‘Bırakma Dersleri’ ve şiirsel metinler, metinsel şiirler

Şiirin dilsel bir arayış olduğunu; tekrarın, yeniden üretimin ve benzeri uygulamaların şiir adına herhangi bir değer üretmediğini hemen herkes kabul eder. Şiir, dilsel bir arayış olmakla birlikte, sözü de özgün biçim ve biçemde ifade etme arzusunun yarattığı bir tarzdır. Modern Türkçe şiirin güncel durum değerlendirmesi için bu açıdan bakıldığında çıkan sonuç, zaman içinde oluşmuş birçok eğilimin bir arada olduğu yönündedir. Geleneksel kalıplar da, deneysel formlar da, bileşimci, sentezci uygulamalar da, melez tarzlar da günümüz şiirinde bir arada bulunuyor. Ancak tüm bu farklı şiir anlayışlarının varlığı, hepsinin birden canlı olduğu anlamına gelmiyor. Bazıları deyim yerindeyse ölü varlıklar… Günümüz şiirine ilişkin gözlemlerde bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerekir diye düşünüyoruz. Öte yandan, değişik şiir anlayışlarının, tutumlarının, açıyı biraz daha genişleterek bakınca, önemli bir çeşitlilik oluşturduğunu da görüyoruz. Bunun aslında yeni arayışlar için son derece cesaretlendirici olduğunu söyleyebiliriz. Şu da var ki cesaret abartıldığında ortaya çıkan sonuç çok da iç açıcı olmayabiliyor. Cesaretin abartılmasıyla oluşan şiirsel facialarla ilgili sonuçlar, günümüz şiirinde de görülüyor. Şiir ortamı bugünkü haliyle hem çok renkli, çok çeşitli hem de arayışa, deneyselliğe bir hayli geniş imkânlar tanıyor. Bununla birlikte, şiirin günümüzdeki serbestlik ve yaratıcılığa, deneyselliğe uygun ortamı, olmuş olanların yanı sıra olmamış birçok yapıtın, kitabın da çıkmasına neden oluyor. Şu da var ki hem arayış, deneysellik yanlısı hem de bunun oluşturduğu sonuçtan şikâyet etmek yanlısı değiliz. Çeşitlilik, renklilik, arayış, deneysellik varsa şiir değeri yüksek nitelikte yapıtların da değeri tartışmalı, hatta şiir olmamış ama şiir iddiasıyla okura sunulmuş yapıtların da olması kaçınılmaz. Ayrıca eğer şiir canlı bir organizmaysa, ki dil ürünü olarak öyle olması kaçınılmaz, devinecektir, akacaktır, yolunu arayacak, açacak, bulacaktır. Aslında öyle de oluyor. Ne diyelim: Paniğe gerek yok. Aslında şiir adına, yayımlanan her yapıttan sonra yineleyebileceğimiz bir söz bu. Çünkü şiir yaşıyor. Şiirin yaşıyor olması yüreklere su serpmeli. Şiir için bunun her şeyden önce gelmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Elimize geçen, önümüze gelen, bize ulaşan ya da bizim edindiğimiz her şiir kitabı, arzu ettiğimiz nitelik ve düzeyde olmayabilir. Bu hiç de yadırganacak bir durum değil. Arzularımızın, beğenilerimizin, beklentilerimizin öznelliğini reddedemeyiz. Seçicilik yanlış bir şey değildir. Bir okur olarak şiire ilişkin değerlerimizin ve beğenilerimizin şiirin tümünü, şiirdeki tüm yönelimleri kuşatması, içermesi mümkün değil. Öte yandan bizim beğenmediğimiz bir kitap, pekâlâ şiir için önemli bir kazanım olabilir. Olabileceğini düşünmek gerekir. Şiirle ilgili değerlendirme ölçütlerimizi de bu bakış açısıyla belirlemek herhalde daha uygun olacaktır. Sözü uzattık… Aslında maksadımız, yeni yayımlanmış, henüz sıcağı üzerinde bir kitaba değinmekten ibaret. Başlayalım, konuya dönelim öyleyse…

Süreyya Aylin Antmen (1981), okurla daha önce 'Sonsuzluğa Kiracı' (2011), 'Geceyle Bir' (2016) ve 'Ateş Sözcükleri' (2018) kitaplarıyla buluşmuştu. Antmen, bu defa yeni yılın ikinci ayının ilk günlerinde, ve yayınlarından çıkan dördüncü kitabı 'Bırakma Dersleri'yle selamladı okurunu.

Antmen’in kitabı iki bölümden ve kırk şiirden oluşuyor. Kitapta kırk şiire yer verilmesinin şairin yaşıyla bir bağı olsa gerek. Öyle ya, şairin ait olduğu kültürde kırk sıradan bir sayı değil. Yalnızca bir simge de değil. Kırk, çok çağrışımlı bir kavram aynı zamanda…

Şairin “boşluğu gizleyen sözcükler”den “kalbin ve felaketin çıldırtıcı zamanı”na, oradan “negatif temasa” yöneldiği varlığın ve varoluşun değişik hallerine, sorunlarına, sıkıntılarına eğildiği şiirlerinden bir örnekle devam edelim. “Artık Orada Değilsin” başlıklı şiirden bir bölüm aktarıyoruz:

asla yaşamamış ve ölmeyecek olan
siz içimdeki ölüler, ıssız, kansız varlıklar
bir sınırınız var mı daima aynı kalan
dönüşerek bana geri dönen parçam,
sende gizli bir ölünün nihai ölümü
ve yaşayışı bir gülün kalbiyle
sende gizli
hiçlikten gelen o cömert anlam
beni çağırıyor zırhlı kalbin güneşi,

Antmen’in alıntıladığımız şiirinin formu, kitabın genelinde çok az parçada söz konusu. Şairin, yeni kitabına, şiiri bir hayli zorlayan bir form hâkim. Şiirsel metinler olarak tanımlayabileceğimiz bir form bu. Şiirsel metinlerle metinsel şiirlerin karıştırılmaması, birbirinden ayrı tutulması gerektiği kanısındayız. Çünkü şiirsel metin dediğimiz yapıtlar pekâlâ metinsel şiirler olmayabiliyor.

Metinsel şiirlerde şair yapıtında, şiirin araç gereçlerinden herhangi birini feda etmiyor. Şiirsel metinlerdeyse, yazınsal alanın diğer türlerine ait öğeler, tarzlar, biçimler şiir lehine ve çok önemli bir değişikliğe uğramadan katılıyor. Türler arası etkileşimden çok, türlerin iç içe geçmesiyle meydana gelen bir anlatı formu oluşuyor. O nedenle, şiirsel metinler olarak tanımladığımız yapıtlar için aslında anlatının biraz daha ön plana çıktığı metinler de diyebiliriz. Okur metinde, şiirden çok anlatının sesini duyuyor. Oysa metinsel şiirlerde, şiirin en geniş anlamda sesi korunuyor. Şunu da kaydedelim: Yaratıcılık ancak şiiri zorlayan dille, sözle gerçekleşir. Bu zorlamaya sınırlar, kalıplar ve benzerleri de dahil elbette.

Süreyya Aylin Antmen'in 'Bırakma Dersleri'ni uzunca bir anlatı olarak da tanımlayabiliriz. Bizim izlenimimiz Antmen, sevgililik ve annelik odağından kadınlık deneyimini aktarmayı amaçlamış. 'Bırakma Dersleri', gelecek zamanlarda başvurulacak ve yadigâr olarak bırakılmak üzere kaydedilmiş sözler toplamı gibi… “Kendiyle Savaşan” başlıklı bölümden bir parça okuyalım:

o yürüyüşü bir çılgınlık gibi yaşadım
onu tutmaktan başka bir şey istemedim
onu gececil baharlara bırakıp uçmaktan
onu çağırmaktan yansılı ormanlı sulara
çılgınca beklemekten savaşan bir sesi
üzerimde bu kuzgun gök gezerken
sönmeyen yangınlar kaldı
kendimle giriştiğim savaştan
her şey sıyrılır gücünden
kendine gerçekte en yaklaştığın an
alaşağı edilen bir akşam
savaştan kalma terle ıslanan

'Bırakma Dersleri'nin anlatıcısı kişinin yolculuğuna, içe doğru olduğu kadar yaşamdaki, dünyadaki yolculuğuna dair deneyimler aktarıyor. Buna, bedeli göze alınarak girişilmiş bir kendini anlama, tanıma, yüzleşme yolculuğu da diyebiliriz. Bazen giderken, bazen dönerken konuşan bir anlatıcı söz konusu kitapta. Sanki bir mola yerinde, o ara zamanda, çevresindekilere deneyimlerini aktarıyor. Bazen ateşine atıldığı sözcüklerin sıcağıyla dile getiriyor düşüncelerini, duygularını… Bazen, tarazlanmış ve gerçeklikten başka hiçbir şeyin bırakılmadığı dilin yalınlığıyla… Aktaracağımız bölüm kitaba adını veren “Bırakma Dersleri”nden:

Bir biçim veriyorsun taşlara, bu senin dilin, kırılma eşiğin
Bir biçim veriyorsun yıldızların saatine, alışılmış şeylerin
dışına sürüyorsun çizgileri,
bu seni rüzgârın düşüncesine bağlıyor ve tekinsiz şeylere.

(…)

Gerçek doğanın kalbi dürtülerde atıyor,
nerelere uzandığını kestiremediğin bir sinir ağı
kaplamış varlığın titreşimlerini, parçalıyor
bastırılmışlığın gizlerinde seni...
Kendinde yok olmuş bir kadınım ben
bırakmayı öğreniyorum, sessizlik yanıyor dudaklarımda
her şey zıddıyla bir diyor bu yangın, her şey zıddıyla var

Süreyya Aylin Antmen metinlerinde bastırılmış olan da var… Kişisel olan da var… Deneyim de var… Gözlem de var… Şiir de var… Anlatı da var… Kendisi de var… Başkaları da var… Hayat var, dünya var, varlık var, varoluş var… Kısaca aslında yazmanın bütün nedenleri var. Yazmanın bütün nedenleri derken Sait Faik’in ünlü, “yazmasam çıldıracaktım” sözünde dile getirildiği gibi yazmasa şairini çıldırtacak duygular, düşünceler aktarılmış 'Bırakma Dersleri'ne. Son alıntımız kitabın da son metni olan “Sessizliğin Estetiği”nden:

Dil kendini yıkmak istiyor, asıl, saf yaşamı başlatmak
için savunduğu bir tek kendisi, kurucu boşluklar,
akışkan geçitler, yer değiştiren düşünceler içinde
sözcükler imlerinden soyunuyor.

Sessizlikler, biçimsizlik uçları veriyor
Sessizlikler, ağır yükleriyle durağan
Sessizlikler, zayıf anları bekleyen kıvılcım
Sessizlikler, daha bir şey söylenmemişlik
Sessizlikler, gerçek bir konuşmanın imkânsızlığı
Sessizlikler, her yerden ve her şeyden çok uzak
Sessizlikler ve boşluklar, olmayanın varlığı.

Antmen’in kitabı hem bize bırakılanların; iz olarak, im olarak bırakılanların ne olduğunu hem de bizim bıraktıklarımızın, bırakacaklarımızın ne olduğunu merak etmemizi sağlıyor. Bu konuda, yaşantımızda etkili olan devraldığımız mirasla devredeceğimiz miras üstüne düşünmeye yöneltiyor.

'Bırakma Dersleri'nin arka kapağının, kısaca kitabın diyelim, dönüp tekrar okuma isteğiyle kapandığını da belirtelim… 'Bırakma Dersleri', şiir okurunun dikkatinden kaçmayacaktır diye düşünüyoruz.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ