekette” (2011) ve 2017 sonunda çıkan “Kadıköy”, hayatımızı güzelleştiren Kesmeşeker albümleri. Bu albümlere katkıda bulunmuş, topluluğa el vermiş pek çok müzisyen var. Cenk Taner’in solo albümlerini de hesaba katarsak hatırı sayılır bir külliyata ulaşıyoruz -ki otuz yıl düşünüldüğünde az bile üretmişler! İnsan her zaman daha fazlasını istiyor. 

'UMUTSUZLUK YASAK İKİNCİ BİR EMRE KADAR'
Yine eski bir yazıda kurduğum cümlelere sığınayım ve Kesmeşeker müziğini anlatırken kullandığım ifadeleri buraya taşıyayım: Tanıdık, cesur, kendini fazla açmayan ama söyleyeceklerini dümdüz söyleyen, metaforları saklanmak için değil güçlendirmek için kullanan, sokaklarında kaybolduğunuzda kimselere sormadan, içgüdülerinizle yolunuzu bulabileceğiniz bir “coğrafya” bu. Kadıköy gibi. Sokakları şiir kokuyor ve bu sokakların hepsi denize çıkıyor. 

Bir şey daha var: Kesmeşeker şarkıları insana umut veriyor. “Kadıköy”ün açılışında yer alan “Değişti Zaman”, bunlardan biri. Dahası da var. Kimi (benim gibi) “Ne Zaman Gitti Tren”i sever kimi kendini “Metin Kurt Yalnızlığı”nda bulur. Tek tek saymayayım,  herkesin bir Kesmeşeker şarkısı vardır nasılsa. 

Yazının sonunda yeni plağa döneyim... “Tut Beni Düşmeden”de tanıştığımız “Ya Aşkım Ol Ya Dostum Ol” ve albüme adını veren şarkı, yeni düzenlemeleriyle 30. yıl kutlamasını güzelleştiriyor. “Ada” ve “Ağla Ağla”, bu iki şarkının yanına ilişiyor. Küçük bir kelime oyunu yapayım: Dört dörtlük bir kutlama bu! İnsan sonrasını merakla ve heyecanla bekliyor. Yeni bir his değil bu: Kesmeşeker söz konusu olduğunda hep yaptığımız şey.

Kaptan ve arkadaşlarına nice 30 yıllar diliyorum -ki hayatımızı güzelleştirmeye devam etsinler.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR