Çıplak arama vardır

AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’i tutabilene aşk olsun. Her gün ortalığın tozunu dumanına katıyor. Doğrusu söylediklerine mantıklı bir cevap vermek de mümkün değil. Takdir edersiniz ki; mantıklı cevaplar kendi çapında mantıklı önermelere verilir. Biri çıkıp da “Bu ülkede çıplak arama yoktur!” derse ona ancak “Vardır” diye yanıt verip, bir çıplak arama vakasından bahsedersiniz. Buna karşılık “Bu kurgudur. Ahlaklı, onurlu kadın anında tepki verir” derse, “Sensin ahlaksız!” demek icap eder ama ahlakınız müsaade etmediğinden, oturup neden anında tepki verilemediğini açıklamaya çalışırsınız. Ardından “Zaten bunlar, cezaevlerinde bebekli kadınlar var demek için talimatla bebek yapıyorlar” derse oturur gülersiniz.

Milletvekilliği ciddi bir makamdır. Millet adına, milleti temsilen o koltuklarda oturursunuz. Kamuya hitap ederken attığınız her adımın, ağzınızdan çıkan her cümlenin kamu yararına olması önem taşır. Sizin göreviniz birileri “Ülkede çıplak arama sorunu var” dediğinde, “Hayır, yok!” diye milletle kavga etmek, millete parmak sallamak değil, var mı yok mu araştırmak, varsa çözüm üretmektir. “Talimatla bebek yapıyorlar” noktasında iftira atıp hayatın olağan akışına fazla aykırı şekilde algı yaratarak hayali şeytanlar oluşturmak ise, hiç değildir. Eğer bu şekilde davranıyorsanız, o koltukları zerre hak etmiyorsunuz demektir.

Özlem Zengin, kadın haklarını savunma iddiasıyla o koltuğu meşgul eden bir kadın milletvekili. Ama erillik erkeklere mahsus değil malum. Kadın hareketi içerisinde, kadınlara yönelik mümkün olduğunca olumsuz ifadelerde bulunmamaya gayret etsek de bizzat kadının insan haklarına saldırı teşkil eden bir tutum söz konusuysa sözümüzü söyleriz. Özlem Zengin’in kadın haklarını savunmamasını tercih ederim. Hatta bunu çok isterim. Zira, ağzından çıkan her cümle, kadınları suçlayan, kadınları aşağılayan cinsten. Rica ederim savunmasın, başka ihsan istemez. Zira, kendisi, kadın düşmanı politikalarıyla baş etmeye çalıştığımız AKP’nin tüm hedef ve yöntemlerinin vücut bulmuş halidir. Salladığı parmak dahil.

Özlem Zengin’in vesile olduğu tek iyi şeyin, mantıksız açıklamaları sayesinde çıplak arama sorununun gündeme gelmiş olması diye düşünüyorum. Çıplak aramanın hukuki boyutundan kısaca bahsetmekte fayda var:

Çıplak arama; Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 28. ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 46. maddeleriyle hüküm altına alınmıştır. Öncelikle bu bakımdan bile Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilecektir; çünkü Anayasa’nın 13. Maddesi'ne göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Kişinin vücut dokunulmazlığı da temel hak ve özgürlükler arasında yer alır. Dolayısıyla, kişinin vücut dokunulmazlığına ilişkin olan çıplak arama eylemi de ancak ve ancak kanunla düzenlenebilecekken yönetmelik ve tüzükle düzenlenmesi Anayasa’ya aykırıdır. Öncelikle bu hususun derhal ele alınması gerekir.

Bahsi geçen yönetmelik ve tüzükte, çıplak aramanın koşulları sıralanmıştır. Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurum en üst amirinin gerekli görmesi halinde çıplak olarak veya beden çukurlarında arama yapılabilir. Eğer makul şüphe varsa ve kurum en üst amiri gerekli görürse, belirli koşullara uyularak arama yapılabilir. Örneğin; çıplak arama, hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde ve kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir. Arama, aynı cinsiyetten görevliler tarafından yapılır. Arama sırasında önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır, bedenin alt kısmındaki giysiler üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Çıplak arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir. Aranan kişinin beden çukurlarında bir şeyin bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin bulunması hâlinde öncelikle, hükümlüden madde veya eşyanın kendisi tarafından çıkartılması istenir, aksi hâlde bunun zor kullanılarak gerçekleştirileceği bildirilir. Beden çukurlarındaki arama, cezaevi tabibi tarafından yerine getirilir. Çıplak olarak arama, mümkün olan en kısa süre içinde bitirilir.

Ne yazık ki, uygulamada bu koşulların hiçbirine uyulmuyor. Makul şüphe zaten aranmıyor. Yukarıda sayılı şartlara uyulmuyor. Otur-kalk yapılıyor. Uzun süre o halde bekletiliyor. İşkence suçudur bu. İnsan onuruna aykırı muameledir. Aynı zamanda cinsel şiddet de teşkil eder. Fiziki temasa göre taciz veya saldırı olarak nitelenebilir. Bilhassa siyasi suçluları aşağılama amaçlı kullanılan bir yöntem çıplak arama. “Burada bizim sözümüz geçer” mesajı vermek bir nevi. İşkence, katalog suçlar arasında yer alır, dolayısıyla zamanaşımına tabi değildir. Gelin görün ki, dört duvar arasında gerçekleştirilen bir eylem. İspatla ispatlayabilirsen. Sesini çıkarmak da kolay değil öyle. Türlü tehdit, baskı, korku, zaten bir işe yaramayacak düşüncesi…Tıpkı ifşaları konuştuğumuz süreçteki gibi. Birçok sebepten susmak zorunda hissedebiliyor insanlar. Ama kesinlikle ahlaksızlıktan ve onursuzluktan değil.

Sesini çıkaranlar da var Aslıhan Gençay gibi. Aslıhan, siyasi sebeple cezaya mahkum edilmişti ve cezası infaz edildi. Cezaevinden çıkarken çıplak arama yapmak istediler, o izin vermedi. Sonra, disiplin suçu denildi ve 6 ay daha ceza verildi, bir başka cezaevine nakledildi. Aslıhan, bu sırada koronaya yakalandı. Üstelik ağır astım hastasıydı, ilgilenen kimsesi yoktu ve uzunca süre haber alınamadı. Av. Tugay Bek, konuyla ilgili anında Savcılığa, İnfaz Hakimliği'ne ve TBMM’ye başvurdu. Bir sonuca ulaşabildi mi? Hayır. Ayşe Öğretmen, “Bana çıplak arama yapmak, 6 aylık bebeğimin de altını açıp aramak istediler. Söyleyemedim.” dedi. Ahlaksızlığından, onursuzluğundan mı? Hayır.

Lütfen, siyasi emellerinize ulaşmak için kadın bedenini kullanmayı bırakın artık. Lütfen, kadınların üzerinden kirli ellerinizi çekin. Lütfen, biraz susabilin en azından. Herkes yeterince yorgun, bıkkın, hayatta kalma derdine düşmüş durumda. Nefes alamıyor insanlar. Lütfen birazcık işinize bakın.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR