Temelli: Kapatma davası talimatı Cumhur İttifakı için sonun başlangıcı

Fotoğraf: HDP

TÜKENMEZ HABER - Geçtiğimiz günlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) kapatılması istemiyle dava açıldı. Dava, açılmadan haftalar öncesinden siyasetçiler, medya mensupları ve kamuoyu tarafından tartışılıyordu. Davanın açılmasının ardından ise HDP'nin bundan sonra izleyeceği yol haritası, davanın nasıl sonuçlanacağı, demokrasi, yargı bağımsızlığı, iddianamedeki 'İmralı günlükleri' detayı ve 'milli irade' gibi konularda tartışmalar gündeme geldi.

'BU FİKRİYAT PARTİ KAPATMAKLA SONLANDIRILAMAZ'

Tüm bu konuları HDP'nin eski Eş Genel Başkanı da olan Van Milletvekili Sezai Temelli, Tükenmez Haber için yanıtladı.

'HDP kapatılamaz'  diyen Temelli şöyle konuştu:

"HDP bir fikriyattır, kapatılamaz. Bugün geldikleri durum, Cumhur İttifakı için sonun başlangıcıdır. Otoriter rejim sevdalısı, yarı diktatörlük rejimi peşinden koşanlar için bu kapatma davası talimatını vermek sonun başlangıcıdır"

'MUHALEFET YETERİ KADAR DAYANIŞMA İÇİNDE DEĞİL'

"Sizce muhalefet partileri HDP ile yeteri kadar dayanışma içinde mi?" sorusunu "Açık söylemek gerekirse yeteri kadar değil" diyerek yanıtlayan Temelli, devamında şunları kaydetti:

 "HDP'nin kapatılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılır yapılmaz tepkilerin birkaç saat içinde ortaya konması bir yol kat edildiğini gösteriyor. Yeterli midir? Tabii ki değildir. Çünkü cesaretle hem toplumsal hem siyasal muhalefet inisiyatif almalıdır"

'AKP'YE YÖNELİK KAPATMA DAVASINA KARŞI ÇIKAN BİZDİK'

 Temelli, geçmişte AKP'ye yönelik açılan kapatma davasını anımsatarak "O zaman buna karşı çıkan, mücadelesini veren en önemli dinamiklerden biri bizdik" ifadelerinde bulundu.

Temelli'nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

- HDP, daha önce kapatılan çok sayıda partinin ardından, o partilerin temsil ettiği değerleri bugün de savunan ve sahiplenen parti. Bu bağlamda HDP'ye yönelik kapatılma davasını nasıl değerlendiriyorsunuz, kapatmak mümkün mü?

Geçmişe baktığımızda kapatma davalarıyla ilgili yaşanan yakın geçmişteki deneyimler, parti kapatarak Türkiye demokrasisinin çok büyük yaralar aldığını gösterdi. Türkiye'nin bugün içinden çıkılmaz demokratik sorunları varsa bunda en önemlilerden biri demokrasiye bu çarpık bakış. Tek bir pencereden demokrasi algısına sahip tekçi anlayışıyla da toplumu dizayn etmeye çalışan bir devlet aklının bugüne kadar birçok topluma, halklara, demokrasi güçlerine vermiş olduğu tahribatları izleyerek geldik. İlginçtir, kapatma davalarıyla ilgili bu mesele, bugün kapatma davası açılması için talimat veren AKP'nin de hafızasında mevcut. Bu parti de bunlardan dolayı muzdarip olmuştu. O zaman AKP'ye yönelik kapatma davasına karşı çıkan, bunun mücadelesini veren en önemli dinamiklerden biri bizdik. Çünkü biz koşulsuz bir şekilde tam demokratikleşmeyi savunan bir anlayıştan geliyoruz. Bir parti kapatma meselesinin ne büyük toplumsal maliyetler yarattığını hep beraber yaşadık ve gördük. 

'CUMHUR İTTİFAKI İÇİN SONUN BAŞLANGICIDIR'

Bundan öte 'HDP kapatılamaz' diyoruz biz. Neden? Çünkü kendi geçmişimize baktığımızda aynı fikri zemin üzerinde yükselen bir yolculuğumuz var bizim. Bu yolculuk tabelaların değişmesiyle, partilerin kapatılmasıyla engellenebilecek, sönümlendirilebilecek, sonlandırılabilecek bir fikriyata dayanmıyor. Tam tersine, büyüyen, gelişen ve bu toplumsal zemin üzerinde de toplumsal örgütlülüğü önüne hedef olarak koymuş bir anlayışla yol alıyor. Dolayısıyla parti kapatma meselesine bugünkü iktidarın yaklaşımı bu zenginliği, toplumsallığı görmeyen, sığ bir yaklaşımdır. Onların düşüncesi 'HDP'yi kapatırsak bu mücadele sönümlenir, topluma dayatmaya çalıştığımız otoriter rejimi hayata geçirebiliriz' şeklinde. Bunu bu şekilde halledemeyeceklerini artık anlamış olmaları gerekiyor. Hem geçmişe bakarak, hem de kendi yaşadıkları deneyimlere bakarak anlamaları gerekiyordu. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bunu anlamaktan uzağa düştüklerini, HDP'yi kapatmaktan medet umduklarını gösteriyor. Ama biz de diyoruz ki; HDP bir fikriyattır, kapatılamaz. Bugün geldikleri durum, Cumhur İttifakı için sonun başlangıcıdır. Otoriter rejim sevdalısı, yarı diktatörlük rejimi peşinden koşanlar için bu kapatma davası talimatını vermek sonun başlangıcıdır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "HDP'nin, herhangi bir isimle açılmamak üzere kapatılması"na ilişkin sözleriyle ilgili HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, "HDP, dükkan değil ki" yanıtı vermişti.

'KOBANİ DAVASI, KAPATMA DAVASI VE FEZLEKELER'

- Bu kapatma davasının zamanlamasının erken seçim planları, MHP kongresi, Öğrenci Andı tartışmaları, ekonomik kriz gibi gündemlerle bir bağlantısı var mıdır?

Hem kısa dönemde ortaya çıkan hem de son altı yılda ortaya çıkan dinamiklere bakmak gerek. Kısa dönemde ortaya çıkan dinamikler tabii ki kapatma davasıyla karşılaşmamıza neden olmuş olabilir. Ama ben daha geniş okumak istiyorum. Özellikle 2014'te Kobani'nin düşmemesiyle başlayan ve çöktürme planıyla devreye konulan senaryonun bir başka aşamasını yaşıyoruz. Bugün karşı karşıya kaldığımız en önemli davalardan biri de Kobani davasıdır. Bu iktidar ve küçük ortağının ortaya koyduğu senaryo sistemlidir. Faşizmin kurumsallaşması sürecidir bu altı buçuk yıl. Otoriter şefçi rejimin inşasına yönelik bir çabadır. 2023'e giderken amaçladıkları bunu hayata geçirmektir.

Bunun önünde en önemli sorunlardan biri Kürt meselesinin çözümsüzlüğüdür. Bunun çözümsüz kalması ve savaş politikalarıyla sürdürülebilmesi de bu iktidarın beka meselesiyle özdeştir. Yani kendi bekalarını tam da bunun üzerinde kurgulamaktalar: Savaş ve baskı politikaları, HDP'yi düşmanlaştırma... Bunun ilk aşaması Kobani olmuştur. Kobani'nin düşmesi arzuladıkları otoriter rejim için önemli olanaklar yaratacaktı. Bölgede Kürtlerin kendi geleceklerini tayin etme haklarını önlemenin ötesinde, rejim kendileri için de manevra alanı yakalayacaktı. Buradan bir yükseliş bekliyordu. Bunu yaparken de Kobani'nin düşmesi kritik bir öneme sahipti. Bunu takip eden en kritik aşama tecridin katılaştırılması ve mutlak hale getirilmesi. Çünkü tam çözüm sürecinin ortasındaydı bu yaşananlar. Bu aynı zamanda masanın devrilmesiyle çözüm sürecinin sonlandırılmasını bize gösterdi. Onun ardından Suruç'taki ve Ankara’daki katliamlar, Cizre bodrumlarında yaşanan katliamlar geldi. 'Allah'ın lütfu' dedikleri darbe geldi. Dokunulmazlıkların kaldırılması, eş başkanlarımızın tutuklanması ve Anayasa değişiklikleri geldi. Senaryoyu oturttuğunuzda perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunu görüyorsunuz. Biz faşizmin kurumsallaşmasına, otoriter rejime karşı demokrasi mücadelesini ön plana taşıdık. Bu anlayışın birinci hedefi de HDP oldu.  HDP'nin kapatılması konusu aslında kamuoyunda bir algı olarak işletiliyordu. Zamanlama da bugüne denk düştü. Hem Kobani davası, hem kapatma, hem fezlekeler.

'GÖRÜŞMELER DEVLETİN GÖZETİMİ ALTINDA GERÇEKLEŞTİ'

- İddianamede 'İmralı Günlükleri' aleyhe delil olarak sunulmuş. O görüşmelerden devletin ve iktidarın haberi vardı. Bu, o süreci yürüten muhatapların suçlu bulunması gibi bir yolu açar mı?

O süreci yürütmekte rol alanların yargılanmamasına dair bir yasa çıkarılmıştı. Kamu görevlilerini kast ediyorlar. Milletvekilleri de kamu görevlisidir. O dönemde görev almış milletvekillerini yargılayamazlar. İddianamenin iler tutar tarafı yok. Tamamıyla talimatla torba yasa yaptıkları gibi torba iddianame hazırlamışlar. Ciddiye alınacak bir tarafı yok. Görüşmeler devletin gözetimi altında gerçekleştirilmiş. Bunu iddianameye suç unsuru olarak koymak istiyorlar, çünkü bunu hafızadan silmek istiyorlar. Bu hafızadan kurtulmak istiyorlar. Bugün izledikleri politika tamamıyla savaş ve şiddete dayalı, Kürt meselesinin çözümsüzlüğüne dayalı bir strateji. Bu stratejiyi rahatsız eden bir şey var onlarda. O da çözüm süreci. Toplum şunu biliyor ve hafızasında canlı olarak tutuyor; Kürt meselesinin çözümü İmralı'dan geçiyor. Öcalan'la yeniden masaya oturulursa bu çözülebilir. Hafızalarda bu canlılığını korurken bunu yok saymak ve ortadan kaldırmak adına o dönemi kriminalize ediyorlar. Sanki görüşmeler suçmuş gibi ortaya koyuyorlar. Devlet 2013-2015 arası bu görüşme sürecini hafızadan silmeye, dosyaları çöp kutusuna atmaya çalışıyor. Bu silinebilecek bir şey değil.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından HDP milletvekilleri, TBMM'de kararı protesto etti.

'FAŞİZME KARŞI YAN YANA MÜCADELE'

-Sizce muhalefet partileri HDP ile yeteri kadar dayanışma içinde mi?

Açık söylemek gerekirse yeteri kadar değil. HDP ile dayanışmada 'yeteri kadarlık' ölçüsü nasıl belirlenir bilmiyorum. Biz bugüne kadar böyle deneyimler de yaşamadık. Çözüm sürecinden örnek vereyim. Sokağa çıkıp insanlara 'Bugünkü yaşadığınız durumla 2013-2015'i karşılaştırdığınızda hangi dönemde yaşamak isterdiniz?' diye sorulsa; Eğer fanatik Kürt düşmanı değilse büyük olasılıkla herkes 2013-2015 çözüm sürecini tercih edecektir. Buradan baktığımızda soruların yanıtları ortaya çıkıyor. Bugün baktığımızda HDP'ye yönelik saldırıların arka planında bunu görüyorsunuz. Çünkü iktidarın önüne koymuş olduğu, o yayılmacı siyaset, egemen güçlerin iktidara dair yaklaşımı, sermaye birikiminin bu konuda gelişimine baktığınızda demokrasiye tahammül edemeyen ve giderek otoriter rejimle yol almak isteyen bir senaryoyla karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Bunun karşısında demokrasi mücadelesi verenler, laik demokratik cumhuriyeti var etmeye çalışanlar var. Şimdi burada en önemli şey, buna ulaşana kadar bu süreci başarıyla yürütebilmenin yegane yolu şu; siyasi ve toplumsal muhalefetin asgari müştereklerde bir dayanışmayı, güç ve mücadele birliğini, faşizme karşı yan yana mücadeleyi gerçekleştirebilmesi lazım.

'MUHALEFET YOL KAT ETTİ, FAKAT YETERLİ DEĞİL'

Sorunuza bu çerçeveden baktığımızda buna olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Ama geçmişe göre gelişmeler de yok değil. 2016'da dokunulmazlıkların kaldırıldığı döneme baktığımızda siyasi muhalefetin o gün sergilediği tavır, toplumsal muhalefetin o gün yeterli duyarlılığı göstermemesine karşın bugün AYM'ye, HDP'nin kapatılmasına yönelik başvuru yapılır yapılmaz tepkilerin birkaç saat içinde ortaya konması bir yol kat edildiğini gösteriyor. Yeterli midir? Tabii ki değildir. Çünkü cesaretle hem toplumsal hem siyasal muhalefet inisiyatif almalıdır. Çünkü bu hepimiz için önemli. Sadece HDP için de değil. Çünkü demokratik yaşama dair ne varsa yok etmeyi önüne koymuş tekçi anlayışla karşı karşıyayız. Bugünden sonra HDP'nin kapatılma davası süreci Türkiye'de bir demokrasi mücadelesi süreci de olacaktır. Bu mücadelenin içinde kim, nasıl yer alacak bunu hep beraber izleyeceğiz. Umudum var mı? Evet var. Çünkü HDP'nin kapatıldığı bir Türkiye'de, HDP'siz arzulanan parlamento ve seçimde kimse demokrasiden bahsedemez.

'ŞU ANDA BİR ŞEY SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİL'

- HDP'nin bundan sonraki yol haritası nasıl olur?

Geçmişten gelen çok önemli deneyimlerimiz var. Bu deneyimler sadece hukuksal anlamda değil, toplumsal örgütlülük anlayışımızda da önemli deneyimler söz konusu. Kendi teamüllerimiz ve siyaset yapma yöntemimiz var. Bu da halkımızla ve kurullarımızla birlikte ortak karar alma şeklinde. Bütün kurullarımız toplantılarını hızla gerçekleştirecek. Halkımızla ortaklaşmalar gerçekleşecektir ve elbette bir yol haritası çıkacaktır. En sağlıklısını da hayata geçireceğiz. Şu anda bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü bu görüşmeler henüz başlamış değil. Umarım ki en kısa sürede gerçekleştirilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR