Fenerbahçe'nin sorunu sahada değil, geçmişte

Uzun zamandır bunalımda Fenerbahçe camiası. Son 15 yılda yaşanan tüm zor zamanların etkileri, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı aslında.

Bu etkiler, psikolojik kırılmalar yaratırken, tercihlerde ve kararlarda da hatalar yaptırıyor.

İki defa son maçta şampiyonluk kaybetmiş, son dakikada hakem hatası ile Eurolig şampiyonluğundan olmuş, 3 Temmuz süreci ile kurtuluş savaşını vermiş ve takım otobüsü suikasta uğramış bir kulüp Fenerbahçe. 

Bu süreçlerde en yaşlısından en gencine, kadınından çocuğuna kadar, ayakta kalmak için her türlü fedakarlığı yapan camia, gün geçtikçe monolatik bir yapıya dönüşerek, daha fazla içine kapandı.

Maddi, manevi tüm enerjisini harcayan camia, sonrasında ise kendinden olmayana güvenmeyerek, yapılan her hatadan şüphe duymaya başladı haklı olarak.

Ve hep bu duygularla ve bagajı dolu olarak girdi şampiyonluk yarışlarına.

Yeniden başlamaya, tekrar sağlıklı nefes almaya zaman bulamadı hiç, rehabilite olmadan, tekrar tekrar yıpratıcı bir rekabete girdi şampiyonluk için.

Bu yüzden hatalar saha içinden değil, saha dışından geldi daha çok.

Girdiği her şampiyonluk yarışında o psikolojik eşikleri geçemeyen camia, yaşanan süreçlerin sıkıntılarını fazlası ile hissetti.

Bununla beraber bu sıkıntıların, manipüle edilmesine de izin verdi.

Fenerbahçe üzerinden fayda sağlayan, camianın korkularını kendi için kullanan ve kulübün çıkarlarını savunduğunu söyleyen kişiler de bu dönemde ortaya çıktı.

Kişileri savunmayı camiayı savunmak sayan, yanlışların eleştirilmesini saldırı olarak algılayan bir kesim, camia üzerinden var etti kendilerini.

Bu kişiler bazen kulüpte görev alanlardan oldu, bazen de medyanın bazı yerlerinden.

Bu arada camia uzun süre ihtiyacı olan başarıyı, hırsı, mücadeleyi, popülizmden uzak, basketbolda bulsa da gözü futboldaki başarıdaydı aslında.

Uluslararası modelde uygulama yerel kaldı

Ve yeni bir dönem ve değişim vaadi ile geldi Ali Koç. Sihirli kelimeleri kurumsallık ve sportif direktörlüktü.

Borç içinde yüzen kulüp, yıpranmış ve yorgundu. Yeni bir heyecan ve yeni bir yönetim tarzı istiyordu taraftar.

Finansal açıdan kulübe kaynak sağlayan ve borçları yönetmekle başarılı olan Ali Koç ve yönetimi, masa başındaki başarıyı saha içine taşıyamadı.

Aslında borçları ve dönemsel zararları azaltması en büyük başarıydı. Fakat sahadan gelmeyen sonuçlar, hırçın rekabetin popülizm tuzağına düşürdü yeni yönetimi.

Göreve gelirken düşündüğü model doğru fakat bu modele yakıt olacak insan kaynağı sıkıntılıydı.

Çok fazla dengenin, çok fazla bilinmeyenin ve yılların yerleşmiş spor kültürün olduğu bir kulüpte ve bu topraklarda, doğru modeli seçmek başarıyı getirmedi.

Yanlış tercihler, doğru modeli bir bataklığa çevirdikçe, daha fazla hatalar geldi. Model uluslararasıydı, fakat uygulama yerel kaldı.

Bu süreçlerde transfer rekabeti ile psikolojik üstünlüğe odaklanan kulüp, futbol aklını transfer yapabilme kabiliyeti olarak belirledi. 

Camianın bu süreçte kavgası, kimi zaman hakemler, kimi zaman rakipler, kimi zaman yayıncı kuruluş, kimi zaman TFF, kimi zaman harcama limitleri oldu.

Öyle ki saha içinde kalması gerekenler bile demeç ve söylemler ile saha dışına çıktılar, çıktıkça da başarısızlıklarını, hırçın rekabet bariyerinin arkasına sakladılar.

Bazen de camianın çocukları ve Fenerbahçelilik üzerinden yapılan tercihler ile var olmaya çalıştı kulüp şampiyonluk rekabetinde.

Hâlbuki endüstriyel futbol, milyon euroluk tercihlerde duygusallığa izin vermiyordu.

Plan, proje, yapılanma, doğru sistem kurulmadan yapılan her hamle, daha fazla tartışmaları beraberinde getirdi.

Yerel rekabet kulüpleri popülizmin esiri yapıyor

Başladığı yerden uzaklaştı Ali Koç. Hayal ettiği sistem ve model bu topraklarda yeşermedi; ama yine göreve başlarken söylediği modele mecbur artık bütün kulüpler.

Çünkü yerel rekabetin yarattığı popülizm, kulüplere kaybettiriyor.

Bununla beraber endüstriyel futbol, milyon euroluk takımları, artık duygusal seçimlere, camianın çocuklarına ya da alanında bilgi birikim ve tecrübesi olmayan kişilere teslim edilmesine izin vermiyor.

Kurumsallaşma, alt yapı, üst yapı, izleme ekipleri, sağlık ekipleri, beslenme, tesis yönetimi, oyuncuların psikolojik gelişimi, uyumu, iletişim ve pazarlama gibi birçok etken var artık endüstriyel futbolda.

Bu yapıyı kurmak için önce sakinleşmeye ve uluslararası birikim ile tecrübeye ihtiyaç var.

Transfer yeteneğini değil, futbol aklını kurumsallaştıran ve bu akıldan beslenen bir yapı inşa edilmedikçe şampiyonluk sadece geçici bir mutluluk olur yoksa.


 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR