HDP'yi kapatmak çözümse, 'kolay gelsin…' (2)

Cumhurcu iktidarın adeta gözleri kararmış. HDP'nin kapatılması ile ilgili iddianame Anadolu Ajansı üzerinden anında basına sızdırıldı. Halbuki öncelikle HDP'ye verilmesi gerekirdi.

İddianamede eski ve yeni Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, bir kısmı milletvekili, bir kısmı da düz üye olmak üzere 687 kişiye 5 yıl siyasi yasak cezası verilmesi isteniyor.

Anlaşılan HDP sadece hukuken değil, siyaseten de sahadan silinmek isteniyor.

Bir bilgi: İddianamenin basına sızdırıldığı tarih olan 14-15 Mart'tan takriben 'bir hafta öncesine kadar ilgili Savcılığın vs. bu yönlü herhangi bir çalışması yoktu. Anlaşılıyor ki iddianame MHP tarafından önceden hazırlanıyor. Beştepe'ye gönderiliyor. Basına da yansıyan Cumhurbaşkanı, Bahçeli ziyaretlerinin sonucu bu oluyor.'  

Bu meselenin asıl siyasi muhatabı Cumhurbaşkanı elbette.

Davayı hızlı sonuçlandıracaklar gibi görünüyor. Tabi araya caydırıcı bazı dengeler girmediği takdirde.

 
'İddianame siyasi bir metin'

Herhangi bir kanıt gösterilmeden HDP'nin PKK/KCK'nin siyasi görünümlü uzantısı olduğu iddia ediliyor.

HDP'nin hiçbir milli meselede Türkiye'nin yanında yer almadığı, Türkiye'nin karşısında kim varsa onun yanında yer aldığı iddia ediliyor.

Milli meseleler dediği Suriye, Irak ve Libya'ya dönük savaş politikaları ve sınır ötesi operasyonlar…

Buna göre HDP'nin komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ve barış içinde bir arada yaşama, savaş karşıtı, barış yanlısı politikaları gayri millî, dolayısıyla suç olmuş oluyor.

Aslında bu noktada savcı öznel davranıyor. Muhalefet iktidarın dış politikasının bir parçası olmak zorunda mı, bu mümkün mü?

Kongrelerde gelenek gereği demokrasi ve özgürlük mücadelesinde toprağa düşenler için yapılan saygı duruşu 'PKK kongreleri' yapıldığının kanıtı yapılmış.

Yine hiçbir kanıt ileri sürülmeden PKK/KCK organı gibi onun talimatları doğrultusunda hareket edildiği iddia edilmiş.

PKK/KCK'ye 'terör örgütü diyemedi' diye bir suç icat edilmiş ve 'diyememe' hali PKK/KCK'nin organı gibi davranmanın kanıtı yapılmış.

Denmiş ki "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak ve toplumun huzur, güven ve birlikteliği için temelli kapatılması hukuksal bir zorunluluktur."

"Temelli kapatılması" denilince "hukuk" kalmıyor ki, "hukuksal zorunluluk" olsun…

"Davanın ivedilikle görüşülmesi" (yangından mal mı kaçırılıyor, bu acele neyin alameti!) istenerek "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline gelen HDP kapatılmalıdır" denmiş.

Bu iddianın arkasındaki sorumlu siyasi güce bir zamanlar "irticanın odağı" iddiasında bulunulmuştu.

Yapılar, kişiler değişir ama suçlamaların özü değişmez. Burası Türkiye demek yerinde olur herhalde.

Suç kanıtları suç iddialarına denk düşmüyor. Afaki laf yuvarlamalarını aşamayan iddialardan öte bir şey yok iddianame de…

Kendi içsel mantığı içinde en önemli iddialar siyaset yasağı konulması istenen 687 kişinin yargılandığı davalar. Her birinin yargılandığı davalar alt alta sıralanmış. Hepsi ama hepsi istisnasız 'terör örgütü üyesi' ya da 'terör örgütü propagandası' yapmakla suçlanıyor iddianamede.

Suç iddialarının hepsi düşünce ve kanaat ifade etmekten ibaret. Örgüt olarak da ortada HDP, EMEP, İstanbul Barosu, Tabipler Odası, DİSK, TMMOB, İnsan Hakları Derneği, 78'liler Girişimi gibi yasal parti, oda, dernek vb. kuruluşlar var.

Suçlanan 687 insanın bir kısmı yargılandıkları davadan beraat etmiş. Bir kısmının da yargılamaları sürüyor.

Yani ortada ne iddia ettikleri gibi ne 'terör ile herhangi bir ilişki' var, ne de mahkumiyetle sonuçlanmış bir dava var.

Ama hepsinin bir şekilde 'teröre' bulaştıkları iddia edilerek siyasi yasakları istenmiş.

Her şey bir yana masumiyet karinesi nerede?

İddianameye 6-8 Ekim Olayları iddianamesi de kanıt olarak konmuş. Bu davanın daha duruşması bile yapılmadı, daha kendi mahkemesinde bile okunmadı ama kanıt işte!..

Hiç şüphesiz iddianame siyasi saiklerle hazırlanmış bir metin, hukuki bir metin değil…

Hiç şüphesiz tarih önünde yargılananların yargılayacağı bir dava olacak!

HDP'yi kapatma çözüm mü?

Bahçeli'yi anlamak mümkün… MHP cenahında ciddi bir yıpranma var. Bütün anketlerde yüzde 10 seçim barajını aşamayacağı gibi bir sonuç çıkıyor.

Tarihin ironisi! Yüzde 10 seçim barajı HDP gibi "makbul" olmayan partiler için getirilmişti, aşağıya çekme Bahçeli'ye ve MHP'ye düşebilir. Üstelik Akşener gibi dişli bir rakip ile karşı karşıya.

HDP'nin kendi politikaları gereği Millet İttifakı adaylarına destek vermesinin dolaylı olarak İYİ Parti'nin güçlenmesine katkı sunduğunun da çok farkında.

Daha fazla kaybetmemek, toparlanmak için Türk milliyetçilerini ve ırkçılarını kazanmak zorunda. HDP'ye ve demokratik halk güçlerine karşı artan ölçüde saldırganlaşması bunun sonucu.

Kürtlere vurarak kazanmak istiyor. Cilalı vatan aşkı işin yutturmacası…

AK Parti ya da Cumhurbaşkanı politikalarını anlamakta zorluk çekmemek mümkün mü?

Bölgede kendine oy veren muhafazakâr Kürtlerin bu politikaları hazmetmekte zorlanacağını, hatta bir kısmının DEVA ve Gelecek Partisi'ne, bir kısmının kapatılırsa şayet HDP'ye yakın bir partiye oy vereceğini, bir kısmının ise sandığa gitmeyeceğini, geriye de fazla bir şey kalmayacağını görmüyor mu?  

Yoksa 6,5 milyon seçmenden öte, Kürtlerle defter kapatıldı mı?

Bu görüşlerde gerçeklik payı var ama yeterli değil gibi…

Cumhurbaşkanı ve Bahçeli, Millet İttifakı'nı parçalamak istiyor. HDP/terör algısı üzerinden İYİ Parti'yi koparmaya, İYİ Parti-CHP ittifakını dağıtmaya oynuyorlar ama olmuyor.

Bu iki partinin, özellikle de İYİ Parti'nin HDP'ye karşı yaptıkları bütün siyasi 'defolarına' karşın HDP tepkiselleşmiyor, bir şekilde 'birlik' siyasetinde ısrar ediyor.

Cumhurcu iktidar da anlıyor ki Millet İttifakı siyaseti içinde yer almasa bile kilit bir siyasi güç HDP…

HDP'nin kapatılması, HDP'nin üye ve yöneticilerinin yasaklanması sonrasında nöbeti devralacak yeni partinin özellikle birlik konusunda aynı akılcılığı gösteremeyeceği düşünülüyor. 

HDP'nin kapatılmasının da etkisiyle muhtemelen daha sert politikalar izleneceği, düşünülüyor.

HDP'nin kapatılması tasarımında bu düşüncenin önemli bir rolü olmalı, var…

En son Newroz'da ortaya çıkan kitle dinamizmi ve HDP'yi sahiplenme hali karşısında bir devlet aklı varsa şayet, şunların bir kez daha düşünülmesi zorunlu:

6,5 milyon seçmen, aileleri, akrabaları, sülaleleri ve aşiretleriyle 20 milyona varan ve nüfus haddi katlanarak artan Kürt potansiyeli ne olacak?

Aradan HDP çekilirse, devlet doğrudan çok daha hınçlı, çok daha dinamik bir halk tabanıyla karşı karşıya gelmeyecek mi? 

'Temelli kapatma', legal demokratik alanı tamamen kapatma ile eş anlamlı olduğuna göre, Türkiye'nin demokratik değerlerin kalıntılarına da veda etmesi kaçınılmaz olmayacak mı?

Yeni durumun muhatabı HDP ve benzeri partiler olmayacağına göre de kim olacak, dersiniz... 

Kolay gelsin…

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR