Yaşadığın bir milli kriz hali, bir çözümün yok mu Türkiye?

Fotoğraf: AA

Ülke son derece kritik bir kriz sürecinden geçiyor. 

Kapsamlı bir finansal, ekonomik kriz yaşanıyor ve bu kriz, farklı yönleriyle farklı sektörlere yansıyarak derinleşiyor.

Kamu parası ve kamu malları vb. adeta yağmalarcasına, faaliyetleri toplu konut, metro, yol gibi alanlarla sınırlı, ismi belli büyük şirketlere sunuluyor.

Açıklaması 'krize girmelerini engellemek' oluyor; ama bunun gerçek ekonomik ilişkilere pek bir katkısı olmuyor. Çünkü tercih edilen finansal ağırlıklı liberal ekonomik birikim modeli istihdama ve üretime dönük olmadığından halkın yaşamına bir iyileşme getirmiyor.

Desteksiz kalan küçük ve orta esnaf eriyor, yerel ekonomik hayat çöküyor.

Çözüm her defasında 'belirli büyük şirketleri koruma' amaçlı kamu harcamalarını yeniden artırmak olunca, kamu borcunun ve bütçe açığının katlanarak daha da büyümesi kaçınılmaz oluyor.

Bunun da doğmamış çocuğuna kadar borçlu bir ülkenin gelecek nesillere bırakılması, devletin zor zamanlara ayrılmış hiçbir tasarrufunun olmaması gibi kaçınılmaz bir sonucu ortaya çıkıyor.

Artan ölçüde işsizlik, yoksullaşma ve açlık çok açık. Zenginin daha zenginleştiği oranda, fakirin daha fakirleştiği de...

Finansal, ekonomik ve sosyal kriz derinleşiyor. Yönetenlerin yönetemez hali belirginleşiyor ve bu siyasi krize dönüşüyor.

Bir ya da birkaç sosyal, siyasal alanla ve finansal, ekonomik sektörle sınırlı bir kriz hali yaşanmıyor. Ülkede hemen hemen bütün toplumsal halk katmanlarını, ekonomik, sosyal ve siyasal hayatın bütün alanlarını ve sektörlerini etkileyen, saran ve giderek derinleşen bir kriz hali yaşanıyor.

Bu bağlamda dönemsel bir krizle açıklanacak, geçiştirici tedbirlerle aşılacak bir krizden bahsetmiyoruz.

Yaşanan aslında sürekli bir milli kriz hali…

Milli kriz ama tepkisizlik de var, neden?

Cumhurcu iktidarın ekonomik, sosyal ve siyasal düzeylerde devlet etme biçimine karşı toplumsal/siyasi bir boşluk var derken bir yerde şunu ifade etmek istiyorum; muhalefet partilerinde "milli kriz" kavramı ile açıklanabilecek bütün bu sorunları çözmeye yönelik bir karşı tartışma, güven verici bir karşı toplumsal/siyasi alternatif görünmüyor.

Ülke cilalı manipülasyonlarla, algı yönetimleriyle, yasaklarla 'üstü örtük' ağır bir kriz altında adeta "kör" bir karanlığa sürükleniyor.

Krizin ağırlığı yeterince deşifre edilemiyor.

Krizin doğasının ne olduğu da yeterince açıklanamıyor.

İşsizliğe, yoksulluğa, açlığa göreceli bir çare olarak yakıcı bir ihtiyaç olan bölüşümün yeniden düzenlenmesi gündeme bile taşınmıyor, taşınamıyor.

Kısacası 'egemen' muhalefette gerçek sorunların çözümüne, ihtiyaçların kısmen de olsa karşılanmasına dönük bir alternatif geliştirme çabası dahi yok.

Bir sessizlik, bir tepkisizlik, bir liyakatsizlik egemen…

Sadece 'egemen' muhalefette mi?

Derinleşen toplumsal/sınıfsal çelişkilere işçiler, emekçiler, yoksullar ve açlar da pek tepki vermiyor, veremiyor.

Herhalde ağır baskı altında gösterecekleri tepkinin daha ağır sonuçlar yaratacağı kaygısı aşılamıyor. 

Belki de verili koşullarda nasıl tepki vereceklerini bilmedikleri gibi, tepki vermelerine olanak sağlayacak araçlara da sahip olmadıkları kanıları var ve bu da aşılamıyor.  

 Demokrasi ittifakı olmuyor, neden?

Öte yandan toplum bilimlerin ve toplumsal mücadele deneyimlerinin bize öğrettiği toplumsal/siyasal hayatın "boşluk" kabul etmediğidir. 

Halk böylesine ağır ve sarsıcı bir krizi normalleştiremez çünkü.

Bir çıkış yolu bekler, arar da ve aradığını bulamazsa, önüne gelene sarılır…

Bunun örnekleri 1930'lu yıllarda gelişmiş ekonomilere sahip batı ülkelerinde dahi görüldü. Bedelini sadece o ülkelerin toplumları ve halkları değil, bütün insanlık ödedi…

Türkiye'nin mevcut güncelliği içinde, özgürlükçü, yerelci/katılımcı demokrasi temel bir çıkış yolu.

Öte yandan muhalefetin 'siyasi irade' problemi var, durumun vahametini anlamama ya da koşulların dayattığı mücadeleden kaçınma problemi var.

Yani bir tür 'siyasi konformizm' ile de açıklanabilir muhalefetin hali…

Geriye Cumhurcu iktidar aklının tercihleri kalıyor.

Cumhurcu iktidar aklının tercihleri gizli saklı değil; Yeni Osmanlıcı hayaller örtüsü altında toplumsal/ siyasi 'boşluğu' otokratik yönetimle doldurma sürecini hızlandırıyor.

Otokratik gidişata karşı, bütün yerel ve parlamenter demokrasi güçler ittifakının önündeki engel nedir?

'Siyasi konformizm' mi, kaybetme kaygısı mı?

'Gizli' faşizan eğilimler mi?

Gidişatın ciddiyetinden uzak bir düşünce biçimi mi?

Bunların toplamı mı?

Sahi nedir?

Bunu bir bilen anlatsa da anlayabilsek... 

(Devam edecek...)

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR