Ana dili ve diller okyanusu

Fotoğraf: Flicr / jeanbaptisteparis

Boğucu bir rejimin yarattığı ve dayattığı boğucu bir siyasi iklimde yapılması gereken, toplumu bu boğucu iklimde tutmak isteyenlere ve onların borazanlığını yapan medya kuruluşlarına sırt çevirmek. Onları dinlemek yerine, sahici ve güçlü seslere kulak vermek. Bu seslerden biri, birçok kitabı Türkçeye çevrilmiş olan Hindistanlı Kadın Yazar Arundhati Roy.

Türkiye’de Arundhati Roy’a kulak vermek için birçok neden var. Bu nedenlerin başında yazdığı kitapların çok beğenilmesi veya aldığı ödüller gelmiyor. Dünyada ona kulak verenlerin arasında bu kitapları hiç okumamış olan çok sayıda insan var. Roy, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek denli açık bir şekilde ezenlerin karşısında, ezilenlerin yanında.

Türkiye’den bakıldığında, Roy barışa ve çok kültürlü bir dünyaya sahip çıkan bir düşünür. Hindistan’ın yakın tarihinin Türkiye için çok önemli dersler içeriyor olması da onun anlattıklarına kulak vermeyi gerektiriyor. Güçlü ve sözünü sakınmayan bir kadın olması da.

Arundhati Roy Hindistan’ın güney eyaletlerinden Kerala’dan. Kökleri anne tarafından Suriye’ye, baba tarafından Bengal’e uzanıyor. Güçlü bir annenin kızı. Eleştirel düşünmeyi teşvik eden okullarda, birden fazla din ve dilin bulunduğu ortamlarda büyümüş.

Roy’un kitaplarının çoğu edebi olmayan yazılardan oluşuyor. Nükleer denemelere karşı yazılarını, hidroelektrik santrallerinin etkilerini ele aldığı yazılarını topladığı kitapları var. Küreselleşme, kapitalizm ve savaş karşıtı eylemlere katkısı ile ünlenen Roy, İstanbul’da toplanan Irak Dünya Mahkemesinde Vicdan Jürisi başkanlığı da yapmıştı.

Roy kitaplarıyla ilgili yaptığı konuşmalarda çok kültürlü ve birçok dilin konuşulduğu bir ortamda büyüdüğünü ısrarla öne çıkarıyor. Haziran 2018’de Londra’da yaptığı uzun konuşmanın odak noktasında da diller var. Bu konuşma, Dünya Anadili Günü’nde özellikle duyulması gereken vurguları içeriyor.

Roy konuşmasında önce Hindistan’daki dillerin sayısına değiniyor. Resmi sayı 780. Ama bu diller içinden yalnızca 22 dil anayasada tanınıyor. Anayasada yer almayan dilleri konuşan ve bu dilleri sahiplenenler susmuyorlar. Bu nedenle, 38 dil anayasada tanınma aşamasında, yani beklemede. Hindistan’ın sömürüyle dolu tarihinde, bu dillerin her biri hem sömürgecilikten yara almış, hem de sömürgeciliğe araç olmuş. Hindistan’ın kurulmasının ardından, geçici bir çözüm olarak Hindi ve İngilizcenin resmi diller olarak kabul edilmesi artık bir çözümsüzlüğe dönüşmüş durumda. Bu durum, İngilizcenin egemen dil olarak kalmasını sağlıyor.

Küçük Şeylerin Tanrısı’nı yayımlandıktan 20 yıl sonra bitirdiği ve Türkiye’de “Mutlak Mutluluk Bakanlığı” başlığı ile yayımlanan ikinci romanında, Roy bir diller okyanusunu anlatıyor. Bu okyanus bir diller ekosistemi. Resmi dil balığı yanında, resmi olmayan diller ve ağızlar konuşan yumuşakçalar da var. Okyanusu gezen sözcük sürüleri de var. Bazı canlılar barışçıl. Bazıları ise değil. Bazılarının tek derdi ise, diğer dilleri yemek. Ama hepsi aynı okyanustalar ve bu okyanustan besleniyorlar. Okyanustan ayrılmak gibi bir seçenekleri yok. Bir arada yaşamaları ve birbirlerini anlamaya çalışmaları gerekiyor.

Roy, bu kitabın karşısında duran anlayışın, “tek millet-tek din-tek dil” anlayışı olduğunu söylüyor. Kitap İngilizce olarak yazılmış olsa da, kitabı oluşturan düşünsel dünyanın ve aklın çok dilli olduğunu özellikle vurguluyor. Anlatmak istediği, kitaplarının arkasında diller arasında gezinen ve her dilden beslenen bir yazar olduğu.

Arundhati Roy, tek dil dayatmasından ve tekçilikten uzaklaşmak isteyenler için çok geniş bir ufuk sunuyor ve Türkiye’ye ışık tutuyor. Türkiye’de her ana dili savunulmalı. Her ana dili saygı görmeli, tanınmalı ve korunmalı. Ana dilleri, Anadolu’da bir arada var olmuş kültürlerin oluşturdukları okyanusun bir parçası. Tekçi anlayışlara ve bugünkü rejime inat; diller, kültürler ve halklar bir arada yaşadılar ve yaşayacaklar.

Bu yazı ilk olarak Evrensel'de yayımlanmıştır.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR