'Viskici Teyze' üzerine notlar…

İnsanlar öyle... Sosyal medyaya mutlu ve istisnai anlarının fotoğraflarını koyup paylaşıyorlar...

Herhalde hepimiz mutlu anlarımız baki kalsın çabasındayız, bilemiyorum.

Yıldız Hanım da öyle yapmış. Masada Türkiye'de satılan en ucuz viski, biraz çerez, iki bira var. Yanında oğlu var, bir aile kutlaması yapıyorlar, acemi işi kadeh kaldırıyor Yıldız Hanım...

Viski ezelden beridir bir "lüks" göstergesidir, kuşkusuz Yıldız Hanım da bir mutlu anı olarak o fotoğrafı çektirirken, "Bakın masamızda viski bile vardı" diye düşünmüştür, "Her şeye rağmen mutlu anlarımız da var..."

Aslında biz Yıldız Hanım'ı hiç tanımayacaktık. CHP'nin emeklilerle ilgili bir toplantısında söz alıp, "Geçinemiyorum. Torunuma süt alamıyorum. Bir dilim ekmeğe muhtacım" demeseydi...

Viski harekatı

Medyada yer alan bu konuşmadan sonra sosyal medya didik didik edilmiş ve Yıldız Hanım'ın bir tek "lüks hayat" fotoğrafı bulunmuş, o ucuz viskinin yer aldığı masayla beraber her yere yayılmıştı.

İktidar medyası, o medyanın "amiral gemisi"nin başındaki isim dahil olmak üzere, Yıldız Hanım'a ve onun üzerinden ana muhalefet partisine yönelik yeni bir harekat başlattı: Viski harekatı!..

CHP'nin gerçek bir fukara bulup kürsüye çıkarmaktan aciz olduğu, Yıldız Hanım'ın "viski içebilecek standartlarda" yaşadığı falan yazıldı, çizildi...

Yaşını başını almış bir emekli kadının hayatı üzerinde tepinildi.

Kimileri istiyor ki, fukaraların bir tek mutlu anı olmasın. Bir tek "adamlık" kıyafeti, sofrasında bir keyif dublesi görünmesin...

Biz koparılan onca yaygarayı bir kenara bırakıp iki konuyu tartışalım.

"Çok özel" tüketim

İçki içmek niye bir "lüks" göstergesidir?

Bir dizi Müslüman ülke de dahil olmak üzere, dünyanın her yanında işçiler iş çıkışı arkadaşlarıyla oturup iki kadeh parlatır.

Pek çok ülkenin akşam yemeklerinde şarap ya da bira bulunur.

Barlar, yoksullar için de bir tür sosyalleşme aracıdır tüm dünyada.

Bizde öyle değil.

Asgari ücrete oranla alkolden alınan vergi sıralamasında açık ara dünya birincisiyiz.

Sermayedardan, patrondan, zenginden doğrudan vergi toplayamayan, dahası onların vergi borçlarını silen devlet, halkın günübirlik tükettiği ürünlere "katma değer vergisi", "özel tüketim vergisi" gibi bir sürü vergi koyarak gelir elde ediyor.

Bu "özel tüketim"in en "özel" olanı ise alkollü içecekler. AKP döneminde içkiye getirilen "özel tüketim vergisi" o kadar büyüdü ki, pek çok bakanlığın bütçesini geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesini karşılamakla kalmıyor, üzerine bir sürü para kalıyor.

Diyanet'in 2020 bütçesi, ek ödenekle beraber 11,5 milyar liraydı. Alkollü içeceklerden devletin aldığı "özel tüketim vergisi" yaklaşık 16,5 milyar lira oldu.

Çok "özel" bir vergi!..

Bu ne demektir?

AKP iktidarı, arzu ettiği yaşam tarzına uymayıp içki içen koca bir nüfusu alenen haraca bağlamış demektir.

"Özel" meselesinin bir diğer boyutu da, özelleştirmelerle satılan Tekel'e bağlı içki markalarının ve daha sonra kurulan özel rakı şirketlerinin kâr oranlarını giderek yükseltmesidir.

Avrupa'nın yüksek maliyetli viskileri, bizim "yerli ve milli" rakının yanında ucuz içecekler haline geldi böylelikle...

Haliyle "yasal" içki tüketimi her sene düşüyor. Bunun yerine yoksullar sahte içkilere, kötü kalitede etil alkole yöneliyor. Bu durum ciddi sağlık sorunları doğuruyor, kimileri hayatını kaybediyor.

Bu nedenle, epey bir akşamcı "kimyager" oldu, evde imbikle alkol damıtıyor. Üzüm alıp şarap yapanı da var, internetten "bira kiti" satın alıp bira üreteni de...


Toplumsal çöküş

Ama bu işin daha vahim bir sonucu var: Özellikle genç nüfusun uyuşturucu kullanımında son 20 yılda büyük bir patlama yaşandı.

Genç işsizliğin bu kadar yaygın olduğu ülkede gençler eğlenirken, aşk acısı yaşarken, sevinirken, sinirlenirken ya da herhangi bir sebeple kafa dağıtmak istediklerinde içki içemiyor. İçkiye oranla çok daha ucuza satılan ve çok tehlikeli olan sentetik uyuşturuculara yöneliyorlar.

Uyuşturucu artık yaşamın her alanında. Ortaokullara indi. İşsiz gençler köşe başlarında torba tutuyor.

Yoksul mahalleler, gençleri, çocukları birkaç yıl içinde fiziksel olarak çökerten sentetik uyuşturucu cennetleri haline geldi...

Bu, toplumsal çöküştür...

Fotoğraf dikizlemek

İşin toplumsal tarafını bırakıp iktidar medyasının "amiral gemisi"nin başındaki Ahmet Hakan'ın taktığı isimle "Viskici Teyze" meselesine dönersek...

Yıldız Hanım'ın emekli maaşı da ortaya döküldü: 2 bin 600 lira...

Ahmet Hakan'ın bir dönem bahsetmekten çok haz aldığı "muhit"i Nişantaşı'nda bu paraya ev tutmak mümkün değil. Yine Ahmet Hakan'ın bir dönem sıkça anlattığı "o muhitin mekanları"nda bir aile kutlaması yapmak için ise bir aylık maaşı masada bırakmak icap eder.

Yıldız Hanım'ın maaşı bu kadar...

Üstelik 2 bin 600 lira ortalama emekli maaşının üzerinde bir para.

Yine de açlık sınırının altında...

Peki, bu çıplak gerçek karşısında, neredeyse gazete ve televizyonların tamamı anlamına gelen iktidar medyası ne yapıyor?

Bu ülkede açlık sınırının altında yaşayan devasa bir nüfusun olduğunu yazamayıp, 2 bin 600 lira maaş alan, ev kirası ve faturalardan arta kalan parayla karnını doyurmaya çalışan insanların fotoğraflarını dikizleyerek onlara "Viskici Teyze" lakabı takıyor.

İşte bu da ahlaki çöküştür.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR