Yaşar Kemal’e yeni bir bakış

Yaşar Kemal Türk edebiyatının büyük yazarıdır. Onun kadar iz bırakmış, etkili olmuş çok az yazarımız var. Edebiyatı kadar güçlü kişiliğiyle de çok sevilmiş bir isim. Kendi çağının aydın sorumluluğuna ömrünün sonuna kadar sadık kalmış, sorumluluk almaktan, inandığı şeyler için sesini yükseltmekten hiç vazgeçmemiş bir yazar. Tamamen kendine özgü bir dil geliştirmiş, kahramanlarıyla anlatım biçimiyle kendi edebi dünyasını kurmuştu. Benzersiz ve çok etkili… O kadar ki, bugün hiç okumadığınız bir kitabından bir sayfayı dinleseniz kullandığı sözcüklerden, metnin müziğinden ve üslubundan, konusundan hemen onun Yaşar Kemal’in kaleminden çıktığını anlarsınız. Yazdıkları Türkiye’de çok sevildi milyonlarca kez okundu, hatta Türkiye sınırları dışına taşıp bu ülkenin uluslararası alanda en çok okunan, saygı gören yazarlarından biri oldu. O kadar sevildi, o kadar benimsendi ki büyüdüğü coğrafyanın hafızasından, halk anlatılarından beslenerek yazdığı romanlardan bazıları zamanla birer halk anlatısına dönüştü, kurgu ile gerçeğin efsane ile romanın birbirine karıştığı bir hal aldı. Çok sayıda roman yazdı, öykü, röportaj kitapları da dahil edildiğinde büyük bir külliyat bıraktı bize. Kitaplarında kendi tabiriyle ‘mecbur insanı’ anlatırken insan doğasına dair temel çelişkileri, çatışmaları, duyguların hepsini etkileyici ve kalıcı karakterler yaratarak aktarmayı başardı. Tam da bu sebeple kalıcı ve her zaman okunacak bir edebiyat yarattı Yaşar Kemal.

Bugünkü anlamda bir aktivistti ve edebiyatının temel konusu olan ezilen, zulüm gören insanların yanında yer aldı, onların mücadelelerine omuz verdi. Böylece Türkiye’nin vicdanı oldu, onu çevreleyen sevgi ve saygı yazdığı müthiş romanlar kadar bu tavizsiz duruşunun da etkisiyle büyüdü. Yaşar Kemal’in edebiyatının çok önemli bir parçası olan, hatta kimi eleştirmenlerin ‘onun edebiyatında bir karaktere dönüştüğünü’ söylediği doğanın korunması için yazdıkları ve söyledikleri de kimliğinin önemli bir parçasını oluşturdu.

Ölümünün altıncı yılında eşi Ayşe Semiha Baban’ın kurduğu Yaşar Kemal Vakfı’nın girişimi ve dostlarının desteğiyle bu büyük yazar internet üstünden gerçekleşen pek çok toplantıyla anıldı. Günümüzde insanlığın en yakıcı meselesi olan iklim değişikliği nedeniyle Yaşar Kemal’in doğadan yana tavrının ve bu bakış açısıyla yazdıklarının daha da ilgi çektiğini ve öne çıktığını görüyoruz. Gerçekleşen hemen her oturumda bu konu vurgulanırken pazar günü sadece bu konuya odaklanan bir yayın da yapıldı: ‘Yaşar Kemal Anlatı Coğrafyasında Doğa İnsan Çevre’. Bu toplantıda özellikle orman mühendisi Cihan Erdönmez’in Yaşar Kemal edebiyatındaki bitkiler ve doğa üstüne aktardıkları yazarın sadık okurları için gerçekten de paha biçilmezdi. Botanikçi Ali Dönmez ise üniversitede öğrencileriyle birlikte hazırladıkları ‘Yaşar Kemal Yaşam ve Doğa Sözlüğü’nü anlattı, onun da yayımlanmasını bekliyoruz.

Cumartesi günü yayımlanan konuşmasında Selim İleri, bambaşka bir bakış açısıyla Yaşar Kemal’in ‘büyük bir İstanbul romancısı’ olduğunu anlattı. 1976 tarihli ‘Al Gözüm Seyreyle Salih’ romanında İstanbul’a hiç varamayan ama onu hayal eden bir karakter yaratarak bu konuda yola çıktığını, 1978’de ise ‘Deniz Küstü’ ile başrolünde İstanbul’un olduğu çok güçlü bir roman yayımladığını anlattı. Selim İleri “İstanbul tasvirleri açısından, İstanbul’un değişip dönüşmesi açısından buradaki hayatın yavaş yavaş bir yozlaşmaya çürümeye doğru gitmesi açısından çok önemli, çok etkileyici bölümleri” olan Deniz Küstü’nün Yaşar Kemal’in başyapıtı olduğunu da söyledi.

Yaşar Kemal’in yakın dostu Zülfü Livaneli ise konuşmasında günümüzde Yaşar Kemal’in yeterince ele alınmadığını, üstüne yeterince çalışma yapılmadığını söyledi. Ki bu bence de haklı bir eleştiri, doğru bir tespit: “Yaşar Kemal Çukurova köylüsünü ne güzel anlatmıştı, demek, onu dar bir yere hapsetmek anlamına geliyor. Yaşar Kemal’in bütün o derya gibi çalışmasına baktığın zaman Deniz Küstü ile İstanbul’da denizin yok oluşunu da anlatan, insan ilişkilerindeki değişimi, feodalizmden kapitalizme geçişi ve doğanın tahrip edilmesini, insanların derin duygularını anlatan bir klasik yazar. Bunun daha çok anlaşılmasını istiyorum. Bunun daha çok anlaşılması için çalışmak lazım, sempozyumlar düzenlemek, belki bir enstitü kurmak lazım.”

Bugün Yaşar Kemal hepimizin belleğinde yer etmiş bir isim. Ama Çukurova yazarı olmanın kendisine ün kazandıran İnce Memed’in ötesinde bir yaratıcı anlatıcı. Günümüzün hâlâ yakıcı meselelerine hitap eden her daim taze bir yazar. Bütün bu özellikleri nedeniyle bugün çok daha fazla okunup konuşulmayı hak ediyor. İsmini başka klasik yazarlara birlikte çok satanlar listelerinde görmek, hakkında yeni araştırma kitapları alıp okumak istiyoruz.

Tabii bunun çaresi onu sık sık anmak ve edebiyatı üstüne çalışmaya devam etmek. Yaşar Kemal Vakfı’nın etkinlikleri de işte de bu anlamda önemli. Görüyoruz ki yazdıkları yeniden ele alınıyor ve yeni bakış açılarıyla yeni okumalara tabi tutuluyor, büyük külliyatında farklı eserler öne çıkabiliyor. Dileriz hem Yaşar Kemal’e yeni okurlar kazandıran hem de biz sadık okurlarına yeni pencereler aralayan bu çalışmalar artarak devam eder.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR