Amin Maalouf'tan gelecek tasviri: Empedokles’in Dostları

1949 yılında Lübnan’da doğan Amin Maalouf, dünyanın sayılı roman yazarlarının başında gelir. Onun romanları sadece güçlü duyguları değil, Doğu’nun gizemini, tarihini, söylencelerini de barındırdığı için çağdaşı pek çok eserden ayrı bir yerde durur.

Lübnan’da yaşadığı yıllarda babası gibi gazetecilik yapan Maalouf, 70’lerin ortalarına kadar ülkesinde mesleğini sürdürür, ancak Lübnan’daki iç savaşın yükselmesinden duyduğu rahatsızlık sebebiyle 27 yaşında Fransa’ya yerleşme kararı alır.

Fransa, onun için yeni bir yer olsa da gazetecilik yapmaya devam eder. 80’li yıllara gelindiğinde bir ekonomi dergisinde çalışmakta, bir yandan da ilk romanı olan 'Afrikalı Leo'yu yazmaktadır. Ne var ki ikisini aynı anda götürmek çok yorucu olmaya başlar ve nihai bir karar vererek gazeteciliği bırakır, “profesyonel” anlamda yazarlık yapmaya başlar.

Maalouf, 84-85 yıllarında aldığı bu kararla beraber dünya edebiyatına önemli eserler bırakmaya başlar. Bu eserlerin en yenisi geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. 'Empedokles’in Dostları' adını taşıyan roman, Ali Berktay çevirisiyle ve Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayınlandı.

VE DÜNYA KARANLIĞA BÜRÜNÜR
“…bu satırları yazarken bir trajedinin yaşanmış olduğuna inanma gerekçelerine sahibim. Bir doğal afet değil, insan elinden çıkma vahşi bir kıyamet. Türümüzün eseri olan nihai bir altüstlük. Birkaç bin yıllık tarihimize son noktayı koyacak, saygıdeğer uygarlıklarımızın üzerine son perdeyi indirecek, bu arada da hepimizin canını alacak bir kargaşa. Hemen bu akşam. Ya da belki şafak sökerken…”

'Empedokles’in Dostları' bir elektrik kesintisiyle başlıyor. Her yer zifiri karanlık oluyor ama bu durum gayet olağan karşılanıyor ilkin; dışarıdaki fırtına, yağmur vs. mevsime göre gayet olağan. Ancak vakit geçtikçe zihinlerdeki korkunç sorular birer birer ayaklanmaya başlıyor ve nükleer saldırı gerçeği yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Sonuç mu? İnternet yok, elektrik yok, televizyon-radyo yayını yok, kimse kimseyle iletişim kuramıyor; insanlık çırılçıplak ve çaresiz…

Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük bir adada sadece iki kişi yaşamaktadır; biri orta yaşlı teknik ressam Alec, diğeri ilk kitabıyla çok satanlara yerleşen yazar Ève. Alec ve Ève her ne kadar aynı adada olsalar da tek başlarına yaşıyor gibi davranırlar, neredeyse hiç iletişimleri yoktur.

Dünyanın aldığı yeni hal Alec’le Ève’yi iletişim kurmaya itince, biz de gelişmelerin içine adım adım yaklaşmaya başlıyor ve attığımız her adımda bataklığa daha bir gömülüyoruz çünkü karşılaştığımız manzara çok sert, çok gerçek; dünyanın, insanlığın sonu gelmiş durumda.

Bunun en büyük göstergesi ise Amerika’nın maruz kaldığı terör saldırısı sonrasında bütün alışkanlıklarımızı belirleyen teknolojinin, diğer bir deyişle dünya sisteminin çökmesidir. Bütün dünya ne yapacağını düşünürken, kendilerine “Empedokles’in Dostları” adını veren gizemli bir grup çıkagelir; nereden geldikleri belirsizdir ancak son derece gelişmiş bir medeniyete sahip olduklarını anlarız. Daha sonra bu grup, dünyaya çare olmak adına harekete geçer.

FAŞİZM VE NÜKLEER TEHDİT
“Evet, içinde bulunduğumuz çıkmazdan bir çıkış yolu var ama kesinlikle henüz o yöne gitmiyoruz. Muhtemelen bu yüzden ‘mutlu bir son’ hayal etmek için kurguya başvurmam gerektiğini hissettim. Romanımın başında, 18. yüzyıl Alman yazarı Novalis’ten bir satır alıntı yapıyorum: ‘Romanlar, tarihin eksikliklerinden doğar.’”(1)

Yazdığı tarihi romanlarla hepimizin kütüphanesinde kendine yer bulan Maalouf, 'Empedokles’in Dostları'nda alışılagelmiş roman çizgisinin dışına çıkıyor, bu kez okurlarını geleceğe götürüyor ve gelecek, devlet başkanlarının bizlere söylediklerinin aksine hiç de iyi değil.

Maalouf’a göre; bunun en büyük sebeplerinden birini teknolojiyle ve teknolojinin yarattığı bir dizi sonuçla kurduğumuz tuhaf ilişki oluşturuyor. Teknolojinin varlık nedeni insanların hayatını kolaylaştırmakken, şimdilerde aynı teknolojinin gelip dayandığı yer, vaktiyle rahata kavuşturduğu insanları köleleştirmek. Bunu, mikro anlamda cep telefonlarından tutalım, nükleer silahlara kadar bir dizi yer üzerinden okuyabiliriz elbette.

Maalouf’un ikinci sebep olarak ortaya koyduğu şeyse faşizm. Bilindiği üzere Maalouf gerek romanlarında gerekse incelemelerinde temel bir problem olarak kimlik meselesinin peşinden gidiyor, kimliklerin nereden itibaren birleştirici, nereden itibaren ayrıştırıcı bir yerde durduğunu tartışıyor. 'Ölümcül Kimlikler' adlı kitabına dair yapılan bir röportajda söyledikleri bu yüzden hayli manidar:

“Her birimiz kendi kimliğimizi incelemeliyiz. Öyle ki kimliklerimizi, kişiliklerimizi barışın bir parçası haline getirmeliyiz, nefret ya da savaşın bir parçası haline getirmek yerine… Çünkü insanları sürekli nereye ait olduklarını seçmeye zorlayan bir dünyada yaşıyoruz… İnsanları seçmeye zorladığınızda, benim ‘Ölümcül Kimlikler’ dediğim şeye ulaşıyoruz.”(2)

'Empedokles’in Dostları', her ne kadar bir distopik bir roman olsa da karamsar bir kitap olarak kalmıyor akılda, bilakis şu anki durumumuz üzerine düşünmeye zorluyor bizi. Teknolojik, nükleer, ekolojik tehditlerle dolu, hoşgörüsüz, sevgisiz bir toplum fikrinden bir an önce kurtulmamız gerektiğini söylüyor. Zira alışkanlıklarımızı sürdürürsek aşağı yukarı nasıl bir atmosferle karşı karşıya kalacağımızı gösteriyor.

Bu romanı yazma amacının umudu bulmak, artık neredeyse görünmez hale gelmiş olan ışığı görmek ve göstermek olduğunu söyleyen(3) Maalouf, umalım ki, pandemiyle birlikte geleceğini az da olsa sorgulamaya başlayan dünyamızda küçük de olsa bir etki yaratır.

Dipnotlar

Amin Maalouf: Uçuruma doğru yürüyoruz. Hürriyet gazetesi, Eray Ak. https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/amin-maalouf-ucuruma-dogru-yuruyoruz-41738649

Amin Maalouf: "Dünyayı yeniden icat etmemiz gerek." Çeviri Konuşmalar, Çev: İlkel Kocael. https://www.youtube.com/watch?v=nmhpiTMA1UA

Amin Maalouf yeni romanı 'Empedokles’in Dostları'nı Anlatıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Ufuk Tarhan. https://www.youtube.com/watch?v=Mk9H3nXLZKQ

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR