Türkiye'nin mukaddes çöpleri...

Fotoğraf: AA

Altı yıl önce, 95 yaşında kaybettiğimiz Liverpool işçi lideri Bill Hunter'la uzun uzun sohbet etme fırsatı bulmuştum. Bir madenci olan babasından söz ederken, onu gülümseyerek şöyle anlatmıştı:

Koyu bir Metodist Kilisesi mensubuydu ama çok iyi bir işçiydi. Hayatında hiç grev kırıcılık yapmadı. Bir grev başladığında en güzel giysilerini giyer, evdeki koltuğuna keyifle kurulup otururdu...


Bill'i görmek için Liverpool'a giderken, trende yanıma hafif çakırkeyif bir adam oturmuştu. Benimle sohbet etmek istedi, nereye gittiğimi sordu, Bill Hunter'ı görmeye gittiğimi söyleyince onu tanıdı, coşkuyla cebinden cüzdanını çıkardı ve sendika kimliğini gösterdi:

Ben de işçiyim!..


Evet, işçilik gurur verici bir şeydir. Başkasının emeğini ve hakkını sömürmeden, çoluğuyla çocuğuyla onurlu bir yaşam sürmek anlamına gelir.

İşçi olmak demek, bir toplumdaki tüm değerleri üreten olmak demektir. Tüm bir işçi sınıfı, kolektif bir çalışmayla koskoca toplumun yaşaması için gereken her şeyi üretir.

Onların ürettikleri üzerinden büyük servetler elde eden küçük bir azınlık ise işçilerin asla elde edemeyecekleri sefil ve şaşalı bir hayat sürer. Siyaset de burada başlar.

Evet, patronların ve işçilerin bir sınıf olarak davranması esas siyasettir. Topluma yansıyan günübirlik bildiğimiz "siyaset" ise, patronların çıkarlarını türlü kılıklar altında savunan türlü partilerin sirk gösterisinden ibarettir.

Bir partinin, elbette bir insanın da, solcu ya da sağcı olduğunu anlamak için, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin hakları ve özgürlükleri konusundaki tavrına bakmanız yeterlidir.

Gerisi, patronların, tabii bir işveren olarak devletin, onun içinde yer tutmuş ayrıcalıklı patron yamaklarının çıkarlarını kollamak için yapılan bir müsameredir.

Bizdeki müsamere gelip "çöp"e kadar dayandı... O halde biraz "çöp" konuşacağız...

Dünyada çöpten siyaset çıkarılabilen bir ülke daha var mıdır, inanın bilmiyorum. Türkiye'deki müsamerede çıkarılıyor; ama.
Maltepe belediye işçilerinin bir çeşit anlaşmayla sonuçlanan kısa süreli grevi bu konuda tipik bir örnek oldu.

Sağlı sollu siyaset alemimizin acayip hallerine hep beraber bir kez daha tanıklık ettik.

Önce çok basit bir gerçeği tekrar edelim: İşçiler sadece biraz daha insanca yaşayabilecekleri bir maaş talep etti. 5 bin 200 lira.

Temel gıda fiyatlarındaki artışı dikkate aldığınızda hiçbir şey! Yoksulla zenginin arasındaki gelir dağılımı eşitsizliğinin bu denli arttığı koşullarda, sadece bir "açlık maaşı"!..

Bilmem kaç yüz milyon liralık bütçesi olan Maltepe Belediyesi, 10 küsur milyon liralık ek yük getirecek diye bu talebi kabul etmedi.

Grev başladı...

Temizlik işçileri çöpleri toplamayınca birkaç yerdeki birikmiş çöpler fotoğraflandı. Başında bulunduğu belediyelerde grevin adı bile konuşulamayan iktidar partisi için bu fotoğraflar derhal bir ajitasyon malzemesi haline getirildi.

CHP demek, "çöp" demekti!..

Bu ajitasyon, kendisini ve CHP'yi "solcu" gören kimi kesimlerde derhal bir karşılık buldu: O işçiler ne yapmak istiyordu?!.

Öyle ya, iktisadi krizin yanı sıra bir dizi siyasi krizle cebelleşen Saray rejimi giderek oy kaybediyor; ama işçiler grev yaparak durduk yerde iktidarın eline "koz" veriyordu!

Belediye yöneticileri de kendilerini bir işveren gibi görmekten ziyade "solcu" sayıyor ve vatandaşın vergisinden maaş alan işçilerin "halk" sağlığını tehdit ettiğini öne sürüyordu.

Kimileri, "kolaysa AKP'li belediyelerde greve kalkışın da görelim" parlak zekasına derhal ulaşmıştı.

Temizlik işçileri, amiyane tabirle "çöpçüler" hiç o kadar maaş alır mı, diye esip gürleyen de vardı tabii.

Grevci işçilere sağlı-sollu "popüler" bir tepki yükseltmeyi becerdiler.

İşçiler yat ya da kat almak için değil, evine bir ekmek daha götürebilmek, çocuklarına biraz daha fazla yemek yedirebilmek için 1.000 lira fazla istiyordu halbuki.

Belediye başkanlarının, imtiyazlı müdür takımının, belediye şirketlerinin başındaki yöneticilerin maaşlarından bihaber olan ahali, oturup işçi maaşı hesap etmeye, işçi düşmanlığı yapmaya başladı.

"Çöpçü" diye aşağıladıkları ama hepimizin üzerinde sağlık emekçileri kadar hakkı olan temizlik işçilerinin şu salgın koşullarında, kendilerinin ve ailelerinin hayatlarını tehlikeye atarak, karda kıyamette nasıl ağır koşullarda çalıştıklarını tahayyül dahi edemeyecek bir güruh, o işçilerin eve götürdüğü ekmeğin köşesini koparıp yeme telaşına düştü.

Tüm sülalesiyle ve çevresiyle beraber zenginleşen belediye yöneticileri gerçeğini "bal tutan parmağını yalar" pişkinliğiyle sindirebilen bu toplum, işçinin hakkını almak için grev yapabiliyor olmasını kabullenemedi!

Söz konusu Maltepe Belediyesi özelinde konuşacak olursak, bu belediyenin bir önceki döneminde de yönetimde olan ekibi işçiye kaynak bulamıyordu; ama 2015'te yaklaşık 115 bin liralık mumluk ve vazo alabiliyordu! Kimse bunu sorgulamayı düşünmedi.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nu istifaya kadar sürükleyen yerel seçim öncesi aday belirleme sürecinde en çok tartışılan yerlerden birinin niye Maltepe olduğunu da kimse sormadı.

Kim bilir, belki de CHP'yi yıpratan temizlik işçileri değil, artık hangi dengeleri kolluyorlarsa o dengeler adına belediyelerin başına getirdikleri kişiler ya da ekiplerdir!

Menemen'de onca temiz isim dururken yönetime geldiği anda "ölçüsüz" hareketler yapan ve derhal enselenen belediye başkanı nasıl seçilmiştir?

Ya da Edirne'de Alaattin Çakıcı'yı Atatürk Köşkü'nde ağırlayıp üzerine bir de portre hediye eden belediye başkanı?..

İşçiler greve başladığında sokaklara fırlayıp çöp toplamaya başlayan, grev kırıcılık yapan CHP teşkilatları, naçizane önerim, bunları düşünsün önce...

Ve herkes şunu iyi bellesin: Sendika ve grev hakkı bir toplumu insanileştirir. Grevin olmadığı yerde, tüm ezilen ve sömürülenler kendi aralarında "altta kalanın canı çıksın" oynarken, masadan düşen ekmek kırıntılarını onursuzca kapışmaya çalışırken, grevin başladığı yerde herkes emeğinin onurunu başı dik bir biçimde savunur.

Sadaka alanların yaşadığı bir toplum, hakkını alanların yaşadığı bir topluma göre mutlak olarak sefil ve onursuzdur.

Bu nedenle, çöplerden medet umarak siyasi hamleler yapan ve her açılış vesaire toplaşmasında vatandaşın tepesine tepesine çay paketleri atan iktidar bloku boşuna demagojiye başvurmamalıdır.

İktidarın elindeki belediyelere sarı sendikaların en sarısı hakim ve grevin adı bile konuşulamıyor. İşçinin hakkı, hukuku CHP belediyelerindeki kadar bile yok. İktidar belediyelerinde çalışan işçiler grev onuruna nail olamıyor.

Tüm bunların ötesinde, iktidarın yetkili ağızları belki de "çöp siyaseti" yaparken mazur görülebilirdi. Az sayıda holdingin ve bir avuç müteahhit topluluğunun vergi borçları silinmeseydi; köprü, yol, hastane, havalimanı gibi yerlere anlaşılmaz bir biçimde garanti ödemeleri yapılmasaydı; sayıları sürekli artan saraylara milyarlar akıtılmıyor olsaydı; ekonominin kötü yönetiminden kaynaklanan korkunç faiz yükü tüm bir toplumun sırtına yüklenmeseydi; tüm bu kaynaklar vatandaşın gündelik yaşamını düzenleyen belediyelere dağılsaydı... O zaman belki söz söyleme hakları olabilirdi.

Oysa artık o çöpler, fukaranın bir lokma yiyecek bulmak için karıştırdığı "nimet"ler haline gelmiştir.

Bu "mukaddes çöpler"i ise iktidar partisi AKP yaratmıştır.

Alın size çöp siyaseti!

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR