İşletme sahipleri: Normalleşme adımları atılsın

Sağlık sektörü çalışanları, mart ayında normalleşme adımları atılmasını erken buluyorken, esnafa desteğin şart olduğunu vurguluyor. İşletme sahipleri ise gerekli hijyen, mesafe ve kişi limiti gibi kurallara uyarak bir an önce mekanlarında müşterilerini ağırlamak istiyor.

SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI, MART AYINDA NORMALLEŞME ADIMLARI ATILMASINI ERKEN BULUYOR

Salgının başlangıcında 2,5 ay kapalı kalan işletmeler, son 3 aydır da kısmi kısıtlama nedeniyle darboğazın eşiğinde. Yiyecek içecek alanında faaliyet gösteren binlerce işyeri bir daha açılmamak üzere kepenk kapatırken, büyüklüğü 110 milyar liraya ulaşan sektörün 2020'de salgın kaynaklı toplam kaybı on milyarlarca lirayı buldu. Ayakta kalmakta güçlük çektiklerini ve devletten yeterli desteği alamadıklarını savunan işletme sahipleri ise gerekli hijyen, mesafe ve kişi limiti gibi kurallara uyarak bir an önce mekanlarında müşterilerini ağırlamak istiyor. Ancak sağlık sektörü çalışanları, vakaların azalmadığı gerekçesiyle mart ayında normalleşme adımları atılmasını erken buluyor. Farklı alanlardaki isimlerin fikir birliği yürüttüğü nokta ise devletin mekan sahiplerine destek olması gerektiği.

'TÜM BUNLAR 3. DALGA ENDİŞESİNDE NE KADAR HAKLI OLDUĞUMUZU GÖSTERİYOR'

Mart ayında normalleşme adımları atılması ihtimalini değerlendiren Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Güner Sönmez, vaka sayılarının yeniden yükselişte olduğu gerekçesiyle ülke genelinde böyle bir durum için "henüz erken olduğu" ancak ilerleyen dönemde il bazında karar alınabileceği yorumunu yaptı. Dünya genelinde vaka sayılarının azaldığı, Türkiye'de de benzer bir durum yaşanırken vakalarda yeniden yükseliş görüldüğünü belirten Sönmez, "Hem üreme hızı 1,1'in üstüne çıktı, hem de geçen aya göre yeni vaka sayısı yüzde 30'un üzerinde arttı. Bunu günlük tabloda da görüp endişeleniyoruz. Daha önce bizi korkutan ve nüfusa oranla vaka sayısının yüksek-çok riskli olduğu şehirler, Doğu Karadeniz illeriyle sınırlıydı. Şimdi bu kentlere Tokat, Aksaray, Konya, Karaman ve Aksaray da eklendi. Tüm bunlar 3. dalga endişesinde ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor" şeklinde konuştu.

'AŞI KONUSUNDA HALA YAVAŞIZ'

İl bazında karar vermenin doğru bir yaklaşım olduğunu savunan Prof. Dr. Sönmez, yüksek riskli bölgelerde sıkı tedbirler alınırken, düşük riskli yerlerde esnetilmeye gidilmesi gerektiği görüşünde. Yüz bin kişide 20-25 vakanın görüldüğü yerlerde tamamen normalleşmeye gidilebileceğini belirten Güner Sönmez, 18 yaş altı ve 65 yaş üstüne yönelik kısıtlamaların da artık "eziyete dönüştüğü" yorumunu yaptı. Prof. Dr. Sönmez sözlerini, "65 yaş üstü aşılanmaya başlandı. 2. dozdan 12-14 gün sonra bu yaş grubunda yasaklar kalkmalı. Aşı konusunda hala yavaşız. Bizden daha kötü ülkeler de var ancak biz daha iyiyle yarışmalıyız. İsrail, ABD, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin bu konuda çok ciddi mesafe aldığını görüyoruz. Bu hızla devam edersek, bahsi geçen ülkeler normalleşirken biz seyretmek zorunda kalırız" ifadeleriyle sürdürdü.

'VAKA SAYILARI ARTIYOR, MUTASYONLAR SAPTANIYOR'

Medicana Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bengi Başer'e göre de mart ayında normalleşme adımları atılması için henüz erken olsa da, ilerleyen dönemde il bazında bir planlama yapılabilir. Toplumun yüzde 10'unun bile henüz aşılanmadığı ve toplumsal bağışıklık oluşmadığı gerekçesiyle normalleşme adımları atılmasına hazır olunmadığını ifade eden Başer, "Vaka sayıları artıyor, mutasyonlar saptanıyor. Normalleşme adımları atmak, geçen yıl haziran ayındaki hatayı yeniden yapmak olur. Mart ayında açılırsa aynı hatayı yaparız, açılımı Türkiye geneli için yapmamak, il bazında değerlendirilmek gerek" şeklinde konuştu. Yüz binde 50 vaka ve altındaki şehirlerde normalleşmenin sağlanabileceğini savunan Bengi Başer, "Her yerde açılması doğru değil. Vakaları takip etmek ve her şey yolunda gidiyorsa, süreç olumlu seyrediyorsa, okulları, kafeleri, restoranları açmak uygun olabilir. Konserler, sinema salonları açılabilir, etkinlikler başlatılabilir" dedi.

'MİTİNGLERİN DÜZENLENMESİ YANLIŞ'

Son dönemdeki AKP mitinglerindeki kalabalığı sorduğumuz Prof. Dr. Bengi Başer, toplum liderlerinin, kanaat önderlerinin davranışlarıyla toplum örnek olmaları gerektiğini savundu. Pandemi döneminde yapılabilecek en büyük yanlışlardan birinin kabalık buluşmalar ve nüfus hareketliliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Başer, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

"Mitinglerin düzenlenmesi yanlış. Mitingler düzenler, 'Cenazeye gitmeyin' deyip kendiniz cenazeye katılırsanız, topluma hem kötü örnek olur hem de insanları sivil itaatsizliğe yönlendirir, infial yaratırsınız. Otobüslerle gidip geliniyor, parti toplantıları, mitinglerin olacağı yerlerde kalabalıklar artıyor. Sağlık Bakanı'nın (Fahrettin Koca) özrü bir şey ifade etmez, önemli olan o yanlış yapmayıp, doğru örnek olmak. Mesafeye dikkat edin, kapalı alanlarda bir araya gelmeyin' deniliyor, 10 kişiden fazla bir araya gelinen yerlerde bulaşıcılık yüzde 40 artıyor deniliyor, evlerde buluşmaların önüne geçiliyor, sonra da meziyet gibi 'Biz salonları doldurduk' şeklinde açıklamalar yapılıyor. Bunlar, ister istemez toplumda infial yaratır. "

'BU KISIR DÖNGÜ AYLARDIR SÜRÜYOR'

Pandemi sürecinde hükümetin esnafa daha fazla yardım yapıp, mağduriyetlerini gidermesi gerektiğini belirten Bengi Başer, aşılama artana desteğin sürdürülmesinin şart olduğu görüşünde. Açık alanları devreye sokarak onları rahatlatma yoluna da gidilmesi gerektiğini belirten Başer, "Esnaf diyor ki 'Tek suçlu biz miyiz, virüsü bir tek biz mi yayıyoruz?' ​Her şey onların üstüne yüklendi. Aylardır iş yapamıyorlar. Almanya gibi çeşitli Avrupa ülkelerindeki gibi esnafa destek sağlanması gerekli. Kontrolsüz bir açılımla ekonomiyi hareketlendirmeye çalışınca salgın tekrar hızlanıyor. Bu kısır döngü aylardır sürüyor" yorumunu yaptı.

'PANDEMİ DÖNEMİNDE RESTORAN VE KAFELER UNUTULDU'

Nişantaşı'nda 10 yılı aşkın süredir işletme sahipliği yapan Okan Uzun da aylardır iş yapamadıklarını belirterek, salgının faturasının kendilerine çıkarıldığı görüşünde. Pandemi döneminde restoran ve kafelerin unutulduğunu savunup, sektör çalışanları olarak "ölüme terk edildikleri" yorumunu yapan Uzun, on binlerce mekanın bir daha açılmamak üzere kapandığını, böyle giderse binlercesinin daha faaliyetlerine son vermek zorunda kalacağını ifade etti.

'SON BİR YILIN YARISINI İŞ YAPMADAN, KAPALI ŞEKİLDE GEÇİRDİK'

Mekan sahibi ve işletmeci Okan Uzun, son olarak şu yorumu yaptı:

"Son bir yılın yarısını iş yapmadan, kapalı şekilde geçirdik. Mekanların arada açıldığı birkaç ayda da zaten eski ciroları yakalayamadık. Pandeminin yükü neden restoranların, kafelerin, küçük esnafın üzerine yıkıldı? Masalar arası mesafe, temizlik, hijyen kurallarına uyarak, kişi sayısına göre açılmak istiyoruz. Kapasitenin yarısıyla bile açılmaya varız, HES kodu ile müşteri alırız. Borçlarımız dağ gibi oldu, önümüzü göremiyoruz. Kısıtlama kalktığında da en az 6 ay borç kapatmak için çalışacağız. Devletin desteği şart ama destek de yok, öteleme de. Pandeminin yükü neden restoranların, kafelerin, küçük esnafın üzerine yıkıldı? Umarım esnaf sokağa dökülmez."

'VATANDAŞIN DEVLETİNE GÜVENMEYE İHTİYACI VAR'

Yiyecek içecek alanına pek çok mekan kazandıran ve bu alanda çeşitli yazılar kaleme alan Uğur Karabayır'a da pandemi nedeniyle sektörün içinde bulunduğu durumu sorduk. Benzer görüşleri paylaşan Karabayır, Bilim Kurulu'nun yanı sıra Ekonomi ve Hukuk Kurulları oluşturulması ve bu alanda uzman kişilerin dinlenmesi gerektiğini savundu:

"Devletin sektöre ekonomi ve hukuk anlamında sahip çıkarak, bu insanların yapamadıkları ödemelerden kaynaklı sorunu, bir düzenlemeyle ortadan kaldırmalı. Aksi takdirde kamunun üzerine 47 milyar liralık yük gelecek. 8 milyar liralık Kredi Garanti Fonu (KGF) kapsamındaki krediler hukuka devredildi. Borçların ötelenmesi gerek. Ödemeleri 1-2 sene ertelemek, kamuya yük getirmeyecek. Vatandaşın devletine güvenmeye ihtiyacı var. Bu kişiler bugüne kadar vergi vermiş, istihdam sağlamış kişiler. İşyeri faaliyetleri İçişleri Bakanlığı kararnamesiyle durdurulduğundan, bunların mücbir sebep kapsamına alınması gerekirdi."

'SON BİR YILIN 200 GÜNÜNDE KAPALI OLAN VE NE ZAMAN AÇILACAĞI BELLİ OLMAYAN BİR SEKTÖRDEN BAHSEDİYORUZ'

Gel-al ya da eve siparişle mekanda müşteri ağırlayan işletmelerin ayakta kalmasının mümkün olmadığını ifade eden Uğur Karabayır, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de 20.00'den sonra iş yapan yerlerin restoranlar olduğunu, bu nedenle sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamalarından en çok bu alanların etkilendiğini belirterek, şu yorumu yaptı:

"Son bir yılın 200 gününde kapalı olan ve ne zaman açılacağı belli olmayan bir sektörden bahsediyoruz. Mekan sahiplerinin evlerine, arabalarına haciz, icra gelmeye başladı. Borçlarını ödeyemediklerinden dolayı ekmek teknelerini kaybediyorlar. Ellerindekini bu şekilde kaybedip, cezalandırıldıktan sonra bu insanların artık umutları da kalmaz! Devletin Bilim Kurulu'nun tavsiyelerini dinlerken, sektöre yatırım yapmış kendi vatandaşını cezalandırmaması gerektiğine inanıyorum. Bu ülkeye inanıp, güvenip yatırım yapan restorancı, fedakârlık yapıp işyerini kapatmış durumda. Yaşananlara baktığımızda bir tek fedakârlık yapan sektör var! Devletin buna sahip çıkması ve mekanların yeniden açıldığında hayatlarına devam edebilecek şekilde düzenlemelerin yapılması şart. Ekonomiyi rahatlatmak, istihdamın devamını sağlamak, bu insanların batık işletmeler olmasındansa yeniden iş yapan, ekonomiye katkı sağlayan insanlara dönüşmesi gerek."

Independent Türkçe/ Lale Elmacıoğlu 


PAYLAŞ