Covid-19'la geçen 1 yıl: Salgınla mücadelede bir yıl nasıl geçti?

Fotoğraflar: AA

TÜKENMEZ HABER- Sağlık Bakanı’nın ‘akşama bir açıklamam’ var duyurusunun ardından ilk koronavirüs vakasının ortaya çıkmasının üzerinden tam 1 yıl geçti.

Bir yıllık süreçte hükümete açıklanan verilerin şeffaflığına ilişkin eleştiriler yönetilirken, bilim insanlarının önerilerinin dikkate alınmaması, ‘tam kapanma’ yerine üretimde ısrar edilmesi, sağlık emekçilerinin çalışma koşulları hep gündemde oldu.

Pandemiyle geçen bir yıllık süreçte yaşananları, hükümetin sağlık politikasını, önlemleri, aşıda gelinen durumu ve sağlık çalışanlarının yaşadıklarını Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) MYK Üyesi Eylem Kaya Eroğlu’yla konuştuk

"Hükümet salgını değil algıyı yönetmeyi tercih etti" diyen Eroğlu, “Birinci basamak sağlık hizmetlerimiz güçlü olsaydı 29 bin insan yaşamını yitirmezdi. Önlemler kağıt üzerinde kalmasaydı bu kadar vaka görülmezdi” dedi. Bilim insanlarının yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını belirten Eroğlu, normalleşme adımları için ise “Bu rakamlar normalleşme için yeterli değil. Pandeminin sorumluluğu yine halka yükleniyor” ifadelerini kullandı.

Pandemide şu ana kadar 374 sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Eroğlu, “Sağlık emekçileri pandeminin en ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kaldı” dedi.

‘HÜKÜMET SALGINI DEĞİL ALGIYI YÖNETMEYİ TERCİH ETTİ'

- İlk koronavirüs vakasının görülmesinin ardından bir yıl geçti. Resmi rakamlara göre 2 milyonu aşkın vatandaş koronavirüse yakalandı, 29 bin vatandaş ise yaşamını yitirdi. Hükümetinin salgınla mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümetin küresel salgın politikasını başlangıçtan beri çok yetersiz ve etkisiz olarak yürüttü. Başından beri salgını değil algıyı yönetmeyi tercih etti.

‘BİRİNCİ SAĞLIK HİZMETİMİZ OLSAYDI 29 BİN İNSAN YAŞAMINI YİTİRMEZDİ’

Pandeminin ilanıyla birlikte sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Çünkü, ülkemiz sağlıkta dönüşüm programıyla birlikte birinci basamak sağlık hizmetlerinden vazgeçmişti. Birinci basamak sağlık hizmetlerinden ayrılmanın ve bu hizmetlere yatırım yapmamanın gerçeğiyle yüz yüze kaldık salgının başından itibaren. Eğer birinci basamak sağlık hizmetlerimiz güçlü olsaydı pandemide 29 bin insan yaşamını yitirmezdi.

‘ÜLKEMİZİN DURUMUNU İYİ ÖRNEKLERLE KARŞILAŞTIRMAK İSTERİZ’

Ülkemizin durumunu kötü örneklerle değil Tayvan'la, Güney Kore'yle, Küba'yla karşılaştırmak isteriz. Neden oralarda hiç sağlık çalışanı ölmemişken ya da bu kadar vaka yokken bizde var? Hastaları müşteri, sağlık çalışanlarını ise modern köleler haline getirmenin yol ve yöntemleri üzerinde politikalar üretilirken ekonomimizin de çok kötü olduğu bir dönem içerisinde salgına yakalandık.

‘ÖNLEMLER KAĞIT ÜZERİNDE KALMASAYDI BU KADAR VAKA GÖRÜLMEZDİ’

Oysa Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2019'da sağlığı tehdit eden 10 bulaşıcı hastalık listesini yayımlamış ve ülkelerin buna yönelik önlem almasını istemişti. Ülkemizde de zannedersem Nisan 2019'da influenza eylem planı hazırlanmış fakat bu plan ve programlar hayata geçirilmemiş sadece kağıt üzerinde kalmıştı.

Bu plan program dahilinde yeni influenza eylem planında yer alan değerlendirmelerde ya da uygulamalar kapsamında davranılsaydı ve de küresel salgın politikasına yönelik uluslararası sağlık tüzüğü devreye girmiş olsaydı bu kadar vakanın olmayacağını ve salgının bu kadar yayılmayacağını düşünüyorum.

‘BİLİM İNSANLARI DİKKATE ALINMADI’

- Son bir yılda iki kez kısıtlamaya ve normalleşmeye gidildi. Birçok insanın yaşam pratikleri değişti. Siz bu önlemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir yılda yeterli önlemler alındı mı?

Covid 19, Çin'de ortaya çıktığında en azından acil eylem planları ve de bahsettiğimiz influenza eylem planı kapsamında harekete geçilseydi ya da küresel bulaşıcı hastalıklar kapsamındaki eylem planı devreye geçirilseydi salgın bu kadar hızlı yayılmazdı. Fakat bu eylem planına uygun olarak hareket edilmedi.

Hatırlarsanız Umre’den dönenlerin karantinaya girmeden ülkeye giriş yapmasına izin verilmişti. Bu olaydan sonra koronavirüs ülkenin bütün şehirlerine yayıldı. Bahsetmeye çalıştığımız bu tür önlemlerin bakanlık tarafından dikkate alınmaması ve yine başlangıçtan itibaren sağlık meslek örgütlerinin ya da meslek birliklerinin uyarılarının kulak arkası edilmesi pandemiyle mücadelede eksikliklere neden oldu.

‘SAĞIK HİZMETLERİ PANDEMİYE UYGUN HAZIRLANMADI’

Bilim insanlarımızın söylemleri hiçbir şekilde dikkate alınmadan salgın sanki sadece hükümetin sorunuymuş gibi bir algı yaratıldı. Eğer en başından beri kapsamlı bütünleyici bir politika izlenmiş olsaydı bu aşamaya gelinmeyecekti.

Özetle hükümet yeterli önlemleri almadı. Koruyucu ekipman sağlanmasından, sağlık hizmetlerinin pandemiye uygun şekilde hazır hale getirilmesinde gerekli önlemler alınmadı. Sağlık hizmetinde özellikle küresel bir salgında şeffaflığın, bütün toplumun bilgilendirilmesinin önemli olmasına rağmen bilgilendirici hiçbir çalışma yapılmadı.

‘TÜRKİYE AŞILANAMA HIZINDA İYİ DURUMDA DEĞİL’

- 2020’nin Kasım ayında getirilen önlemlerin ardından 2021’in Mart ayında ikinci normalleşme planı devreye sokuldu. Bu 5 aylık süreçte, aşılama takvimini, son kısıtlamaları ve normalleşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün itibariyle Türkiye'de yapılan aşı sayısı 10 milyon 413 bin küsur. Birinci doz aşısı yapılan 7 milyon 775 bin oldu. 2 milyon 638 bin 491 kişiye ise henüz ikinci doz aşı yapılmıştır. Fakat Türk Tabipler Birliği, ‘130 milyon doz aşıya ihtiyaç olduğu’nu her fırsatta söylüyor. Aşıda dünya genelinde yaşanan bir kriz var. Patent dolayısıyla ilaç şirketlerinin ve aşının üretici firmalarının elindeki stokların sayılı olması nedeniyle yoksul ülkelere tedarik edecek aşı kalmadığı konuşuluyor. Dolayısıyla aşılanma süreci elinizdeki aşının miktarıyla bağlantılı bir şey. Her ne kadar reklamı yapılsa da övünülse de Türkiye, aşılama hızı bakımından çok iyi durumda değil.

'KAPİTALİZMDE SAĞLIK HİZMETİNİN META HALİNE DÖNÜŞMESİ BU SONUCU DOĞURDU'

Aşının tedarik zinciri, aşı stokuyla ilgili küresel bir sorun yaşadığımız ortada. Nedir bu? Gelişmiş olan ülkelerin aşı stoklarını ellerine geçirmiş olması. DSÖ'nun lideri tarafından yapılan açıklamada ahlaki bir çöküş yaşandığı söylenmişti. Ama biliyoruz ki kapitalizmin olduğu yerde sağlık hizmetlerinin küresel boyuttaki meta haline getirilmesi sonucunda böyle bir sorun yaşanması kaçınılmaz bir şey.

'NASIL GÜNEŞ HERKESİNSE AŞI DA HERKESİN OLMALI'

Bu nedenle küresel bir salgında bütün ülkelerin Türkiye'de dahil olmak üzere tüm meslek örgütlerinin ve bütün toplumun aşıya erişimi konusunda bir kampanya başlatması lazım. Şu an insanlığın Covid 19'dan kurtulması aşıya bağlı. Aşıyı bir güneş olarak düşünün, nasıl güneşi patentleyemezsiniz aşıyı da öyle. Güneş herkesinse aşı da herkesin olmalı. Çünkü siz Zambiya'da  Covid 19'u engelleyemezseniz, mültecileri, yoksulları ve toplumun en köşesine itilmiş kesimlere de aşılamazsanız küresel bir salgından çıkmanız mümkün değildir. Türkiye'de de bu durum geçerlidir.

‘BU RAKAMLAR NORMALLEŞME İÇİN YETERLİ DEĞİL’

Bir diğer tehlike ise normalleşme süreci. Gerçekten durum normalleşme sürecine gidilecek bir noktada değil. Manipüle edilen rakamlarla birlikte vaka sayısının 10 binin üzerinde olduğu bir zamanda aşılama hızının gittikçe azaldığı bir dönemde sırf çarklar dönsün diye normal bir sürece gidildiği algısı yaratılıyor. Pandeminin sorumluluğu yine halka yükleniyor. ‘Gereken önlemleri alın, gereken çabayı gösterin, fiziksel temasa uyun’ söylemleri yine havada uçuşuyor.Oysaki pandeminin yönetimi halen hükümete, halen Sağlık Bakanı’na ait.

‘SAĞLIK EMEKÇİLERİ ARTIK TÜKENMİŞLİĞİN PENÇESİNDE’

- Ve pandeminin kahramanları sağlık emekçiler… En başta balkonlardan alkışlanan sağlık emekçileri, daha sonra yalnız bırakıldıklarını söyledi. Koronavirüsle mücadele eden sağlık emekçileri ne yaşadı?

Pandemi gerçekten iyi yönetilseydi şu an 374 sağlık emekçisini Covid 19 nedeniyle kaybetmezdik. Bu süreçte hepsinin anıları ve emekleri önünde saygıyla eğilerek şunu ifade etmek istiyorum ki sağlık emekçileri maalesef bu bir yıllık süreç içerisinde pandeminin en ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kaldı.

Pandemide sağlık emekçilerine şiddetin, angaryanın, mobbingin, kuralsızlığın hat safhaya ulaştığına tanık olduk. Ek ödemelerle oyalandık, hak ettiğimiz emeğin karşılığını alamadık. Hatta son zamanlarda sendikal eylemlerimizden dolayı sağlık emekçileri açığa alınmaya başlandı. Sağlık emekçileri sendikal haklarından dahi, işlerinden oldu. Yani sağlık emekçileri son bir yılı sıkıntılı ve mücadeleyle geçirirken artık tükenmişliğin pençesindeler.


PAYLAŞ