Muzaffer İlhan Erdost ölümünün birinci yılında anıldı

Fotoğraf: Cumhuriyet / Necati Savaş

Sol Yayınları'nın kurucusu ve sahibi Muzaffer İlhan Erdost, ölümünün birinci yılında ailesi ve dostları tarafından mezarı başında anıldı. 

Karşıyaka Mezarlığı'nda duygusal anların da yaşandığı anmaya ailesi ve çok yakın dostları katıldı. Mezarı karanfillerle süslenen Erdost’un mezarı başında şiirler okundu. 

'BİN MUZAFFER BİN İLHAN'

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Işık Kansu'nun moderatörlüğünü yaptığı anmada, saygı duruşunun ardından, İlhan Erdost'un kızı Türküler Erdost amcası için yazdığı şiiri okudu:

“Canım Amcam 

Hiç kimse senin kadar derin ve incelikli acı çekmedi bu yaşamda 

Bağırışın sessiz gülümsemendi 

Ve yalnızca bir hastalık bükebildi belini

Dimdik çığlıklandın sosyalizm sevdanı dağarcıklara
 
Öldürümün tanıklığının ağırlığı çökmedi hiç gözlerine 

Ancak ölüm kapardı göz kapaklarını

Ölüm yakışır mı sana hiç “zamansız” amca! 

Duyurdun sesini kitaplarla örülü duvarsız odanda 

Direncin, baharın gelişinin kararlılığında

Tomurcuk oldun ezilmiş umutlara

Zamansız gidişin, zamansız amcası

Bize kendini bıraktın ardında
 
Seni yeniden bulduk, yüzyıllara yayılan bir zamansızlıkta

Yüreğin 7 Kasım’ı çarptı, ellerin 7 Kasım yazdı her imzanın altında

Babamın fotoğrafı arkanda bir ömür yaşadın

Babamla fotoğrafınız önünde gittin toprağa

Canına can olamadım derken adıyla bir oldun

Toprağı toprağın oldu, tatlı oğula kavuştun

Bir Muzaffer, Bir İlhan 

Bin Muzaffer, Bin İlhan” 

'BEN BİR İNSANIN BABASI KAÇ KERE ÖLÜR BİLEMEDİM'

İlhan Erdost'un küçük kızı Alaz Erdost da “Ben bir insanın babası kaç kere ölür bilemedim” dediği, amcasının ölümünün hemen ardından yazdığı yazıyı okudu:

“Sabah ablam aradı. 'Amcam kusuyormuş, iyi değilmiş, yanına gidelim' dedi. Hazırlandım, çıkıp ablamı aldım. Sana geldiğimizde biraz solgundun. İşten güçten bahsettik. Bize mutfağa gidip bir şeyler yememizi söyledin her zamanki gibi. Suları doktordan randevu almıştı, iki buçukta gidecektik. Sen koltukta yatıyordun. Uyuyakaldın sonra. 

Vahap Amca da geldi, beşimiz gittik hastaneye. Seni orada bıraktık, dördümüz döndük. Evdeyken de oraya giderken de seni almadan döneceğimizi hiç düşünmemiştim. Ben bugüne kadar bir kez olsun sensiz kalacağım bir gün düşünmemişim.

İlkokuldayken okul çıkışı sen alırdın beni. Bahçe kapısında seni, gülen yüzünü, babama benzeyen kalın kara bıyıklarını ve dağ gibi duruşunu her gördüğümde içim huzurla dolar, yanına koşardım. Binbir şımarıklık yapar, istediğim her şeyi aldırırdım. Kitabevine gelirdik, bir şeyler yerdik. Ablam da gelirdi sonra. Arka odada bize bir masa yapmıştın. Ödevlerimizi yapardık. Ben bazen kaytarırdım. Sen gülerdin. Ben senin bizden vazgeçeceğini hiç düşünmemişim.

İlk adımımızı attığımızda, ağzımızdan çıkan ilk sözcükte, sizin evde kitaplar arasında, yaptığın salataların enfes tadında, okul harçlığımızda, mezun olduğumuzda, önemli bir karar vermemiz gerektiği anda, mutlu bir haber aldığımızda, 7 Kasım’da babamın mezarının başında, Barışta ile şarap içmeye gitmeden önce, kitabevinde bir öğle rakısında, Eryaman’da bahçede, kitap kokusunda, en çok kitap kokusunda hatta, her anımızda sen vardın. Seni Karşıyaka’da toprağa verip kitabevine geçmeden babama uğradık. Sonra dönüş yolunda geç mi kaldık, seni kızdırdık mı diye kaygılandık. Biz sensiz bir kitabevi hiç bilmemişiz.

Benim sana soracaklarım var amca. Seni uğurlamaya gelen bir sürü kişi oldu, gördün değil mi? Bir abi geldi dün yanıma, tanıyamadım kimsiniz der gibi yüzüne baktım. 'Ben halkım, Muzaffer Abi’ye teşekkür etmeye geldim' dedi. Elini sıktığım, sıkı sıkı sarıldığım tanıdık tanımadık yüzlerce kişinin sana selamı var. Duydun değil mi? Oradayken burası duyulur muymuş? Buluşulan bir yer var mıymış? Barışta bizi özlemiş mi? Peki babama kavuştun mu cidden? Amca, benim babam İlhan mı Muzaffer mi?

Ben bir insanın babası kaç kere ölür bilemedim.

Bizi kolsuz kanatsız, babasız bırakıp gittiniz. Biz sizsiz, kimsesiz, ama bıraktığınız onurlu soyadıyla başımız dik. Nefes aldıkça bizimlesiniz.”

KİTAP ARASINA HARÇLIK KOYARDI

Şair, fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer de bir anısını paylaştı. Ankara'ya 1978 yılında geldiğini, 42 yıldır da bu mezarlığı ziyaret ettiğini belirten Özer, “Bugüne kadar size söylemediğim bir şeyi paylaşmak isterim. Onun bana sezdirdiği ve benim de bütün kalbimle bunu duyumsadığım bir şeydir. Onun bana hissettirdiği şey bir evlat duygusuydu. Uzun yıllar taşıdım. Siz bilmezsiniz ama o bana kitap verdiğinde arasına para da koyardı. Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda zaman zaman harçlık verirdi. Aramızda gizli bir anlaşma gibiydi sanki. Bana hissettirdiği babalık duygusuydu o nedenle size ailem diye seslendim” diye konuştu. 

'HERKESİN DELİ DEDİĞİ ADAMA O GÜVERCİN DERDİ'

Ahmet Erhan Şiirevi sahibi Murat Koçak da şiir okuduktan sonra “Öz babamdan öteydi Muzaffer abi. Herkesin deli dediği adama o güvercin derdi. İyi ki ömrümde olmuş” dedi.

Şair Çetin Öngen de Muzaffer İlhan Erdost'un yüzyılın çok değerli bir bilgesi, devrimci bir bilge olduğunu söyledi. Öngen, onun unutulmaması için bir vakıf kurulması önerisi getirerek, “İlk fırsatta bir vakıf kurulmalı. Karanfil Sokak'taki kitabevi bir kültür merkezi, müze olmalı. Her 7 Kasım'da İlhan'ı yaşattı. Ağustos'ta örneğin bir kitap imzalattığınızda, 7 Kasım yazdı. O İlhan'ı yaşattı, kendi adına kattı. Biz Muzaffer İlhan Erdost'u daha çok yaşatmalıyız, İlhan'la birlikte yaşatmalıyız” diye konuştu. 

Yazar Ayşe Kaygusuz Şimşek de 2005'te Ankara'ya geldiğinde, Muzaffer İlhan Erdost ile tanışmasını anlattı. Utanarak, çekingen gittiğini ama Erdost'un onu sıcak karşıladığını belirterek, “Yaşadığımız sürece o hep var olacak” dedi.

Son sözü Muzaffer İlhan Erdost'un kızı Suları Erdost aldı. Elinde, babasının yazıp, özenle dolabına sakladığı, ölümünden sonra bulduğu yazıyı göstererek okudu: 

“Sorarlarsa dersin ki Muzaffer için

Geldi yaptı

Yaptı bozdu

Bozdu yaptı

Kalktı gitti.”

Muzaffer İlhan Erdost'un mezarı başındaki anmanın ardından, 7 Kasım 1980'de dövülerek, abisinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost’un mezarı ziyaret edildi, çiçekler konuldu.

Evrensel


PAYLAŞ