'Tarım alanları azalıyor'

Fotoğraf: AA

Bilim insanlarına göre, küresel bazda iklim değişikliğinin etkileri hızlanmış durumda.

Dünya genelinde mevsimsel kaymalar yaşanırken, ortalama sıcaklıklar yükseldi, su kaynakları azalmaya başladı ve afetler çoğaldı.

İklim değişikliği sürdürülebilir tarım üzerinde de olumsuz etkilere neden oluyor.

Uzmanlar, gelecekte dünyanın pek çok yerinde su ve gıda krizlerinin yaşanma riskine karşı uyarıyor.

2050'DE TÜRKİYE 100 MİLYONA ULAŞABİLİR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) projeksiyonuna göre mevcut durumda 83 milyon olan nüfus, 2050 yılında 100 milyona çıkabilir.  

Bu nedenle ülke kaynaklarının verimli kullanılması, gıda ve enerji başta olmak üzere farklı alanlarda kendine yeterlilik daha da önem kazanıyor.

Aslında Türkiye, 1992'de karara bağlanan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni 2004 yılında imzalayarak üzerine düşeni yapmayı taahhüt etti.

2009 yılında İklim Değişikliği Stratejisi (2010-2020) yayımlandı.

Takvimler 2011'i gösterdiğinde ise İklim Değişikliği Eylem Planı hazırlandı.

KOMİSYON ÇALIŞMALARI

Bugünlerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) iklim değişikliği ile kuraklığın önlenmesi ve çözüm önerileri sunulması için komisyon kurulması ve Türkiye'nin bir iklim yasasına kavuşturulması gündemde.

Independent Türkçe'den Lale Elmacıoğlu, İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı yapılanları, tarımdaki son durumu ve atılması gereken adımları, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Dellal ile konuştu.

 

Türkiye'nin 2004'te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni imzalamasından sonraki adımlarının yeterli olup olmadığını sorduğumuz Prof. Dr. İlkay Dellal'a göre, çalışmalar önemli ancak yeterli değil.

Türkiye'nin iklim değişikliği çerçeve sözleşmesine taraf olarak hem bu sorunun varlığını kabul ettiğini hem de sera gazı emisyon envanterlerini yıllık olarak yayımlamaya başladığını belirten Dellal, böylelikle son 16 yıldır iklim değişikliği çalışmalarının raporlandığını, kamudaki uzmanlaşmanın ve uzman sayısının arttığını ve ülkede farkındalık sağlama yolunda adımların atıldığını ifade etti.

Kamu kurumlarının herhangi bir politika değişikliğinde iklim değişikliğini de göz önünde bulundurmasının gerekli olduğunu belirten İlkay Dellal, iklim yasasının buna imkan tanıyabileceğini belirtti.

İklim değişikliğinden en çok etkilenen alanın tarım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İlkay Dellal, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

Çevre ve Şehircilik ile Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumları iklim değişikliğine ilişkin eylem planları hazırlayarak gelecekte neler yapılması gerektiğini konusunda bir yol haritası çizdiler. Sera gazı emisyonunu ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik olumlu adımlar atıldı ancak eksiklikler var. Tarım açısından Türkiye'de yapısal sorunlar devam ediyor. Tarım toprakları tarım dışına çıkmaya devam ediyor. Tarımda işletme ölçeklerimiz, çiftliklerimiz küçük ve fazla parsel sayısına sahip. Ortalama tarım arazi büyüklüğümüz 6 hektar civarında ve tek bir parsel değil, çok parçalı. Su kaynaklarını etkin kullanılmaması, su kirlilikleri, iklim değişikliği kaynaklı sorunlar, mevcut sorunların daha da büyümesine neden olabiliyor.

Prof. Dr. İlkay Dellal. Ankara Üni.jpg

Prof. Dr. İlkay Dellal / Fotoğraf: Ankara Üniversitesi

'ACİLEN ÇALIŞMA YAPILMALI'

Tarım dışına çıkarılan arazinin büyüklüğünü sorduğumuz İlkay Dellal, 2005 yılında toprak koruma kanunu çıkarılsa da arazilerin tarım dışına çıkarılmasının önüne geçilmediğini ve 28 milyon hektarlık alanın 23 milyon hektara gerilediğini ifade etti.

Prof. Dr. Dellal, şunları kaydetti:

Tarım topraklarının bölünmemesi için acilen çalışma yapılması gerekli. Büyükşehir yasasıyla birlikte Türkiye'deki birçok kırsal alan, köy statüsünden mahalle statüsüne geçtiğinden, kır değil kent olarak görülüyor ve bu alanlar, arsa hüviyetini kazanıyor! Dolayısıyla büyükşehir belediyesindeki arazilerin vasfı değişiyor ya da üretim deseni de değişiyor, küçülmeye devam ediyor. Toprak kaynaklarının etkin kullanımı ve su kaynaklarının israf edilmemesi için çalışma şart. Kırsal mahalle olarak yapılan değişikliğin bu soruna çözüm bulması da şart.

Türkiye'de tarımın açık alanda, doğada yapıldığını ve ülkenin yarı kurak bir bölgede bulunması nedeniyle yağışın kritik önem taşıdığını vurgulayan Dellal, 2020 istatistiklerine göre 23 milyon hektar civarındaki ekili arazide büyük oranda kuru tarım yapıldığını, yüzde 80 yağışa bağımlı şekilde üretimin gerçekleştirildiğini anlattı.

Devlet Su İşleri (DSİ) çalışmalarında ise ancak 8,5 milyon hektarlık bölümün ekonomik olarak sulanabileceği bilgisinin yer aldığına da değinen İlkay Dellal, "Tarımsal sulamadaki su kullanımı, toplam su kullanımının büyük bölümünü oluşturuyor. Tarımsal sulamada tasarrufun yaygınlaştırılması şart. Bireylerin evlerindeki tasarrufu bir yere kadar etkili. Suyun yüzde 70'ten fazlası, tarımsal alanda kullanıldığından, buradaki küçük bir tasarruf bile bireysel tasarruftan daha etkili olacaktır. Tarımsal sulama denildiğinde, ‘salma sulama' yaygın şekilde kullanılıyordu ancak 2007'deki kuraklık, birtakım sorunların farkına varılmasını sağladı. Damla sulama, yağmurlama gibi suyu daha tasarruflu kullanan yöntemler gerekli" şeklinde konuştu.

Çiftçilere çeşitli destekler sağlansa da bunların "yeterli olmadığı" yorumunu yapan Prof. Dr. Dellal, maliyetin yüksekliği ve kâr oranının düşüklüğü nedeniyle farklı ürünlere yönelimin olduğunu ancak bunun da kimi zaman ülke kaynaklarının verimliliği açısından uygun olmadığını dile getirdi:

Kuru tarım yapan ile sulu tarım yapan arasında fark var, tarımsal üretimini devam ettirmek ve gelirini artırmak için suyu çok tüketen ürünlere çiftçiler yöneliyor. Örneğin Konya hep tahıl ambarı olarak bilinirdi ancak kentte sulu tarım alanlarının genişlediğini görüyoruz. Bu durum, su israfı, obrukların oluşması, can kaybına yol açabilecek afetler gibi sorunlara neden olabiliyor. Ancak çiftçi, kuru tarım üretiminden kazanacağının 4-5 katını mısır üretiminden elde edeceğinden bu ürüne yöneliyor. İklim değişikliği de gözetilerek, ülke şartları için doğal kaynaklarımızın etkin kullanılması, hangi bölgede hangi ürünün yetişeceğinin de karara bağlanması gerekli.

Çiftçi tarım emek İHA.jpg

İnsanoğlunun doğa tahribatı, endüstrileşme ve karbon salımı tüm hızıyla sürüyor. Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre yeryüzü 12 bin yıldan daha uzun süredir en sıcak dönemlerini yaşıyor. Tarım sektörünün adaptasyonu ve verimliliğin düşmemesi için harekete geçmenin şart olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: İHA

GIDADA BAĞIMSIZLIK

Pandemi gibi kriz dönemlerinin gıdanın önemini bir kez daha gösterdiğini belirten Prof. Dr. İlkay Dellal, salgının ilk aylarında yiyecek bulamama endişesi yaşayanların marketlere akın ettiği ve pek çok ülkede market raflarının boşaldığı görüntüleri hatırlattı.

Kriz döneminde dış politika araçlarıyla yapılan çeşitli düzenlemelere de değinen Dellal, bazı gıda ürünlerinde ihracatın yasaklanması örneğini vererek, ülkenin kendi ürettiği mallarla kendi nüfusuna yeterli olmasının öneminin görüldüğünü söyledi.

Prof. Dellal, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

Gıda, ülkelerin mevcudiyetlerine ve bağımsızlıklarına devam etmeleri için stratejik bir ürün. Bir ülkenin bağımsızlığı, gıdada da bağımsızlık olabilmesiyle mümkün. Ülkelerin kendi gıdalarını üretip nüfuslarına yeterli olmaları şart. Sürdürülebilir tarımın değeri daha da anlaşılıyor.

'İKLİM YASASI'

İklim değişikliğinin sadece Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ya da Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili bir konu olmadığını dile getiren Prof. Dr. İlkay Dellal, farklı birimlerin topyekûn çalışıp ülkeyi iklim yasasına kavuşturması gerektiğine de değindi.

Meclis'te bu alanda bir komisyon kurulmasına yönelik atılan adımları ve iklim yasası çalışmalarını çok önemli bulduğunu kaydeden Prof. Dr. Dellal, yasanın çıkarılması kadar, ne kadar uygulandığının da önemli olduğuna değindi. Dellal, "Yasanın var olması işleri düzeltmiyor, mutlaka uygulamaya da aktarılması gerekiyor" şeklinde konuştu.

 

kuraklık su iklim değişikliği 2 AA.jpg

Fotoğraf: AA

'İKLİM BİLİM KURULU OLUŞTURULMALI'

Geçtiğimiz hafta bakanlık toplantısında iklim platformu kurulmasına yönelik karar alındığına da değinen Dellal, "İklim Bilim Kurulu oluşturulmalı" çağrısında bulundu.

İklim değişikliğinin etkilerine ilişkin birçok kurumun veri topladığını ancak bu bilgilerin paylaşımında sorun yaşandığını dile getiren Dellal, "İklim Platfomu'nun kurulacak olmasını ve verilerin paylaşılacak olmasını da önemsiyorum. Doğru kararlar alınarak, Türkiye'nin iklim değişikliğinden en az etkilenmesinin sağlanacağını ve sera gazı emisyonu azalttım çalışmalarına katkı sağlayacağını umuyorum" dedi.

'TÜRKİYE, 2100 YILINDAKİ NÜFÜSUNU BESLEYECEK DURUNMDA'

TÜİK projeksiyonuna göre ülke nüfusunun 20 yıl içinde 17 milyonluk artışla 100 milyona ulaşması ihtimaline değinen Dellal, "Nasıl bir üretim sistemi gerekli, ürün deseni ne olacak, nüfusun sağlıklı ve dengeli beslenmesi için hangi üründen ne kadar üretilmeli, bunları şimdiden bilmek durumundayız. Hem sera gazı hem de etki konusundaki modelleme çalışmalarımıza göre, Türkiye 2050 ve hatta 2100 yılındaki nüfusunu besleyecek durumda. 23 milyon hektar arazide ürün yetişiyor ama tabii ki bunların etkin kullanılması gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek, 100 milyon nüfusu besleyecek durumdayız" bilgilerini paylaştı.

'TÜRKİYE'NİN SORUMLULUĞU DÜŞÜK'

Prof. Dr. İlkay Dellal, iklim değişikliğine neden olan ülkeler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin "sorumluluğu düşük" ülkeler arasında yer aldığını dile getirdi:

Türkiye'nin karbon emisyonu aslında çok az, yaklaşık küresel emisyonda yüzde 1'lik payla düşük sorumluluğa sahip ülkelerden. En büyük sorumluluk ise ABD ve Çin gibi ülkelerin. Bu ülkelerin emisyonları, toplam emisyonların yüzde 25'inden fazlasını oluşturuyor. Onlara kıyasla daha suçsuz bir ülke aslında Türkiye.


PAYLAŞ